Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TİK tak, tik tak, tik tak...

        İnsanların kendilerini yaktığı Arap sokaklarına bakınca bu iki hece çınlıyor kulaklarımda: Tik tak, tik tak, tik tak...

        Öylesine sihirli iki hece ki, bugüne dek o sokaklarda yaşanan her şeyi anlamama yetiyor da artıyor bile.

        Arap sokakları bu sesin yükseldiği saatli bombalarla kaynıyor adeta.

        Bu sesi duymayanlar da uzun uzun tartışıyorlar.

        Arap tarihine altın harflerle yazılacak halk devrimine çamur atmaya yelteniyorlar.

        “Ne devrimi, bu iş İsrail-Amerikan oyunu” gibisinden paranoyakça analizler düzüyorlar.

        Kimse de çıkıp bu sözde Ortadoğu uzmanlarına diktatörlerin İslam dünyasını temsil etme hakkını kimden aldıklarını sormuyor. ABD’nin kendisine hizmette kusur etmeyen diktatörleri hangi mantıkla sattığı konusuna da pek girmiyorlar nedense...

        Çok iyi bildikleri (!) Arap sokaklarının yüzde 65’inin 25 yaşın altında gençlerden oluştuğunu bilmiyorlar galiba.

        Bu gençlerin yüzde 90’ının da aç, işsiz olduğunu ve son 50 yılda yaşanan kanlı savaşların travması altında büyüdükleri gerçeğini görmezden geliyorlar belli ki. Diktatörlerin baskısı altında inim inim inleyen bu gençlerin düşüncelerini ifade ettikleri için işkencelerden geçirildiklerinden, hastalandıklarında ise gidecek doktor bile bulamadıklarından da bihaberler muhtemelen.

        Halbuki şöyle bir düşünseler... Birçoğu eğitimli olmasına rağmen yolsuzluk üzerine kurulu harami düzenleri yüzünden işsiz kalan, her biri birer bombadan farksız Arap gençlerini biraz anlamaya çalışsalar, Arap sokaklarının patlamasına değil de, bunca zamandır nasıl olup da patlamadığına şaşıp kalacaklardı. Gerçek komployu da işte o zaman görecek, onurları için ölümü göze alan devrimci Arap gençlerini alkışlayacak ve alkışlanacaklardı belki de.

        DOST ACI SÖYLER

        BU köşeye arada bir göz atanlar bilirler, Türk dış politikasını çoğu zaman beğendim, övdüm. Lakin gördüğüm gerçekleri hiçbir zaman görmezden gelmedim, yeri geldi “kim ne der” demeden övdüğüm politikayı yerden yere de vurdum. Bugün de öyle yapacağım müsaadenizle. Zira geride bıraktığımız son birkaç ayda yaşananlar, teoride başarı olarak sunulan birçok kritik hamlenin pratikte duvara tosladığını gösteriyor. İşte size son birkaç ayda duvara toslayan dış politika adımlarımız.

        1. Irak’ta desteklediğimiz liderler hükümet kurulurken denklem dışında kaldı, sesimizi çıkaramadık.

        2. Lübnan’da binbir güçlükle kurulmasını sağladığımız koalisyon hükümeti dağıldı, bir tavır bile koyamadık.

        3. ABD’yle barıştırıp “haydut devlet” sınıfından çıkardığımız Suriye’yi despotça uygulamalarından dolayı eleştiremedik.

        4. “Ortadoğu’da iddialıyız” dedik ama Arap sokaklarında taşlar yerinden oynarken, dost diktatörleri küstürmemek için Tunus halkının sevincini paylaşacak bir açıklamada dahi bulunamadık.

        5. “Kırmızı Kitabımızdan” çıkarıp, dost ilan ettiğimiz Yunanistan sınırımıza duvar örüp, uzattığımız dostluk elini havada bıraktı. Nispet edercesine İsrail’le kucaklaştı, “N’oluyor len Yorgo!” deyip tepkimizi gösteremedik.

        6. Almanya, Kıbrıs’ta bizi sırtımızdan vurdu, Merkel’e 3.5 milyon vatandaşının Türk olduğunu hatırlatıp, Türkiye’yle neden dost geçinmesi gerektiğini anlatamadık.

        7. Avrupa Birliği’nin vatandaşlarımızı vize kuyruklarında süründürmesini engelleyemedik.

        8. Dokuz vatandaşımızı katleden İsrail’e, bize yakışır bir cevap veremedik. Rica da ettik ama bir özür bile diletemedik.

        Dost acı söyler. Manzara böyle. Dış politika açısından her yerde ortalığı gürleten ama Balkanlar dışında hiçbir yerde istediği yağmuru yağdıramayan bir Türkiye görüyorum.

        Diğer Yazılar