• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

[javascript protected email address]

'Cumhur'un 'apoletsiz' renkleri

31 Ekim 2010 Pazar, 12:29:34

CUMHURİYET Bayramı nedeniyle Çankaya Köşkü'nde düzenlenen resepsiyona "Asker" ve "CHP" gelmedi. Konuyla ilgili grup kararı almayan CHP, iki milletvekili dışında grup olarak gelmeme yolunu seçti.
Onun dışında iyilik güzellik. Emel Sayın da güzeldi, Hayrünnisa Gül de. Ahmet Kekeç'in mütesettir eşi de şıktı, gazetemiz yazarlarından Pakize Suda'nın kıyafeti de. Erkekler de fena görünmüyordu. Haşim Kılıç'ı gülümserken görmek hoştu. Türkiye hahambaşısı müşaviri Moris Levi ile sohbet etmek de. Onu gördüm, bunu işittim vs. Normal bir ülkede olay budur, bu kadarla kalmalıdır.
Ama öyle olmuyor. Bir yanda resepsiyonda olmalıyım diye çatlamalar, davet alamadığı zaman karalar bağlamalar var... Diğer tarafta tavır koyup protesto etmeler. İlki sıradan bir ihtiras, ikincisi ise ayrımcılığı doruk noktalara taşımak, "ortak kodlara" saygısızlık.
CHP'nin gerekçesini biliyoruz. Kılıçdar-oğlu'nun, "Hanımefendi'ye haksızlık ediyorlar, resepsiyona katılmama nedenimiz asla Bayan Gül'ün türbanı değildir" ifadesi, mevcut gerilimin bütün yükünü "başörtüsüne" yüklemekten kaçınma gibi bir hassasiyetten kaynaklanıyor olabilir. Fakat "asıl" meseleyi Muharrem İnce açık ve seçik bir biçimde ortaya koymuştu. Bu gerekçe, YÖK'ün bildirisiyle üniversitelerdeki yasağın esneme yoluna girmesiydi. Yani ki sebep elbette Hayrünnisa Gül'ün başörtüsü, vekil eşlerinin başörtüsü, dışarıdan katılan kadın basın mensuplarının; benim ve Sibel Eraslan'ın başörtüsüydü. Yüzlerce davetli arasında taş çatlasa 25-30 kişiydik, çoğumuz birbirini tanımıyordu, ama cumhuriyeti tehdit ettik, CHP'lileri ve askerleri kaçırdık. Ne cumhuriyetmiş. Ben kendisini daha iri yarı güçlü bir şey olarak tasavvur etmiştim.
Bu Muharrem İnce'ler, Önder Sav'lar CHP'nin malum çoğunluğu yani, sakın ola ki gidip başörtülü "analarla/bacılarla" fotoğraf çektirmesinler bundan kelli. "Ama onlarınki tülbent, türban değil" filan da demesinler. Elbette merdiven altında kaçak çalıştırılan başörtülü işçiyle, diğeriyle olduğu gibi diyalog kuracaksın. Bu ne zaman meziyet oldu? Gerçek şu: Sıra merhamet değil eşit muamele talep eden başörtülü ile temas etmeye gelince, ne yazık ki duvara tosluyorsun. İş, snob bir mekânı, seçkin bir daveti, "cumhurun" tercihlerinin yüksek düzeyde yansıdığı ve temsil edildiği bir platformu paylaşmaya gelince rengin değişiyor. O zaman "cumhuriyetin" anlam ve önemini, bekası ve devamına ilişkin ortak ideali "bölüşmek" istemediğin ortaya çıkıyor. Teoride bir sıkıntı olmadığı fikrini taşıyan benzerini bile eziyorsun; "Türkiye'de laiklik tehlike altında değildir" dedi diye, ince ince hizaya çekmeye çalışıyorsun, kendi genel başkanını bile.
Halk Köşk'e çıkıyor, CHP halka iniyor. Tekebbürün zirvelerinde dolaşıyor ama bu kibir bize "tevazu" olarak oynatılıyor. Ne karmaşık cumhuriyetmiş...
ASKER YOLU GÖZLEMEK
Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Yurtta sulh, cihanda sulh" hedefine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti'nin, önemli gün ve bayramlarının hep "savaş" çağrışımı yapıyor olması manidardır. Zira savaş çağrışımı kaçınılmaz olduğunda milletin "asker" niteliği de perçinlenmiş olur. Dolayısıyla bu önemli gün ve bayramlarda ve bu kutlamalar vesilesiyle düzenlenen toplantılarda gözler "asker"i arar.
Bu resepsiyonda da öyle oldu. Sanat dünyası, iş dünyası, gayrimüslim cemiyetin kurum ve derneklerinin temsilcileri, medya mensupları, kanaat önderleri, vekiller, bakanlar, STK yöneticileri oradaydı. Ama kaçınılmaz olan oldu: Asker yolu gözlendi.
İlker Başbuğ'un, düşman saflarına "Allah Allah" nidalarıyla akın ettiğini iddia ettiği askerimiz, Allah'ın vecibesini yerine getiren kadınların katılımını Cumhuriyet Bayramı'na yakıştıramadı. Bilmeden iyi bir şey yaptı. Bu sayede belki cumhuriyeti, silahlı savaşlı kuvvetler çağrışımından arındırıp, adından anlaşıldığı üzere "cumhur"un apoletsiz renkleriyle, silahsız çoğulculuğun çağrışımlarıyla donatmak mümkün olabilir.

