Bu ülke 'Bitlis'i çözerse…
Diyarbakır’ı, İstanbul’u, Ankara’yı da daha iyi anlar.
Eşref Bitlis’i anlarsa; Yozgat, Kayseri, Elazığ, Kocaeli, Trabzon, Şırnak… onca çocuğun biner biner nasıl öldüğünü belki daha iyi kavrar.
İncirlik, Çekiç Güç, işgalciler, kuklaları daha iyi anlaşılır belki.
Belki Uğur Mumcu da çözmeye çalıştığı sırlarla sır olmaktan çıkar.
Sözde cumhuriyetçilik, bağımsızlık, demokratlık, vatanseverlik, milliyetçilik üstüne uyuşturucu ve kan kokulu nice gürültünün desibeli belki artık sıkıntı verir.
“Evlatları”nı ölüme yollayan, öldüren, öldürten, askerini veya komutanını pusuya düşüren, binlerce kaybın kafasına sıkan, on binlerce acının “terör kadar” sorumlusu günah güruhunu belki ruhumuzdan sökeriz.
Çözersek, hakikat belki daha çok birleştirir, kaynaştırır.
***
Yargı, Meclis, devlet, hükümet, medya gereğini yaparsa tabii. Bir şey daha: Vicdan!
Vicdanı huzursuz, hakikatlerin kâbus gibi uykularını rahat bırakmadığı “insanlar” lazım.
Üniformasını, rütbesini, sivilse makamını çoktan terk etmiş…
Sırları, tanıklıkları yüreğinde taş gibi taşıyan; o taşı kırmak için çırpınmaya ebedi mahkûm, günahlara zincirli, zincir şakırtısından huzur bulamayanlar lazım.
Karanlıktan firar etmek, bulaşmış tüm kir ve pasla güneşe koşmak isteyenler lazım.
***
Bilirkişinin “kesinlikle sabotaj” dediği; bir sanık albayın “temizlik” derken kayda geçtiği; emekli savcı albayın “kuşku dolu” bulduğu “kaza” kazındıkça ne çok ölü çıkıyor.
Generaller, albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar…
“Terörle, devlet cinayetleriyle, ABD tuzaklarıyla, uyuşturucu ve silah tacirleriyle başka türlü mücadele” istemiş bir “subay grubu” ortadan kalkmış.
Suikastlar, sözde intiharlar, sözde çatışmada ölmeler.
Sivil ve askeri yöneticileriyle; sivil ve askeri yargısıyla devlet, “şüpheli ölümler”i nasıl hızla kapatmış!
***
O uçak, 17 Şubat 93’te Kara Havacılık’tan kalktı. Mumcu’nun öldürülmesinden 24 gün sonra.
Bitlis 10 gün önce “ABD uçakları PKK’ya yardım atıyor” demişti. “Devlet birimleri cinayetlerinin bölgede yarattığı nefret”e dikkat çekmişti.
Uçağın kalktığı yerin komutanı, şimdi E General sıfatıyla, paralı üniversite kadrosundan, TV’de “militarizme, balyoza, savaşa evet; bedelli askerliğe hayır” yıldızı.
Çok konuşuyor, bir tek bu konuda doğru dürüst bir şey söylemiyor! O gün acele “Buzlanma” diyen Genelkurmay Başkanı Güreş gibi!
“Kaza yeri”ne giden ilk savcı, Emekli Albay ise hala şaşkın:
“Uçak düştüğü halde, o general terfi ettirildi.”!
Not: Kaderin tuhaf cilvesi mi! E General Armağan Kuloğlu’nun kardeşi, Pilot Yüzbaşı Gürdoğan Kuloğlu da 26 Ağustos 1986’da Bolu’da helikopter kazasında ölmüştü. Hem de Cumhurbaşkanı Evren’e tahsisli, ama onun binmediği, başyaveri Albay Cevat Erten’in bulunduğu VIP helikopterde. 11 yıldır Evren’in yakınında olan Erten, 3. Cumhurbaşkanı Bayar’ın cenazesinde Evren’i temsil için İstanbul’dan Ankara’ya, Kara Havacılık’a giderken ölmüştü!
Bir tarih cilvesi daha: Susurluk için Meclis’te ifade veren, şimdi Ergenekon sanığı olan Doğu Perinçek, “Orgeneral Fisunoğlu Bitlis’in uçağa bineceğini 4 kişinin bildiğini söylemişti: Kendisi, Güreş, Bitlis ve Kuloğlu. Fisunoğlu mertçe açıklamalı. Araştırdık, Kuloğlu’nun ABD’ye çok sıkı ilişkili, orduda ABD’ci bilinen general olduğunu tespit ettik. Bu işte ne dahli var, bilmiyoruz” demiş, “suikast”te Cem Ersever, Abdullah Çatlı adını ve 20 subaylık bir ekip telaffuz etmişti. Ersever de sonra öldürülmüş, Çatlı da Susurluk’ta “kaza”da ölmüştü.