Bir kuşağın ölümü ve yeni global elit
YİRMİNCİ yüzyıldaki iki büyük dünya savaşını yapan kuşak evlerine dönüp aileler kurmaya başlayınca 1950 ile 1964 yılları arasında doğan çocuklar global yeni bir kuşağı oluşturdular.
"Baby Boomer" denilen bu kuşak çok güçlü bir global kültür ve siyaset anlayışı oluşturdu. Şimdilerde kuşak yine değişiyor ama savaş sonrası kuşağın kültürde ve siyaset anlayışlarında kolay aşılamayacak etkileri var. Şimdi oluşmaya başlayan yeni global eliti tam anlayabilmek için neyi devraldıklarını ve nelere karşı çıktıklarını da anlamak gerekiyor.
Doğum günleri itibarıyla benim ve arkadaşlarımın da içinde bulunduğu savaş sonrası kuşağın özelliklerini anlamamız ve onlar bugün gücü yeni kuşağa devrederken nelerin kalıcı olacağını anlamamız için kısa bir yakın tarih yolculuğu yapmamız gerekecek.
Savaşlar sonrası global kuşağın hâkim kültürü daima Batı'dan geldi. Özellikle Amerikan kültürü bu kuşağın hayatında belirleyici oldu. Amerikan kültürü derken bunun imarjinal boyutunu da unutmamak gerekiyor yani bir dönemde Amerikan yaşam türü denirken herkes bir ev iki çocuk ve bir köpeği anlamıyordu bazıları için de Amerikan kültürü haksızlıklarla savaş, hippilik, düzene başkaldırı anlamına geliyordu. Bazılarımız için Amerika Malcolm X, Martin Luther King, Lenny Bruce, John Coltrane, "One Flew Over the Cuckoo's Nest" filmiydi. Bu kuşak biraz da Hunter Thompson, Woody Allen ve "Seinfeld" ile tavır belirlemeye çalıştı.
HAZZIN ÖNEMİ
Savaş sonrası kuşak hayata haz olarak bakardı. Hazzı hayatların merkezine koymak otomatik yapılan, kolay bir iş olarak görülmüyordu; bunun üzerine düşünülüyor ve hayat tarzları üzerine teoriler kuruluyordu. Hippilik işte bu nedenle basit ve farklı olmak gayretinden ibaret değildi; aynı zamanda bu nedenle ciddi felsefe ve siyasi tavır da oluşturabilmiştir.
Hazzı hayatın merkezine koyarken bu kuşak adaletli siyaseti ve ezileni savunmayı hiçbir zaman ihmal etmedi. Haz duyulan bir yaşamın aynı zamanda eşitlik ve adalet için mücadeleyle birlikte olabileceği bu kuşağın en büyük iddiasıydı. Ve bunun yapılabilir olduğunu herkes ilk önce kendi yaşamında göstermeliydi ve içki uyuşturucu ve serbest aşk ile gelen hazlar daima siyasi bilinçle birleştirilmeye çalışıldı. Gündelik yaşam gibi aşk da siyasallaştırıldı.
GÜNDELİK YAŞAM POLİTİZE OLMUŞTU
Şimdi ömrünü doldurmak üzere olan bu kuşağın döneminde "gündelik yaşamın" siyasi savaşın bir önemli boyutu olması ve gündelik yaşamın politikleşmesi çok önemli bir mirastır ve bu yeni yükselmekte olan global elite de çözmesi için bırakılmıştır.
Bizim kuşak bu iki ögeyi başarıyla hayatında birleştirebildiği için çok güçlü bir siyasi bilinci de olabildi. Kendimiz için hayattan haz talep ederken başkaları için de adalet ve haklar ile onlar için de haz alma hakkını talep edebildik ve bu ikisi hiçbir zaman çelişkili yaşanmadı bizde.
Başkalarına ilişkin politikaları oluşturmakta büyük yollar açan sosyalizm, bireyin haz arayışına hoş bakmadığı için gençler arasında etkisi kalıcı olamadı. Tek başarılı örnek Avrupa sosyalizmi olmuştu; o da gündelik yaşam politikasını güzel yaptığından başarılıydı. Kuşağa mutluluğu, hazzı ön plana politikleştirerek çıkarma şansını sunabildiği için Avrupa sosyalizmi başarılı oldu.
Şimdilerde orta yaş ve üstü olan bu kuşak için hayat tarzı tercihlerine müdahale, daima mücadele sebebidir; çünkü bizim bütün hayatımız şahsileştirilmiş yaşamlar kurarak ve farklılıklarımızla birey olma mücadelesiyle geçti.
Savaş sonrası kuşak (baby boomer) şimdi ölüyor ve yerine yepyeni bir kuşak geldi. Onlar yeni global eliti oluşturuyorlar. Tabii ki şimdilerde yeni bir kültür oluşturuluyor. Yeni global elit bu kültürle dünyaya hâkim olacak.
