Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Medyada "tasfiye" konuşuldu mu, durduğumuz yerlere bakarım.

        Ben de dahil, çoğumuz için, "köşeye kurulup" da "tasfiye" tartışmak kolaydır.

        Elbet herkese göre değişir ama...

        İyi bir ücret ya da öyle böyle bir maaş alırken; hayatta bir sürü güvenceye sahipken, "kendi korkuların"ı en önemli mesele saymak ayıptır. Medyada yahut dışında, binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan...

        İşyerinde, orduda, plazalarda, tarlalarda, ülkesinde susturulurken; "kendinin muhtemel susturulması"na kadar, onları asla umursamamak çok ayıptır.

        ★★★

        Dünyalığı yerinde, sırtını hep güçlülere dayamış, burnundan kıl aldırmamış; ama susturulan, tasfiye edilen, yok edilenler için kılını dahi kıpırdatmamış şahsiyetler "medyada tasfiye" konuşunca az dururum:

        Acaba... Çocuğun okul taksitini ödeyeceği gün işten atılan gazeteci de yazılarında var mı, diye.

        Acaba... Sendikal hakkını, köleliğe karşı hukuku aramış bir gazeteci, kendilerinin "personel" amirince tehdit edildiğinde irkilmişler miydi, diye.

        Acaba... Bebeği yeni doğmuş gazeteci, "akıllı kart"ını giriş turnikesine usulca, adeta mekanik saygıyla sürttüğünde... Parmak izini, ışınlı deliğe uzattığında, turnike açılmamış, kartı veya parmağı defalarca, çaresizce, adeta yırtarcasına, bir bebeğin çığlığıymışçasına, az sonra emekleyecekmişçesine, sürmüş, sürtmüş de, o nafile diyen dıt dıt sesiyle, işten atıldığını oracıkta anlamış da, çökmüş mü, yan turnikeden geçenlerin önünde yerin dibine girmiş mi, diye.

        Acaba... Şu sayfadan Mümtaz Soysal'ı, beriki sayfadan Zeynep Atikkan'ı, aynı gruptan Turhan Selçuk'u, Zeynep Oral'ı, Duygu Asena'yı, Şahin Alpay'ı, Nilgün Cerrahoğlu'nu ve daha nicelerini "tasfiye" ederken...

        O günkü ya da bugünkü iktidarlar için "zararlı" ayıklarken... Her krizde, onca insanı kapı önüne koyarken...

        İçi cız demiş mi, vicdanı acı kesmiş mi, üzüntüsü, özeleştirisi kayda düşmüş mü, diye. Onca solculuğu, liberalliği, demokratlığı, üstatlığı, duayenliği, cesareti, bağımsızlığı veya romantikliği ile...

        "Kovulacaklar" ın kovulmasını, köşelerinin boşalmasını, zararlıların ayıklanmasını günlerce sotada bekleyip sonra en ufak tereddüt duymadan onların kovulduğu sütunlara yerleşmiş mi, diye.

        ★★★

        Bu tasfiye tartışması genellikle midemi bulandırır işte.

        Çünkü, tartışanlar (istisnalar hariç, genellikle) tasfiyecilerin bizzat kendileri olur; yahut hakikati, sesi, yazısı alınan "sesliler" için de; emeği, aşı, bebeğinin sütü, meslekteki umudu çalınan "sessizler" için de tek kelime etmemişler olur.

        Hele... Öteki hükümetten veya kimi generalden "tebligat" alıp nice meslektaşını tasfiye etmişler ile...

        Bu iktidar dönemi meslektaşlarının, başka kurumların, farklı seslerin tasfiyesi üstüne irade ve kalem oynatanlar tartıştı mı...

        Hele hele... Bazısı, üstelik her dönem, gücü olduğunda, her iktidara yavşayarak tasfiyeci olmuşken, şimdi bir başkasına basın özgürlüğü sallayan biri ise... Tiksinirim!

        Çünkü... Yıllarını gazeteciliğe vermiş bir kanser hastası, bir gün kartını müessese turnikesinin kibirli ışığına sürtüp sürtüp de kırk yıllık yuvasına artık giremiyorsa...

        "Tebligat"ını, bir gazeteci yöneticinin hiç olmazsa iki çift laf eden üzgün yüzünden bile değil, soğuk "İnsan Kaynakları" makinesinden alıyorsa...

        Ya da mesleğin umut çağındaki genç gazeteci, yeni doğmuş bebeğininki kadar küçülmüş, ezilmiş parmağını defalarca turnike deliğine sokup da "tasfiye" edildiğini bir aletten öğreniyorsa...

        Bunları "rahat rahat" yazıyor olmaktan dahi utanırım!

        İyi pazarlar olsun çocuklar!

        Diğer Yazılar