Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AŞK haberlerinin genellikle üçüncü sayfada olabildiği bir ülkede ilişkiler üzerine yazı yazmaya girişmek gibi bir çılgınlık yapınca sinir durumum, buna belki de inanmayacaksınız ama daha da bozuldu. Ben, "İnsanlar uzun süre flört etmeden, çok öpüşemeden sakın ha evlendirilmemeli" diye yazılar yazarken burada hâlâ bazı insanlar birbirlerini ancak ilk kez zifaf gecesi görüyorlar.

        Bu bir cinayettir, bir toplu kıyımdır, buna dur demek gerekiyor, ama benim elimden ancak yazmak geliyor. Bugün de içimde biriken öfkeyi, memleketimden iki küçük aşk hikâyesi yazarak çıkarmaya çalıştım. Anlayacağınız, bu yazı bir oto-terapi girişiminden ibarettir.

        BİRİNCİ HİKÂYE: HÜSAMETTİN'İN AŞKI

        Hüsamettin, kendisinin onu çok sevdiğine karısının sonunda ikna olduğunu düşünüyordu. Ona bunu defalarca anlatmış, ama kadın her defasında anlamış gibi davranmamıştı, bu da Hüsamettin'i çok kızdırmıştı. Bu nedenle birkaç defa kadının ağzını burnunu kırmıştı.

        Hüsamettin, karısına duyduğu coşkulu aşkı herkesin görüp bilmesini istiyordu. Yıllardır bunun fark edilmesi için beklemiş durmuştu. Şimdi nihayet herkes bunu net olarak görecekti. Hüsamettin bir gece kızıp karısını otuz altı yerinden bıçaklayıp öldürdükten, kafasını da ayrıca kestikten sonra cesedi bir üzüm bahçesine gömmüştü.

        Kafayı da itinayla yerleştirmişti. Orayı seçmişti; çünkü karısı üzümü çok severdi. Karısının sevdiği meyvelerin arasında sonsuza kadar uyuması, ona duyduğu aşk nedeniyle yapması gereken bir şeydi. Bir koca olarak bu duyarlı davranışının kıymeti inşallah bilinecekti. Kaç koca, karısını sevdiği meyvenin altına gömmeyi akıl eder ki. Hemen hepsi karılarını kavak ağaçlarının bulunduğu mezarlara, başka kadınlarla birlikte gömerler. Hüsamettin için karısı çok özel olduğundan onu başka kadınların yakınına gömmeyi yüreği istememiş ve romantik biçimde bir üzüm bağının ücra bir köşesine gömmüştü.

        Yer öyle bir ücraydı ki, daha sonra polis bile cesedi bulmakta zorlanmıştı. Aramanın yapıldığı gün Hüsamettin'in polise, "Burası romantik bir mabettir, burayı ayaklarınızla çiğnediniz. Sevgili karımın anısına hakaret bu" diye canhıraş bağırışları herkesin kulaklarında hâlâ çınlıyor.

        Polisler bile adamdaki romantik duygulara hayran olmuşlar ve bunu da ona söylemişlerdir. Hatta aralarından biri, "Madem onu bu kadar seviyordun, o zaman neden öldürdün ayı" deyince diğer arkadaşları onu duyarsız, anlayışsız ve gerçek aşkı gördüğünde bile anlayamayan bir ahmak olmakla suçlayıp susturmuştur.

        Hüsamettin'in karısına duyduğu büyük aşkı bir hafifletici sebep sayan hâkim, ona düşük ceza vermiştir. Hüsamettin hapisten çıktıktan sonra ölümüne sevdiği karısının mezarına her gün su vermeye gitmiş ve üzüm hasadının güzel olmasına katkıda bulunmuştur. Bu ziyaretlerinden bir tanesinde Hüsamettin kendisini yere fırlatıp toprakla çiftleşmeye çalışmış ve tutuklanmıştır.

        Hüsamettin ileriki yıllarda sırf karısına duyduğu aşk yüzünden her gün o bağdan gelen üzümlerle yapılan şarap içmeye başlamış ve içerken de "Güzel karım, seni içimde hissediyorum" diye ağlamış ve alkolik olmuştur.

