• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

[javascript protected email address]

Eşitliğin şanssızlığı

14 Kasım 2010 Pazar, 12:06:51

MİNE Kırıkkanat'ı izliyorum, Habertürk "Akşam Raporu"nda, Ece Üner'in programı deyip takılmışım. Tahammülsüzlüğün bütün mimikleri geçit resmi yapıyor yüzünde. "Hak" dedi, "özgürlük" dedi diye göz açtırmıyor Prof. Dr. Meyda Yeğenoğlu'na. "Başörtülü kadın entelektüel olamaz" diye fokurduyor Mine Hanım. Gerekçesi de akıllara seza. Başını örten sorgulayamazmış. "Neden erkek başını örtmüyor da kadın örtüyor?" sorusunu soramayan biri entelektüel olamaz diye "entel entel" konuşuyor.
Şaşırdım diyeni döverler. Kırıkkanat bu. Konu liberte, egalite, fraternite ise bülbül kesilir; konu şamanizm, mavi uygarlık, Türk ordusu olduğunda gözleri çakmak çakmak olur, kızıl saçları dalgalanır rüzgârda. Ama mevzu din, devlet , demokrasi olmaya görsün. Eksiye düşmek için özel bir maharet sergiler. Söz konusu olan inanç, tesettür ve kadınlar olmayagörsün; empati seviyesi Doktor Joseph Mengele ile hizalanıverir; bilgi ve muhakeme bağlamında Güngören Kardelen Pastanesi kasiyerini mumla aratır. Bu konulardaki itham ve iddialarının ciddiye alınması adil değildir.
Ancak az miktar kafa yaparak teşrih etmek de mümkündür. İyilikten kim ölmüş?
Bir kere, erkeğin örtünme zorunluluğu olmadığı nereden çıkmıştır belli değil. Kanımca peygamberimiz yaşasaydı, giydikleri dar kotlar nedeniyle edep yerlerinin izohips eğrileri bir harita mühendisine ihtiyaç gerektirmeyecek kadar ayan beyan ortada olan ama İslamcıyım diye geçinen erkekleri epey ayıplardı. Sınırlar farklı olabilir, ama "tesettür" erkeğin de sorumluluğudur.
Öte yandan, evet dine göre, yüzölçüm itibarıyla kadının örtünmesi gereken kısımlar erkeğe oranla fazladır. Çünkü din, erkeği değil kadını "çekici" bir varlık olarak tasavvur ediyor ve güzele üşüşme eğiliminde olan erkeğin düşkünlüklerine karşı kadını korumak için de kadına örtünme sorumluluğu veriyor. Erkeğe de mütecaviz arzu ve maksatlar taşıyan "bakışı" yasaklıyor.
"Vay efendim, niye kadın güzel/çekici kabul ediliyor ki, bana ne, ben öyle düşünmüyorum, bu haksızlık" diyecekseniz, size "E, hayat zor" demek isterim. Ona bakarsanız, güneşin doğuşunu izlemek için şafak vakti uyanmak zorunda olmak da haksızlık. Köpeklerin kromozom sayısının insanınkinden neredeyse iki kat fazla olması da haksızlık. İnternet üzerinden trilyonlarca dolarlık işlem yapılabiliyor da şekerim, doğalgazı siber ortamda link verip sevk edemiyoruz hâlâ. Mal gibi boru döşüyoruz oradan oraya, "bu çağda" ama haksızlık bu...