Diğer Yazıları

'Filmin büyüğü'

  • Yayın Tarihi: 25/05/12 10:00
  • [javascript protected email address]
NE ilginç bir ülke. Devlet adamları "düşünce ve ifade özgürlüğünden" doyasıya yararlanıyor; bir ülkeyi yönetiyor olmanın getirdiği sorumluluklarla bağdaşmayan açıklamalar yapabiliyorlar, ama köşe yazarlarından, gazetecilerden, entelektüellerden "azami"...
Devamını Oku

'Organik insan' kaldı mı?

  • Yayın Tarihi: 23/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
GELECEĞİNİN tekin ellerde olmadığını hissedenlerin bezgin hayıflanmasına, geleceği sezer gibi artan "yamyam filmleri" eşlik ediyor sinemalarda. Savaş öncesinin sessizliğine saygı duyarcasına ağır ağır aşağı düşüyor kaşlar, muhabbet hep aynı konuya...
Devamını Oku

Sembolleri kurcalamanın kaçınılmaz sonucu

  • Yayın Tarihi: 20/05/12 12:43
  • [javascript protected email address]
YARI sivil, yarı resmi olarak kutlanan son 19 Mayıs törenleri tüm yurtta "coşku" içinde kutlandı. Büyük konvoylar halinde, büyük öbekler, topluluklar caddelere akın etti, büyük çelenkler hazırlandı, büyük pastalar kesildi ve büyük heykeller dikildi. 19...
Devamını Oku

Kim?

  • Yayın Tarihi: 18/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
ULUDERE faciasının üzerinden aylar geçti. İstihbarat verilerinin ABD'nin insansız uçaklarından geldiğini ileri süren WSJ haberi, ABD'nin faciadaki payını ortaya koyuyor gibiydi. Haberin yarattığı heyecanla ilk andan itibaren Uludere mağdurlarının ABD'ye...
Devamını Oku

Türkiye'nin 'geciken adalet' sorunu

  • Yayın Tarihi: 16/05/12 10:05
  • [javascript protected email address]
KÜRT meselesinin çözümünden memur olanlar, Kürtlerin özgürlük alanlarının eskiye oranla çok ama çok genişlediğini, ama Kürtler adına silahlı ve silahsız mücadele yürütenlerin bununla yetinmediğini, sürekli yeni şeyler istediklerini ileri...
Devamını Oku
Tüm Yazıları