YENİ KUŞAĞIN KÜLTÜRÜ
Bunu görüyoruz ve bayrağı bize devreden eski savaş kuşağı gibi (onlara en muhteşem kuşak diyenler de vardı, Tom Brokaw'ın deyimiyle "The Greates Generation". Bizler de bu yeni değişimi anlamaya ve etkilemeye çalışıyoruz. Belki güç artık yeni kuşakta olacak ve dünyanın dinamizmini onlar belirleyecek ama bizim kuşağın devredeceği bazı özellikler de kalacak ve onlar yeni elitin davranış sınırlarını oluşturacak.
Örneğin yeni elitler bizler kadar hazzı hayatın merkezi yapmıyorlar. Onlar hazzı başka şekilde çoğunlukla çalışarak almayı tercih ediyorlar.
Severek seçtiğin bir işte çalışırken aynı zamanda haz da duymak yeni kuşağın en belirgin özelliği olacak gibi görülüyor. Böylece gündelik yaşam siyaseti radikal biçimde değişecek. Yeni kuşağın gündelik yaşamı siyasi bir sorun olarak algılayacağı şüpheli, zaten siyasi bilinçleri de zayıf olacak, hatta bu zayıflık aranan bir özellik bile olabilir.
SANCILI BİR SÜREÇ BAŞLIYOR
Yeni dönemde yine bizim kuşaktan devredilen Ayn Rand türü bireycilik ve bireysel başarı çok önem kazanacak. Çalışırken haz duymak bu Ayn Rand türü bireysellikle birleşince ve sosyal bilincin de önemi azalınca çok ilginç acımasız bir dünya ortaya çıkabilecek. Bence bu yeni dünyanın aktörlerini tanımaya başlamak için "Sosyal Ağ" filmini dikkatle izlemek gerekiyor.
Bu değişim sürecinin başında olmamıza rağmen "sosyal" ağların da bu acımasız bireysellik ortamında ortaya çıkıvermesi, aslında çok çelişkili ilginç bir döneme girmekte olduğumuzu da gösteriyor. Yeni kültür ve yeni global elit, sancılı ve zorlu mücadelelerle oluşacak. Çözümsüzlük durumlarında artık akil insanlar haline gelmiş bulunan bizim kuşağın arabuluculuğuna başvurmak zorunda kalacaklarına da eminim.
Çünkü gündelik yaşam siyaseti tecrübesi de sadece bizde var.
Osmanlı'dan öğğğ geldi
GAYET tabii ki Muhteşem Yüzyıl'ı ben de izliyorum, çünkü üzerine sıkı peştamal sarınmış genç kadınların üstlerine su dökmeleri durumunda nelerin olabileceğini merak ediyorum. Tarih hakkında merakım bununla sınırlı diyebilirim.
Bir dakikalık sahne göreceğim diye bir buçuk saat ıstırabı bu yüzden çekiyorum.
Bununla kalmadım Osmanlı'yı anlatan tiyatrolara bile gidiyorum. Tiyatrolarda da hamam sahneleri oluyor bunu biliyor musunuz? Türk tiyatrolarındaki en ilginç hamam sahnesinin olduğunu duyduğum oyunu görmek için Ankara'ya bile gittim. "Genç Osman" oyunu hakikaten güzeldi.
Aslında bendeki Osmanlı takıntısı diziden önce başlamıştı. Çünkü benim sabah okula giderken bile Mehter Marşı dinlemeyi seven ve bu ıstırabı bana da çektiren bir oğlum var. Kahvaltıya geldiğinde onu "Merhaba paşam" diye karşılıyordum, benden artık "Hünkârım" dememi istedi. Utanmasa yakında harem kurmamı bile isteyecektir mutlaka. Ona "Utanma iste bunu babandan" diye ısrar ediyorum, ama haremi içinde ancak kadın olmadığı takdirde isteyecek yaşta henüz. Aslında benim yaşım da içinde kadın olmayan harem istememesi gereken bir yaş ama ben hâlâ daha kanımda östrojen artıkları taşıdığımdan, peştemalliyken üstüne su döken kadınları çekici bulabiliyorum.
Vallahi işi öyle azıya aldım ki tarihin televolesinin yapıldığı televizyon programlarını bile izliyorum. Orada yeni giriştiği mizah yazarlığı yeteneğini geliştirmek için komedyenlik denemeleri yapan adamın programdaki kızı arka odaya götürüp bir güzel yıkayacağı, peştemalle sarıp vücuduna su dökeceği günü heyecanla bekliyorum. Geri kalanı benim için sonsuz bir ıstıraptan ibaret olan o programı izlemem için başka neden de yok. Ha bir de adamdaki mizah duygusu belki gelişir diye umutla bakıyorum. Çünkü televizyonda provasını durmadan yapsa da tam başaramadığını birde yazıda denemeye çalıştığında sonuç sadece acıklı olabiliyor.
Özetle bütün bunlardan bana öğğğ gelmiş durumda.