Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçenlerde genç okuyucularımla chat’leşiyorduk. Farkına vardım ki benim bir zamanlar sadece mizah yazdığımdan haberdar olmayan yeni kuşak bir okuyucu kitlesi var. Kendimi, geçmişimi onlara anlatmak zorundaydım. Bugün kendimi anlatmak için bir giriş yapıyorum. Bir tür “Serdar Turgut 101 dersi” gibi bir şey bu. Geçmişimi bilin ki neyle karşı karşıya olduğunuzu anlayın dedim. İşte hayatımda önemli dönüm noktaları:

        -Bebekliğimden beri çok çirkindim ben, hatta doğduğum gün doktor beni ağlatmak için popoma şaplak atmak yerine gidip babamı tokatlamaya başlamış.

        -Doktor, tokatlarken bir yandan babama “Elimizden gelen her şeyi yaptık ama yine de doğdu” demiş.

        -Annemin sabah bulantıları ben doğduktan sonra başladı.

        -O kadar çirkindim ki bir gün gelip fotoğrafımı çektiler ve fotoğrafımı doğum kontrolü kampanyasında poster yüzü olarak kullandılar.

        -Babam her seks istediğinde, annem doğum kontrol hapı almak yerine ona sadece benim fotoğrafımı göstermekle yetinmiş. Tek çocuk olarak kaldığımı söylememe gerek yoktur umarım.

        -Ortaokula gelince bir pet-shop’ta çalışmaya başladım. Birçok müşteri, dükkânda benim kafamı sevip dükkân sahibine cinsimin kaç yaşına kadar yaşadığını sordular.

        -Üniversiteye başlayınca daha da çirkinleştim, yüzüm sivilceyle doldu. Öyle kötü durumdaydı ki yüzüm, bir gün üniversitenin kütüphanesinde çalışırken uyuyakalmışım. Uyandığımda suratımda eller hissettim. Yüzümü ekran sanan bir kör, eliyle Braille harfleriyle yazıldığını sandığı bir kitabı okumaya çalışıyordu.

        -Kızlarla ilk konuşmam şu şekildeydi: Yer Queens College Kampusu. New York, yıl 1973.

        Ben: Hi!!! Kız: Why!!! Yine ben: Why not? Kız: Bye.

        Kız arkadaş bulamayınca mecburen fahişeye gittim ama kadın beni görünce “Kusura bakma, bugün başım ağrıyor” demeye başladı.

        İkna etmeyi başardığım bir başka fahişe beni çıplak görür görmez fiyatında indirim yaptı. Çıktığım ilk iyi aile kızı, “Seninle çıkmam için tek bir neden söyle bana” dedi. Ben de ona, “Ben seni tecavüzlere karşı korurum” dedim. “Bunu nasıl yapacaksın ki?” diye sordu. Ben de ona, “Hiiiç sadece kendimi tutacağım” dedim. Nedense o ilişkim de uzun sürmedi.

        İlk düzenli seks yaptığım kadın beni uzun süre bırakmadı; çünkü ilişkimiz sayesinde yumurta pişirme zaman ölçeri alma ihtiyacı kalmıyormuş. Kadın benim sayemde mükemmel kıvamda rafadan yumurta pişirebiliyormuş. Ben seks yapmaya başladığımda yumurtayı kaynatmaya başlıyor, bitirdiğimde de ateşten alıyormuş. Mükemmel rafadan kıvamı oluyormuş. Süreyi hiç şaşmadığımdan yumurta da her zaman mükemmel oluyordu.

        -Biz karımla 30 yıl boyunca çok mutluyduk, ama sonra tanıştık ve evlendik...

        -Psikiyatr, karımla bana “Her gece seks yapın” dedi. Bu da ilişkimizi bozdu; çünkü o güne kadar hiç olmazsa geceleri görüşüyorduk, artık bu da mümkün olmamaya başladı. Karım benimle evlenene kadar karanlıktan korkarmış, evlendikten sonra bir gece beni çıplak gördü, şimdi de ışıktan korkmaya başladı.

        -İlk yıllarda seks yaparken konuşmaya bayılırdı, ama bir süre sonra bu âdeti beni sıkmaya başladı; çünkü iş için gittiği her şehirden beni telefonla aramaya başladı.

        -Seks hayatım çöküşe geçti. Durum öyle vahim oldu ki eğer bir gün “carpal tunnel syndrome” hastalığına yakalanırsam, bütün aktif seks hayatım anında ölebilirdi. (Bu biraz soyut oldu biliyorum ama bunu yine de açıklamayacağım. Çünkü böyle bir espriyi açıklamak zorunda kalıyor olmak beni öldürebilir. Bir ipucu vereyim; hastalığın ne olduğuna bakarsanız espri kendinden çıkıyor ortaya, bilmem anlatabiliyor muyum?)

        -Hürriyet’te mizah yazıları yazmaya başladım. Birçok defa tehdit edildim. Hakkımda Türklüğe hakaretten davalar açıldı. Patron beni rutin olarak her hafta kovdu, sonra da ertesi hafta geri aldı. Arada bir ciddi yazılar da yazdım, ancak ilk ciddi yazım nedense büyük skandal yarattı. Halbuki ben o yazıda sadece 31 numarasının 27 olarak yeniden adlandırılmasını teklif ediyordum. Patron beni yine kovdu, ama bu sefer bir ay bekledikten sonra geri aldı, sanırım bu defa çok kızmıştı.

