Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HAYIR, bağımsız adaylara vurulmaya çalışılan son darbeden bahsetmiyorum. Dünyanın en büyük asker gücüne sahip olan bir ülkenin kendi toprakları içindeki bir savaşı neden kaybetmek durumunda kaldığını anlamak için yıllar öncesine dönmeliyiz.

        O zaman savaş daha tam anlamıyla başlamamıştı bile ama kaybettirecek manevra o yıl yapıldı.

        Kürtlerin milletvekili olarak Meclis'e ilk defa girdikleri yıldan bahsediyorum.

        Muhabir olarak onları izlemeye kulise gittiğimde Leyla Zana ve arkadaşları bir köşeye toplanmışlar, diğer bütün partilerden vekiller kendi aralarındaki sorunları unutmuş onlara sanki uzaylılarmış gibi uzaktan bakıyorlardı.

        O kuliste bir çay ısmarlansaydı, birkaç laf söylenseydi, çoluk çocuk aile sorulsaydı, biraz sohbet olsaydı belki de her şey daha sonra çok farklı gelişecekti.

        Ama olmadı, izin vermediler. Derin devlet mekanizmaları harekete geçti, olamaz diye düşünülen iş yapıldı. Belki de derin devletin misyonu "olmayacak işi yapıp insanı şaşırtmak" da olabilirdi, öyle bir şeydi yani yapılan.

        Meclis'e polis yollandı ve seçilmiş milletvekilleri Meclis kapısından alınıp götürüldü. Hepimizin gözü önünde oldu bu. Bazılarımız alkış tuttuk buna; çünkü beynimiz derin devletin ideolojik propagandasıyla karartılmıştı. Bazılarımız korkudan, bazılarımız ise şaşkınlıktan sustuk o gün. Derin devletin en has yayın organı yayınlar yaptı ve yapılan işin meşru, önemsiz olabileceğine inandırdı insanları.

        O insanlar alınıp götürülürken devletin karanlık derinliğinde tarihin belki de en kanlı gizli savaşı için hazırlıklar yapılıyordu. Nitekim o milletvekilleri polis gücüyle götürüldükten sonra o derin, gizli savaş da başlatıldı. Yüzlerce insan öldü, yaralandı, sakatlandı. Ama biz o savaşı daha o gün milletvekilleri Meclis'ten götürüldüğü an çoktan kaybetmiştik. Daha sonra olanlar zaten kaybedilmiş bir savaşın, bir hiç için feda elden canlarıydılar.

        Bazen bir savaşı kaybetmiş olmak da bir devlete kendisi ve tarih hakkında düşünme imkânı verebilir. Ama Türkiye'de olmuyor bu, olamıyor. Benim için bağımsız milletvekillerine yasak getirilmesinin, milletvekilinin Meclis'ten polis tarafından alınıp götürülmesinden zerre kadar farkı yoktur.

        Anlayacağınız, yıllar önce kaybetmiş olduğumuz savaşı bu son olayla tekrardan kaybettiğimizi kabul ettik bence.

        DERİN DEVLET PANİĞİ

        Türkiye'de derin devlet artık panik içinde, bu net görülüyor. Paniğinden dolayı son bazı intihar eylemleri de yapıyor.

        Bu sürpriz değil; çünkü yıllardır ipleri elinde tutmaya alışmış bir gizli yapı artık dağılıyor. Bu süreçte intihar saldırılarının artması da sürpriz olmamalı.

        Her şeyden bihaber gibi gözüken YSK heyeti, derin devletin parçası olmayabilir ama ona bu kararı hatırlatanlar, fısıldayanlar, olmasını sağlayanlar tipik bir derin devlet operatörleri. Ve belki de son intihar saldırılarını yapıyorlar. Bunu başaramazlarsa önümüzdeki günlerde mücadelelerini daha da sertleştirmeleri beklenebilir; çünkü derin devlet zaten kaybetmiş olduğu bir savaşta hayatta kalma mücadelesi veriyor. Onu şu aşamada son derece tehlikeli yapan da bu gerçek.

