Herkese bir hain lazım!
Milletin yüzde 90’ı, yüzde 10’un hain olduğundan emin.
Yüzde 90’ın bir yarısı da, diğer yarının hain olduğundan emin.
Herhangi bir taraf için, hainlerin kümülatif oranı yüzde 55.
Mustafa Denizli’nin meşhur “yüzde 51”inden de yüksek.
Zaten referandum da muhtemelen böyle tecelli edecek:
Ya yüzde 45 evet, yüzde 55 hayır…
Ya yüzde 55 evet, yüzde 45 hayır.
Sonuç, milletin bir bölümünün ötekinin hainliği hakkında fikrini değiştirmeyecek.
***
Her iki bölüm de bir öteki için daha uygun, daha saygın sıfat bulamıyor.
“Hain” her kalıba geliyor, her kaba uyuyor.
Millete eskaza lider mider gider olmuş nice sivil ve asker şahsiyet de hep öyle belledi.
“Hain”i tahkim için sık sık, “döl, sünnet, soy, sop” gibi kavramlara başvurmaları bilimsel titizliklerinden!
Başkasının köküne, şeyinin kökenine aşırı ilgili zevatın, kendi kökü, kökeni üstüne alabildiğine meraksızlığı ayrı konu.
Yoksa, 1071’de gelindiğinde burası boş arazi değildi Hocam! Ne öyle bir günde gelindi, ne iki günde yerleşildi.
Göçlerle, cenklerle, dört koldan, harman olunduğunda… ne hanedanlar kurarken, ne yeniçeri ne hareket ordusu yürütürken “saf”lık hükümran değildi.
***
Belki de, dünyada “birlik, beraberlik, bütünlük, aynılık” üstüne en çok nutuk, teori ve yalan üretilmiş, en çok teselli bulunmuş, en çok slogan, tezahürat, gurur tüketilmiş ülke.
Şaşırtıcı ve acı. Acıtıcı.
Çünkü, birbirine asgari güvenmeyen, birbirine asgari sevgi ve saygısını yitirmiş, birbirinin kökenine, soyuna sövmeye alesta, birbirinin hakkına tükürük bezesi…
Ne dinin kardeşlik, ne cumhuriyetin eşitlik ilkelerini sindirebilmiş bir kalabalık hali…
Demokrasinin hak ve özgürlük saygısını kabullenememiş bir sosyaldemokratikhukuk sureti.
Sosyalist misin, hainsin idi.
Dindar mısın, hain.
Kürt müsün, hain.
Alevi misin, hain.
Ermeni, zaten! Bir CHP’li “cumhuriyetçi” milletvekili “Cumhurbaşkanı soyunda Ermenilik var” diyebildi aşağılamak için; ve “muhafazakar” Cumhurbaşkanı, bunun “aşağılama, hakaret” olduğuna dair, bu ülke hukukuyla dava kazanabildi.
Cumhuriyetçi de hain, liberal de, demokrat da.
Yukarıdaki “hainler”in neredeyse hepsi için de bir öteki hep hain.
Milyonlarca yıllık evreni, binlerce yıllık dünya tarihini, yüzlerce yıllık kendi tarihini, dünü, bugünü, yarını; evrenin, dünyanın, ülkenin, milyonlarca insanın bin bir rengini izah edebilmek için ne büyük, ne ortak bir sözlük!
Astronotu olmayan, onu bırakın bir sirk dahi kuramayan beceri ikliminde, ne çok “hainolog” yetişti.
Kimi köken kazıyor, kimi iddianame yazıyor, kimi andıç düzüyor, kimi hakikat büzüyor, kimi tetikçi diziyor.
Ve kimileri de, bir hain listesinden diğerine “ara transfer”:
Daha önce hain diyenler bağrına basarken, eskiden kanka çıkanlar kanını istiyor.
Hainlere karşı hassasiyet ispatının ananevi yolu, ötekinin imhasını, infazını talep.
Bazen bağıra bağıra, bazen kitlesel histeriyle, bazen köşede pusuda bekleyen bereli çocukla.
***
Ülkenin milyonlarca ezileni, aşağılananı, horlananı var.
Bunun sınıfsal bir şey olduğunu idrak etmek içinse mektep yok.
Aşağılananların kendini saygın görebilmesinin yolu; işinde, aşında kendini aşağılayan sisteme diklenmek değil, bir başka aşağılananı aşağılayıp kendi üstünlüğünü ırkla, dinle, mezheple, soyla ispat etmek.
Kendi ruhunu, kendi sesini, kendi kalbini kaybetmişlerin en büyük ziyafeti; kendine esasta çok benzeyen bir başkasını “öteki ve hain” menüsünde yiyip bitirmek.
Ayranın yoksa içmeye, düşmanın olacak biçmeye!
Hadi evet ya da hayır deyin!