                                                                ★

Bu kadar tatava yeter. Gerçek şu ki, bu hikâye bitmez. İster seküler bir hayat yaşayın isterseniz dindar olun, doğuştan getirdiğimiz ve seçemeyeceğimiz etmenler hep olacak. İşin kötüsü, onlarla nasıl ilişki kuracağımızı "öğretenlerin" kavgası da.
"Kadın erkek farklı" deyip, bilumum eşitsizliği "fark" adı altında yutturmaya çalışan kökten muhafazakâr erkeklerin argümanları yüzünden "fark" kelimesinden soğuduk. Çünkü biyolojik farklılıkları, haklarımızı ve imkânlarımızı daraltmak için kullanıyorlardı.
Erkekler de, birtakım "çağdaşlıkçı" kadınların, gözlerine kestirdikleri ilk daldan ürettikleri kestirmeden, kolaycı eşitlik söylemlerinin agresif, dışlayıcı, insani olmaktan üslupları yüzünden "eşitlik"ten soğudular. Zaten işlerine gelmiyordu; böylesi "çağına ayna tutan" simalar onlara da iyi geldi. Türk Müslüman muhafazakâr erkeği, Mine Hanım ve türevlerine minnettardır. Bunu yazın bir yere.
"Kara donlu kara takımı" halkıyla eşit ilişki kuramaz, deniz mahsulleri yerine kırmızı eti tercih eden tüketici ile eşit ilişki kuramaz, başını örten hemcinsiyle eşit ilişki kuramaz; başını örtenin hak ve özgürlüklerini savunan Prof. Meyda Yeğenoğlu'na bile tepeden bakmayı borç bilir; sonra varsa yoksa Fransız usulü cumhuriyete lirik övgüler: Eşitlik, özgürlük, kardeşlik...miş.
Cumhuriyetin de, yurttaşlar arası eşitliğin ve kadın erkek eşitliği fikrinin de yeterince talip bulamamasının tek nedeni, bu fikirlerin yerli oryantalistlerce savunulmasıdır.

Diğer Yazıları

'Filmin büyüğü'

  • Yayın Tarihi: 25/05/12 10:00
  • [javascript protected email address]
NE ilginç bir ülke. Devlet adamları "düşünce ve ifade özgürlüğünden" doyasıya yararlanıyor; bir ülkeyi yönetiyor olmanın getirdiği sorumluluklarla bağdaşmayan açıklamalar yapabiliyorlar, ama köşe yazarlarından, gazetecilerden, entelektüellerden "azami"...
Devamını Oku

'Organik insan' kaldı mı?

  • Yayın Tarihi: 23/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
GELECEĞİNİN tekin ellerde olmadığını hissedenlerin bezgin hayıflanmasına, geleceği sezer gibi artan "yamyam filmleri" eşlik ediyor sinemalarda. Savaş öncesinin sessizliğine saygı duyarcasına ağır ağır aşağı düşüyor kaşlar, muhabbet hep aynı konuya...
Devamını Oku

Sembolleri kurcalamanın kaçınılmaz sonucu

  • Yayın Tarihi: 20/05/12 12:43
  • [javascript protected email address]
YARI sivil, yarı resmi olarak kutlanan son 19 Mayıs törenleri tüm yurtta "coşku" içinde kutlandı. Büyük konvoylar halinde, büyük öbekler, topluluklar caddelere akın etti, büyük çelenkler hazırlandı, büyük pastalar kesildi ve büyük heykeller dikildi. 19...
Devamını Oku

Kim?

  • Yayın Tarihi: 18/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
ULUDERE faciasının üzerinden aylar geçti. İstihbarat verilerinin ABD'nin insansız uçaklarından geldiğini ileri süren WSJ haberi, ABD'nin faciadaki payını ortaya koyuyor gibiydi. Haberin yarattığı heyecanla ilk andan itibaren Uludere mağdurlarının ABD'ye...
Devamını Oku

Türkiye'nin 'geciken adalet' sorunu

  • Yayın Tarihi: 16/05/12 10:05
  • [javascript protected email address]
KÜRT meselesinin çözümünden memur olanlar, Kürtlerin özgürlük alanlarının eskiye oranla çok ama çok genişlediğini, ama Kürtler adına silahlı ve silahsız mücadele yürütenlerin bununla yetinmediğini, sürekli yeni şeyler istediklerini ileri...
Devamını Oku
Tüm Yazıları