Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tekfen Filarmoni Orkestrası, İstanbul'da geçen Cuma gecesi güzel bir konser verdi.

        Romen şef Yoel Levi'nin idare ettiği orkestra önce 1977'de ölen Türk besteci Ferit Tüzün'ün "Türk Kapriçyosu"nu çaldı, 24 yaşındaki Rus piyanist Denis Kojuhin'den Rahmaninov'un herhalde hiçbir zaman eskimeyecek olan ikinci konçertosunu dinledik, daha sonra Çaykovski'nin "Slav Marşı", Haçaturyan'ın "Gayane Süiti" ve Borodin'in "Kuman Dansları" icra edildi.

        Borodin'in "Poloveç Dansları" diye bilinen eserini neden "Kuman Dansları" diye yazdığımı merak edenler çıkabilir, söyleyeyim. En eski Türk kavimlerinden olan Kumanlar'a Rusça'da "Polovtsi" denir, "Poloveç Dansları" da "Kuman Dansları" demektir. Eser, Borodin'in 12. asırda yaşayan, Rurik Hanedanı'ndan olan ve Kuman Türkleri'ne karşı akınları ile tanınan Prens İgor Svyatoslaviç'in efsanelerini konu aldığı "Prens İgor" operasının bir bölümüdür.

        Kimse kusura bakmasın: Ben, bizdeki resmî orkestraları dinlemeyi sevmem! Zira Avrupa orkestralarını işittikten sonra, resmî orkestralarımızın icraları, özellikle de tınıları bana biraz yavan ve ucuz gelir. Birkaçı istisna olmak üzere, Türk icracılar hakkında da aynı şekilde düşünürüm. "Aslını dinlemek varken onlar kadar hislendirmeyen müziği neden dinleyeyim ki?" derim ve bu işi kaliteli bir elbiseye sahip olma imkânı bulunanların gidip ucuz taklitleri satın almalarına benzetirim.

        Resmî orkestralarımızın tını ve eserin ruhunu yansıtma bakımından geride kalmalarının en başta gelen sebebi bu işin hâlâ devlet memurluğu zihniyeti ile yapılması ve klasik müziğin hissiyatını bir türlü kavrayamamış olmamızdır. Bunda, klasik müziğin bir dönemde zorla sevdirilmeye çalışılmış olmasının da etkisi vardır.

        Ama, geçen Cuma gecesi Tekfen Filarmoni Orkestrası'nı Batı'nın gerçek bir orkestrasının konserine gitmişcesine zevkle dinledim. Gayet güzeldi, zira orkestrada çok sayıda yabancı müzisyen vardı, yani "kendi müziklerini" yapıyorlardı.

        TÜRK BEŞLERİ'NİN YAŞITI

        Konserden sonra "Böyle güzel, zevkle dinlenen ve dünya çapında bilinen eserler bizde neden bestelenmedi?" diye düşündüm...

        Çaykovski ile aslen Gürcü olan Borodin'i bir tarafa bırakalım, zira her ikisi de 19. yüzyılda yaşamışlardı ve ayrı bir gelenekten geliyorlardı. Tatar asilzadesi RahmanîMırza'nın soyundan olan Rahmaninov'u da saymayalım, zira ailesi sonraları tamamen Ruslaşmıştı ve yaptığı müzik, yetiştiği kültürün müziği idi.

        Peki ama ya Haçaturyan?

        "Spartakus" ile "Gayane" balelerinin ve dünyanın en tanınmış melodilerinden olan "Kılıç Dansı"nın bestecisi Aram Haçaturyan'ın eserlerini bizim kompozitörlerimiz ile mukayeseye kalktığımızda ne düşüneceğiz?

        Haçaturyan 1903 doğumludur, yani bizde bir çevrenin yere-göğe koyamadığı ama eserleri 70 küsur seneden buyana dünya çapında hâlâ takdir görememiş ve tanınmamış olan "Türk Beşleri"nin yaşıtıdır. Tiflisli gayet fakir bir Ermeni ailenin çocuğudur, müzik tahsiline geç başlamıştır ama sadece "Kılıç Dansı" bile, artık dünyanın en meşhur ezgilerindendir ve bilgisayar oyunlarına kadar girmiştir.

        HATAYI NEREDE YAPTIK?

        Türkiye'nin "Musiki İnkılâbı"nın üzerinden bu kadar uzun seneler geçtikten sonra, hiçbir zaman ciddî şekilde kabul görmemiş birkaç bestecisini bir çevrede kendi kendine reklam etmeyi bir tarafa bırakıp dünya çapında kompozitör çıkartamamış olmasının sebebini artık açıkça tartışması gerekiyor.

        Eksiklik nerede ve kimde? 1930'larda ekonomisini tahıl ihraç ederek ayakta tutmaya çalışan Türkiye o zamanların bütçesinde önemli bir yer tutan "Musiki İnkılâbı" yatırımını yanlış kişilere ve yanlış politikalara mı yaptı? Başarısızlıkta memleketin geleneksel müziklerine dudak bükmenin tesiri oldu mu? Sadece "mecburî hizmet" gereği eser veren besteciler yetiştirmekten niçin bir türlü kurtulamadık?

        Ve, en önemlisi: Halk, bu müziği neden bir türlü benimsemedi?

        Diğer Yazılar