Hayatımın hiçbir döneminde 'yerleşik düzene' biat etmedim
Hiç tereddüdünüz olmasın, eğer bazılarımıza aşılanan korkular bir gün hayata geçer ve şu andaki siyasi otorite “yerleşik bir düzen” haline gelirse, ona karşı da en büyük mücadeleyi verenlerden olacağım.
Sevgili dostlar, 2007 sonrası “köşe taşları” kırılmaya başlayan, elemanları tek tek sıkışan “yerleşik düzen” için son umut “referandumda hayır çıkması” ve genel seçime kadar karşı atağa geçip “kendilerine biat etmeyen siyasi otoriteyi ” götürmeleri. Hayır çıkarsa çok şey olacak; vergi borçlarından kurtulacaklar, bugün patron istemesine rağmen gazetelerinde barındıramadıkları “GÜÇ TACİRLERİNİ” geri getirecekler, ekonomiyi istedikleri gibi manipüle edecekler, faizi yükseltip eski bildikleri bütün oyunları oynayacaklar. Ama dediğim gibi, 2007 sonrası ellerinden alınan bütün bu isteklerine kavuşabilmeleri için tek bir “şart” var: Pazar akşamı “hayır” çıkması...
Dostlarım, onların bunları istemesi, her şeyi “suyumuzu kaynatalım, istediğimizi oynatalım” tadında algılamaları doğal. Benim anlamadığım, “gerçekten Atatürk sevdalılarının, Cumhuriyet tutkunlarının”, bu adamların ve kullandıklarının peşlerine düşmeleri. Kurma kollu yerleşik düzen uzantılı basın bugün en büyük Atatürk takipçisi, “Bu düzen yıkılsın” diyen bizler ve “IMF ile anlaşmayıp” halkını soydurmayan, TÜSİAD’a rest çeken hükümet, Atatürk düşmanı!
Tezgâh öyle güzel kurulmuş ki. Atatürk de olsaydı onlar gibi yapardı değil mi! Aynen şöyle derdi: IMF ve yurtiçi odaklar birleşsin, benim halkımı soysun, içtiği şarabın şişesi 10 bin TL olanlar da basını yönetip Türk halkını uyutsun! Bu tezgâhı nasıl göremiyorsunuz? Nasıl bu “Cumhuriyet ve Atatürk pazarlamacılarının” aslında her şeyi kendi çıkarları için “irtica ve terör” perdesi altında sergilediğini gözden kaçırıyorsunuz.
İşte en güncel örnek, bana karşı yürütülen kampanya... Tek suçum; yerleşik düzene basına ilk girdiğim günden bugüne karşı olmak, 50 yıl kalabileceğim makam ve mevkileri “Yaptığınız yeter” diyerek terk etmek ve son olarak da bu ülkede “yerleşik düzene biat etmeyen” bir Başbakan’a, “başbakanlara davranılması gerektiği gibi” yaklaşmak... Ne kadar büyük suçmuş! Gerçekten ben ne kadar “hain bir yaratığım”! Oysa Başbakan dediğin nedir ki; pijamayla karşılarsın, kapıya kadar bile geçirmeden, oturduğun yerden uğurlarsın, o senin adamındır!
Oysa gerçek suçumuz çok basit ve anlaşılabilir: Onların düşündüğü gibi düşünmez, onlar gibi yaşamaz, onlar gibi giyinmez; ellerimizde “içki kadehleri” sabahlamaz; kumar masası kardeşliği yapmaz; hazine bonolarından aldığımız faizi yediğimiz anlar “dergilere” kapak olmazsa; BİZLER DIŞLANIRIZ. Çok ama çok tehlikeliyiz; çünkü suç ortağı olamayız. Bizler tam bir “ötekiyiz”! Hayat tarzımız onlara göre farklıdır ve “cezalandırılması” gerekir! Onların “taptıklarına” tapmaz, biat ettiklerine etmeyiz. “Yerleşik düzenin” çarklarına su taşımaz, doğru veya yanlış kendi inandıklarımızı kendi yolumuzda ifade ederiz. Doğru veya yanlış önemli değil; kendi “yolumuz” olması bile “hain” olmamız için yeterli. Oysa sisteme su taşımak ne kadar şerefli bir iş...
Sonuç: EVET diyeceğim... Nedeni de son yaşadıklarımdan ve ülke genelinde gördüklerimden sonra daha da açık benim için... Bu ülkede “çıkar odaklarının kol kola girdiği” iğrenç derecede kokuşmuş “kirli” bir düzen var. Yıllarca bu ülkenin kanını emmişler, bu da yetmemiş “basın” diye karşımıza çıkardıkları “şaklabanlar” ile “istediklerine inanmamızı” sağlamışlar, içeriden ve dışarıdan öyle “kenetlenip, o kadar korkunç” bir “rant mekanizması” kurmuşlar ki; kendi değirmenlerine su taşımayan herkesi “öteki” ilan etmişler. “Hakkı olan her şeyi” Türk halkına karaborsa sırasıyla satmışlar, devletten aldıkları kredilerle “kendi burjuva devrimini” yapmışlar, “kanarya sevenler derneğinden” farklı olmamasına rağmen kurdukları yapılarla her şeyi kontrol etmişler, yarattıkları gazeteci parçalarına “aklen ve ruhen biat ettirip” kamuoyu oluşturmuşlar, yılda 50 milyar dolar faizi ceplerine indirip “irtica-terör” algılamasıyla “Türk halkının DNA’sını” tehdit haline getirtip Türk askerini dahi kendi oyunlarına alet etmişler...
Son söz: İşte bu kirli düzen daha da ağır bir darbe alsın ve “tasfiye yoluna” bir adım daha yaklaşsın diye “Evet” diyeceğim...
Not: Türk halkı, sokaktaki işsizinden karargâhtaki kurmay subayına kadar “neyin ne olduğunu çok ama çok iyi analiz” etmeli ve algılamalı. Yerleşik düzenin tasfiye edilmesine “evet mi”, yoksa “onlara dokunulmasına hayır mı”?