        Sirozdan ölmeden önce kendisi de karısının yanına o bahçeye gömülmek istemiş ama bağın sahibi bunu duyunca ona "S...r git p...k, benim bağım senin b...n ailenin mezarlığı mı dal..ma" demiş ve bu sözler Hüsamettin'in hayatta duyduğu son sözler olmuştu.

        FADİME'NİN HİKÂYESİ

        Fadime, yakışıklı bir erkekle evlenmeyi düşleyen genç bir kızdı. Ama ailesi kimseyle tanışmasına izin vermiyordu. Komşularının kızlarının erkeklerle tanışmaya başladıktan sonra yıldırım hızıyla geneleve düşmüş olması da Fadime'nin durumunu pek kolaylaştırmıyordu.

        Ailesi Fadime'yi görücü usulle evlendirmeye karar verdi. Bir gün yanlarında bir adamla geldiler. Fadime onu ilk gördüğü zaman az daha, "Peki adamın büyükbaş hayvanı geldi, ama adam nerede?" diye soracaktı, ama yakından bakınca onun büyükbaş hayvan sandığı şeyin ailesinin ona getirdiği koca adayı olduğunu gördü.

        Yapacak bir şey yoktu, sonunda evlendiler ve zifaf gecesinde adam, yatak odasının kapısından girerken boşalıverdi. Çünkü 30 yıl kadar kimseyle seks yapmamıştı, hatta komşularının kızının anlattığına göre adam genelevde bile alay konusuydu.

        Boşaldıktan sonra yine de kadını bakire olmamakla suçlamıştı. Bunu nereden anladığı, daha sonra yapılan polis araştırmasında bile meçhul olarak kalmıştı. Suçlamayı yaptıktan sonra tam kadını kesmeye hazırlanırken, Fadime hızlı davrandı ve adamın ilk önce işe yaramaz diye gördüğü organını kesti, sonra gözlerini oydu, ardından da kendini bıçaklayarak öldürmeye çalıştı. Bir insanın bunu başarması imkânsız olduğundan, bir süre sonra Fadime zor bela kendini asmış ve ancak öyle ölebilmiştir. Polis eve geldiğinde adamın cesedinin yerde yatmakta, kadının cesedinin ise onun tam üzerinde sallanmakta olduğunu gördüler.

        Adamın kesilen organı ise evde ne kadar aranırsa aransın nedense bulunamadı. Komşularının kedileri tüm bunlar olup biterken mutlu mutlu yalanıp duruyordu. Kadının kanı şıp şıp adamın üstüne damlıyordu ve ikisinin kanı yerde birleşiyordu ki bu da hayli romantik bir şeydi.

        Hatta polisler bunu görünce çok duygulandılar, birçoğunun gözünde köylerinde geride bıraktıkları sevgilileri canlandı. "Keşke bizim kanımız da böyle yerde birbiriyle karışsa" diye düşündüler ve "Bir gün inşallah bu olacak" dediler. Fadime'nin anne ve babası, "Onlar aslında birbirlerini çılgınca sevmişlerdi" diye açıklama yapınca ve bir gazete bunu üçüncü sayfasında manşet yapınca, bazı halk ozanları onların kanının yerde buluşmasından yola çıkıp acıklı türküler söylediler.

        Birçok düğünde bu türkü söylendi, hatta yeni zenginlerin Boğaz'da bir lüks otelde yaptıkları düğünde bile bu türkü çalındı. Fadime'nin aşkı daha sonra kaçınılmaz biçimde bir televizyon dizisi haline getirildi. Herkesin "yılın en romantik dizisi, seyrederken gözlerinizin yaşarmaması mümkün değil" diyerek izlediği dizinin şu an 187'nci bölümü oynuyor.

        Yapımcılar diziyi bir türlü bitiremiyorlar; çünkü kesme sahnesinin nasıl çekileceği konusunda kimsenin bir fikri yok. Hatta o organ hakkında yazılar yazmakla meşhur olan bir yazara fikir sorulunca o da, "Ne var bunda, alırsınız elinize şıp diye kesiverirsiniz işte" demekle yetinmiştir.

        Yapımcılar diziyi bir sezon daha uzatmak zorunda kaldılar. Son sahnenin ahlak, örf ve âdetlerimize uygun olması için adamın o sahnede sadece boğazının kesilmesi fikri üzerinde duruluyor.

        Diğer Yazılar