Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜŞÜŞTEKİ hatta acz içinde bir gücün tepesindeki kişinin eski günlerden kalma bir kibirle ortalıkta dolaşması aslında komik bir görüntü veriyor. Gene de arkadaki birikimi düşündüğünüzde bu görüntünün hazin de olduğunu düşünmek mümkün. İnanılması güç bir küstahlıkla ve belli ki iç politikaya yönelik mesajlar vermek amacıyla Türkiye’ye gelen Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ziyaretinin uyandırdığı ilk tepki bu.

        Eski sömürgesi ve çok yakın ilişkiler içinde olduğu Tunus’ta olacakları öngörememiş bir Fransa’nın Cumhurbaşkanı Sarkozy. Dahası dışişleri bakanının ve hatta başbakanın her yönüyle çürümüş Tunus rejiminin güçlüleriyle (hırsızlarıyla diye de okuyabilirsiniz) içli dışlı olduğu bir devletin başkanı.

        Uzun zamandır orta büyüklükte bir devlet olarak gücünün çok üzerinde rol oynamaya çalışan, AB içindeki ağırlığını giderek Almanya’ya kaptırdığından rolsüz kalmaya aday bir eski güç Fransa. Akdeniz Birliği gibi kendisine ait bir projede tüm güç fantazilerinin berhava olduğuna da tanıklık etmek zorunda. Büyük insani, düşünsel ve siyasi birikimini artık çalışmayan siyasi sistemi nedeniyle harekete de geçiremiyor.

        Bir bakıma Fransa’nın 5. Cumhuriyeti bitmiş. Bugünün dünyasının ve bugünün Fransa’sının gerçeklerine tekabül etmeyen bir siyasi yapı var. O siyasi yapı da ancak Sarkozy çapında bir siyasetçiyi zirveye çıkarabiliyor.

        Sarkozy hakkında bilinen tüm olumsuzluklara rağmen G-20 başkanı şapkası altında güya bu örgütün projelerini tartışmak için geldiği bir ülkede sıkılmadan nükleer santral pazarlamaya kalkmasında edep sınırının aşıldığını hissediyor insan. Kendisine saygı duyan herhangi bir Fransızın yüzünü kızartacak bir çiğlikten söz ediyoruz.

        Cumhurbaşkanı Gül ile birlikte yaptığı basın toplantısındaki sorulara verdiği cevaplarda öne çıkan kendisinin açık sözlülüğünden çok ışık hızıyla değişmekte olan bir dünyayı anlamakta gösterdiği yetersizlikti bence. Aynı yetersizliği Mehmet Ali Birand’ın sorularına verdiği ve bir Türk gazetecisiyle görüşmeye tenezzül edemediği için yazılı olarak gönderdiği cevaplarında da görmek mümkündü.

        Türkiye’ye yönelik tavrının bu bağlamda hayatın gerçeklerini ıskalamak olarak değerlendirilmesi bu nedenle yanlış olmaz. Basına yansıyanlardan gerek Cumhurbaşkanı Gül’ün gerek Başbakan Erdoğan’ın lisanı münasiple Sarkozy’e bunları söyledikleri anlaşılıyor.

        Mesele yalnızca Sarkozy’nin imgelem eksikliğinden ve sığ politika hesaplarından ibaret olsaydı gülüp geçmek veya omuz silkmek kolaydı. Ancak Fransa’nın ve kafa denklerinin davranışlarından başka gelişmeler de Türkiye’nin AB üyelik sürecinin hızla bir kopma noktasına gelmekte olduğuna işaret ediyor.

        Bunların en önemlisi Türklerin vizesiz dolaşma hakkı konusunda AB’nin bir kez daha büyük bir samimiyetsizlik sergilemesi. AB uzun zamandır Türkiye’ye vize konusunda kolaylık gösterilmesini Ankara’nın “Geri Kabul Anlaşması”nı imzalamasına bağlıyordu. Yani Türkiye’den geçerek AB topraklarına giren kaçak göçmenleri Türkiye geri alacaktı.

        Bu konuda yapılan müzakerelerde anlaşmaya varıldığında Türklerin büyük çilesi vize konusunda da vizesiz seyahatle sonuçlanacak adımlar atılacaktı.

        AB içişleri ve adalet bakanları konseyi Avrupa Komisyonu’na “Türklere vize muafiyeti “ sağlanması konusunda yetki vermedi. Yani AB sözünde durmadı. Bu şartlarda Türkiye’nin “Geri Kabul Anlaşması”nı uygulamaya sokması söz konusu olmayacaktır.

        Demek ki Fransa’da Sarkozy’nin ya da Almanya’da Merkel’in iradesinin ötesinde AB’nin bir tavrı söz konusudur. Ufukta bir kriz görünmektedir ve bu kriz bir kopuşla dahi sonuçlanabilir. Her iki tarafın da böyle bir gelişmeden hasar göreceklerine ise şüphe yoktur.

        Diğer Yazılar