        Uzun yaşamın sırrı

        AMERİKA'da büyük tartışmalara yol açan bir çalışmanın sonuçları kitap olarak yayınlandı. Howard S. Friedman ile Leslie R. Martin tarafından kaleme alınan "The Longevity Project" adlı kitap neredeyse 80 yıl süren uzun bir çalışmanın ürünü. 80 yıl boyunca binlerce denekle çalışılıp uzun yaşayanların sırrı araştırılmış. Sonuç ise gerçekten şaşırtıcı.

        Benim gibi ailenizde 85 yaşına gelmiş bir kişi varsa hemen otomatik olarak bunun genlerden kaynaklandığını farz etmenizi tavsiye etmiyor doktorlar. Sağlıklı yaşamaya dikkat etmeye de tam bağlamıyorlar bu sonucu. Bize tavsiyeleri, uzun yaşamış olan insanın yaşamını önyargı olmadan izlememiz ve buradan bir sonuç çıkarmaya çalışmamız.

        Ve onlar da 80 yıl boyunca bu izlemeyi yüzlerce insan üzerinde yapmışlar. Ve görmüşler ki, uzun yaşayan insanların hemen hepsi bilinçli ve düzenli yaşıyor. Bazı rutinlere önem veriyor. Hayatını nasıl kurmuş olduğu o kadar da önemli değil, yeter ki o hayatı bilinçli ve düzgün bir şekilde yaşasın. Rutinlerine önem veren, hayatına düzen getirmiş bilinçli insanların uzun yıllar yaşamayı başardıkları görülmüş.

        Ben bu sonuçları okuyunca kendi babamı hatırladım. Evet, o içki içer ve tütün de kullanır, ama bütün bunları müthiş bir düzen içinde yapar. Her gün öldür Allah bozmadığı rutinleri vardır ve bunlara uymaya çok dikkat eder; kendi vücudunu tanır, içkisine de tütününe de bu düzen içinde baş yeri verir. Sonuçta doktorlar, onun böbreklerinin ve karaciğerinin genç bir insan düzeyinde olduğunu söylüyorlar bana.

        Ben bugüne kadar işi kolayından alıyordum. "Yaşasın, genlerimizde olmalı bu işin sırrı" diyordum, ama okuduğum kitaptan sonra işi şansa bırakmamaya ve bir tür düzeni hayatımda bilinçli şekilde kurmaya karar verdim. Çalışmada bazı işleri yapanların, örneğin bilim adamlarının, yani hayatlarında bir rutini oturtmuş insanların uzun yaşama şanslarının daha fazla olduğu anlatılıyor. Bir yazarın da çalışmalarını bilinçli yaptığı takdirde, düzgün hayata kavuşmaması için bir neden yok tabii ki.

        Tabii benim derdim sadece yaşamı uzatmaktan ibaret değil, yaşam ne kadar olacaksa onun kaliteli yaşanması da çok önemli.

        Alzheimer'a erken teşhis

        UZUN yaşamak üzerine düşününce yaşlıların korkulu rüyası olan Alzheimer hastalığını da düşünmemek mümkün değil. Yine Amerika'da yapılan son çalışmalarda, Alzheimer'ın erken teşhisinde kullanılacak yeni kurallar konmuş.

        Buna göre, nasıl ki kalp krizi riski olanları önceden tespit etmek imkânı varsa ileride Alzheimer olması ihtimali yüksek olanları da aşamalı bir muayeneyle tespit etmek mümkün olacakmış.

        Hastalık belirli aşamalara ayrılacak ve hastanın hangi aşamaya ne zaman gelebileceği söylenecekmiş. Bunun yararı büyük tabii.

        Alzheimer gibi bir hastalıkta hem hastanın hem de yakınlarının önceden hazırlanması çok önemli. Böylece bazı tedbirleri iş işten geçmeden alabilirler ve hastalık tam vurduğunda mücadeleyi biraz daha katlanabilir hale getirebilirler.

        Diğer Yazılar