Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tam “Biz size barajlar Kralı olamazsın demedik!” derken…

        Başbakan “Kanallar Kralı” olmaya karar verdi.

        Proje bir yana; lafı bile yeter!

        Tek kanallı TV’den çok kanallı İstanbul’a çağ atlaya zıplaya…

        Onlar ermiş muradına!

        ***

        Fakat projenin ne çok mucidi ve sahibi varmış:

        Kanuni ve Mimar Sinan da hayal etmiş…

        Sokollu ile Recep İvedik Şahan da.

        Ecevit de dile getirmiş, Sakarya Vilayeti de.

        Karıştırsan, her mucit ve düşünür vatandaşın aklından geçer bir kanal.

        Fakat Milli Görüş’ün, Erbakan’ın, Saadet Partisi’nin “seçkin” ismi Prof. Necdet Gündoğan da kanalı gediğine koyuyor:

        Ben kitap yaptım; Başbakan da okudu!”

        Ayrıca herkes ne çok şey biliyor; muhtemelen Boğazlar’ı da kendileri açtı.

        ***

        Böyle projeler ister istemez heyecan verici.

        Heyecan, genellikle şu noktada toplanıyor:

        Daha çok gemi geçsin; gemiler çabuk geçsin. Gemilerden para alınsın.

        Boğaz’da trafik azalsın. (Sanki tek boğaz, İstanbul’da. Çanakkale’de tehlike olsa ne olur!)

        Sanayi ve ticaret canlansın. Emlak piyasası hareketlensin. Spekülasyon ve rant olmasın da yan cebime koy! Oha, arazi fiyatları katlandı!

        İnsanın tabiatı böyle!

        Fakat ya tabiatın tabiatı?

        Suya kanal açarken; akciğer ormanlar kanser olacaksa, hava suya düşecekse mesela.

        Bitki örtüsü, çıkacak anormal toprak ile arazileri kapacak, kapatacak, ham yapacak kanal zenginleri altında sessizce, çaresizce ezilirse, olur a!

        Fay hattı yanı başında tabiatın tabiatıyla, milyonlarca yıllık bir kentin ve çevresinin dengesini şaşırtmak!..

        Belki de hiç problem değil.

        Onca sınavı doğru dürüst yapamasanız bile, dikine (post) modernleşmede kanal mümkün tabii!

        Fakat halka soracak mısınız!

        Kadim İstanbul ve Trakya’da, spekülatörler dışındaki hayattan izin alacak mısınız?

        ***

        Öyle kafadan karşıt filan değilim.

        Ama kendini büyük depreme hazırlamak için hemen hiçbir şey yapmayan bir şehirde ve yanı başında, belki de en tehlikeli bölge inadına daha cazip hale geliyor; bir hayalle bile.

        Prens Adaları fay hattı üstünde salınan koca kentin kendisini “Adanın Kralı” haline getirmek!

        Panama ile kanal yarıştırabilirsiniz; fakat kanalı var diye küçük Panama müreffeh mi olmuş!

        Süveyş, elbet küresel tacirin yolunu açmış; ama kanalsız Mısır mı medeniyetin beşiğiydi, elinde kanalıyla sömürgeleştirilmiş, ruhu çalınmış, ahalisi yoksulluğa sıkışmış olan mı?

        ***

        Belki şu daha insani, tarihi, kültürel ve sosyolojik:

        Boğaz’ın Efendileri’ne karşı, öteki İstanbul’un öteki Boğaz’ı!

        Boğaziçi’ndeki servet, asalet, saadet yalılarına karşı; Kanal’ın Efendileri!

        Kanalın etrafına birkaç Safir dikersin; gölgesinde çay bahçeleri, piknik alanları, yeni siteler, kanal yalıları.

        Ortasından gemiler geçer, sandallar kıyı kıyı…

        Kanaliçi şen gönüller yatağı.

        İster oracıkta her gece mehtaba çık, ister kendi mehtabını da kendin yap!

        ***

        Tabii ki, ticaret, küreselleşme, zenginlik, büyüme, her neyse; hepsinin uyuşturucu olduğu kadar dönüştürücü etkisi de var.

        Belki de, kimi “muhafazakâr”ın köklü dönüşümünde “muhafaza”dan “kâr”a daha hızlı kayış için, yeni bir kanala zaplayıp iyice çıldırılması şarttı…

        Aha muhteşem dizileri artık bu kanalda izlersiniz.

        Öyleyse, cumhuriyetçi ve laikler de “kanal tedavisi”yle bir teselli bulsun artık:

        Şeriat geleceğine, kanal geldi hanım!

        Değil mi ki…

        Martı sesleri vardı gülüşlerde…

        Gemiler kalksın, yüreğinizden gizlice!

        Zaten…

        Her kanal biraz deniz…

        Her yanım mavi, her yanım yel…

        Her yanım tuz.

        Yeter ki tuz kokmasın!

        Yeter ki güneş eksilmesin penceremizden.

        ***

        Kaç taklidini cıkarırsanız çıkarın, bundan başka İstanbul olmadı!

        Yenisinin adı İskanbul olsun; bul kanalı, ver imarı, al parayı!

        Gemi gidiyor fakat doktor gelmiyor!

        Diyarbakır’da bir köşe. Çok hasta arasında bir hasta var.

        Kaymakam doktor hanıma bastırıyor, hemen gitsin diye. Gitmediği için de hırpalıyor.

        Sonra herkes birbirine giriyor, kim haksız diye.

        Kaymakamın devlet ve erkek şiddeti mi…

        Hastaya gitmediyse, belki de çoktan bunalmış bir doktorun inadı mı…

        Yoksa, İstanbul’a kanalın konuşulduğu çağda, yeterli doktoru olmayan “Güneydoğu’nun Paris’i”mi?

        Biz size kanal yapamazsınız demedik!

        Diğer Yazılar