        -Son kontrolümde doktora, “Sabah aynaya bakarak tıraş olduktan sonra hep kusuyorum, benim sorunum nedir ki?” diye sordum. O da bana, “Diğer organlarında ne sorun vardır bilmiyorum ama gözlerin çok sağlam” dedi.

        -Karım beni aldatmaya başladı sanırım; çünkü uzun yıllar sonra beni bir akşam evin kapısında seksi iç çamaşırları giymiş şekilde karşıladı. Ben tam sevinmeye ve umutlanmaya başlarken onun da dışarıdan yeni gelip içeriye girdiğini anladım.

        Pornoyu nasıl tanırsınız?

        İçinde her cinsel birleşme görülen film porno film sayılamayacağından Bilgi Üniversitesi’nde çekilen filmin gerçekten de porno olup olmadığı bilemiyorum. O filmi seyretmeyi de reddediyorum; çünkü porno çektilerse dahi bunun çok sıkıcı olacağını tahmin ediyorum.

        Porno filmler genelde zaten sıkıcılardır, hatta bir filmin gerçekten porno sayılabilmesi için sıkıcı olması kaçınılmaz önşarttır. Durum böyleyken öğrencilerin yaptığı pornonun, profesyonellerin rol aldığı pornodan çok daha sıkıcı olması ihtimali büyük. Benim ise bu kadar sıkılmaya ayıracak boş vaktim yok.

        Elimizde bir filmin gerçekten porno olup olmadığını anlamak için gerçekten çok güzel bir yazı var. Umberto Eco “How to Recognize a Porn Movie” adlı yazısında, “Bir filmin içinde sıkıcı geçen bölümler ne kadar fazlaysa o film muhakkak pornodur” kriterini getirmiş. Yani sevişmeler arasında karakterlerin bir şeyler de yapmaları gerekeceğinden, normal rutinleri anlamsız uzatarak yaşamaları gerekiyor. Bu kriter dışında ben bir filmin porno sayılması için bazı kriterler de ekleyebilirim; bunlar şöyle:

        1-Film sıkıcı olacak (Umberto Eco’nun kriteri).

        2-Cinsel birleşmede adamın kendini tutma süresi, normal erkeklerinkinden daha uzun, hatta iki-üç misli filan olmalı.

        3-Ve sevişmenin son sahnesinde erkek orgazma mutlaka dışarıda ulaşacak. Buna porno endüstrisinde altın çekim diyorlar. Bu böyle olmadığı takdirde sevişmenin gerçekten bitip bitmediğini biz seyircilerin bilmesine imkân olmadığından böyle bir tatsız çözüm bulunmuş.

        BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NE GELİNCE

        Olgun insanların porno arayıp bulma ve seyretme özgürlüğü olduğunu savunmakla birlikte bir üniversitede porno film çekilmesinin, seks konusunda bizden çok daha rahat, çok daha fazla yeni deneylere açık olan toplumlarda bile fazla görülen bir uygulama olmadığı da kesindir. Ancak bir üniversitede rahatsız edici olmak ve belirli sınırları test etmek amacıyla film gayet tabii ki yapılabilir. Hatta bu sınırları zorlamanın, bir üniversitenin asli görevi olduğu da söylenebilir. Üniversite özgürlüğünün sınırlarını test için deneysel filmler yapılabilir tabii, ama bu tür filmde kullanılabilecek birçok rahatsızlık verecek konu varken seksin özellikle seçilmesini, gençlerin bir hınzırlığı olarak görüyorum ben.

        Ortada bir etiksel problem olduğu kesin, ama bunun ne olduğu da tam açık değil. Dünyada da bu etiksel sorunlar hakkında fazla net kriter bulunmuyor, emsal alınabilecek olay fazla yok. Burada yapılması gereken en doğru iş, öğretim görevlilerini kovmak değil tabii ki ama hemen bir etik komitesi kurulabilir ve olay bütün yönleriyle etiksel açıdan masaya yatırılabilirdi. Eğer bu yapılsaydı Bilgi Üniversitesi, akademi dünyasında yeni bir etiksel kriter de oluşturma şansına kavuşabilirdi.

        Sosyal medyanın yarattığı trend

        2011 yılında “planlanmış spontanelik” adı verilen bir trendin tutacağı söyleniyor. Özellikle Facebook ve Twitter âleminde bağlantı kuran insanların, düzenlenen partilerde ilk kez bir araya gelip eğlenmelerinden yola çıkılarak düşünülen bir trendin adı “planlanmış spontanelik”.

        Twitter âleminde planlanıyor ancak birbirini tanımayan insanlar bir araya gelerek şanslarını deniyorlar; bu da işin spontanelik yanını oluşturuyor. Bunun dışında internet ortamında insanların kişisel bilgilerinin şirketler tarafından toplanılmasına da “planlanmış spontanelik” uğruna itiraz edilmeyeceği söyleniyor. Çünkü bu toplanan bilgiler sonunda o şirketler size bir sürpriz yapabilirler. Bu da bir tür planlanmış spontanelik. Yani siz hakkınızdaki bilgilerin toplandığını bildiğiniz halde buna itiraz etmeyeceksiniz (planlama aşaması) ve sonra da bir gün size beklemediğiniz bir haber gelecek (spontanelik).

        Diğer Yazılar