Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YENİ bir bebek herkes için cazibe merkezi... Bunu anlamak hiç de zor değil. Kirlenmemiş, örselenmemiş, yıpranmamış... Tertemiz, taptaze, capcanlı... Hayatın bütün karmaşasının, gürültüsünün, toz toprağının, kaybolmuş hakikatlerin arasında su kadar berrak bir şey... İnsanlığımızın en güzel yanı...

        *

        Ne zamana kadar? Tabii ki birileri hoplatıp zıplatana, eline koluna dokunana, öpene kadar... Sonra gelsin mikroplar, gitsin alerjiler, huysuzluklar vs...

        *

        Farkında mısınız, bebekleri taciz ediyoruz. Konuşamadıkları, karşı koyamadıkları için bu tacizi olmamış farz ederek hem de...

        *

        Geçenlerde bir alışveriş merkezine gittim. Zuzucan da geldi. (Eskiden çocuklarını alışveriş merkezlerine götüren anneleri kınardım; hâlâ pek hoşuma gitmiyor ama bazen başka yolu olmuyor, mecburen gidiyoruz birlikte.) Hemencecik işimizi hallettik ve çıkmak üzere asansöre bindik. Asansörde bir kadın şöyle bir baktı pusete, sonra da sormadan etmeden oğlanın elini tutup öpüverdi.

        “Hop” diyebildim sadece... Donup kaldım.

        “Hop”tan öteye söyleyecek sözleri bulduğumda kadın çoktan gitmişti.

        “N’oluyor kardeşim, ne öpüyorsun tanımadığın çocuğu... Hem de elinden. O eller bütün gün ağzında onun biliyor musun? Sen elini ağzını ne zaman yıkadın; kim bilir belki de sigara bile içmişsindir yakın zamanda. Bu kadar ufak bebeğe böyle teklifsizce nasıl da dokunur, onu öpersin? Tanımadığın birinin seni tutup sıkıştırmasından, sormadan etmeden öpmesinden ne farkı var yaptığının, sen ne biçim insansın...” diye saydırdım günün geri kalanında... Havaya tabii.

        *

        Sinirden kudurdum, sonra da oturup düşündüm. Bebekler söz konusu olunca bu teklifsizlik, bu düşüncesizlik nedir diye... Bulamadım. Ne yaptığımızı bilmiyor olabilir miyiz? (Bu ne cehalet.) Bile bile yapılıyorsa da iyice felaket. (Böylesi kötü niyet.)

        *

        Tanıdıklar, tanımadıklar, asansördeki, sokaktaki kadınlar, teyzeler, yengeler, biraz önce sigara içip gelmiş olan, tüylü tüylü bir kazak giymiş, koca koca bir kolye takmış ya da bolca parfüm sürmüş olanlar... Bir zamanlar dillere pelesenk olan şarkıdaki gibi: “Don’t touch this!” (Ellemeyin!..)

        *

        Sadece ellememek de değil; gıdıklamayın, öpmeyin, havaya atıp tutmayın, yüksek sesle konuşmayın... Minik bebeklerle iletişimin en güzel yolu ona komik sesler çıkarmak, konuşmak, hatta komik mimikler yapmak. Bunlar gelişimine katkıda bulunuyor hem de hoşlarına gidiyor. Ama nedense sevginin sadece dokunmakla olacağını düşünüyoruz.

        *

        Bunu sadece ben söylemiyorum. Tüm bebeklerin annelerine sorun, neredeyse hepsi aynısını söyleyecek size. Söyleyemeyecek hatta. Bizimki saygı toplumu, ayıpların, gereksiz nezaketlerin yüceltildiği bir toplum... Kınamıyorum. Altını çiziyorum sadece. Büyüğüne laf söyleme, misafirine laf söyleme, sokakta bebeğini sıkıştırana bile laf söyleme ayıp olur, kaba olursun. Ama söz konusu olan bir bebekse ne ayıp var artık ne günah... İşte söylüyorum...

        *

        Gölge etmeyin başka ihsan istemiyor bebekler. İlla sevecekseniz uzaktan sevin. Annesinin kucağındayken sevin... Aksi halde anneleri karate kurslarına giderken göreceksiniz yakında. Demedi demeyin...

        *

        MUTLU YENİ “AN”LAR HERKESE...

        Diğer Yazılar