Suriye aynasında Türkiye ve İsrail
TÜM bağırış çağırışlardan sonra herhalde İbranice ve Türkçe'de farklı anlamlara çekilebilecek bir kelime bulunacak. Her iki taraf da kendi toplumlarına dönüp istediklerini elde ettiklerini söyleyebilecekler. Hâlâ bir kaza olabilir ve Birleşmiş Miletler raporu üzerinden süren müzakereler daha önceki çabaların akıbetine uğrayabilir. Ama er ya da geç Türkiye-İsrail ilişkileri makul bir yola girecektir.
Karşılıklı olarak siyasi seçkinler arasında sevgi patlaması yaşandığından değil. Bölgenin çalkantısı, hayatın gerçekleri bunu gerektirdiğinden. Eğer durum böyle olmasaydı Mavi Marmara konusunda geçen yıl "biz bir sivil toplum kuruluşunu nasıl engelleyebiliriz?" diye soran Dışişleri Bakanı Davutoğlu seçimlerden bir hafta önce 'sefere çıkmasanız' tavsiyesinde bulunmazdı.
İsrail Başbakanı Netanyahu da Başbakan Erdoğan'a sıcak bir tebrik mektubu yazıp bir çözüm peşinde koşmazdı. Netanyahu daha sonra kabinenin en sert bakanlarından eski Genel Kurmay Başkanı Moşe Yaalon'u New York'a göndererek varılacak bir anlaşma için kendisini siyasi korumaya da almaya çalıştı.
Türkiye'de ne devletin ne de toplumun Akdeniz'de açık sularda 9 Türk'ün öldürülmesinin hesabının bir şekilde verilmesinden vazgeçmesi söz konusu olabilir. İsrail açısından ise mesele bir dost ve müttefik tarafından ihanete uğramışlık psikolojisi içinde ele alınıyor. Duygusal bir tepki veriliyor.
Devletler arasındaki bu krize, toplumların birbirilerine güven duymamalarına rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacmi genişliyor, günde bir kaç uçak seferi yapılıyor ve hayat devam ediyor.
Aslında günün birinde Mavi Marmara trajedisinin hikayesi yazıldığında ve bir bağlama oturtulduğunda İsrail'in Türkiye'ye çok haşin bakan Dışişleri Bakanı Lieberman'ın bir tespiti yol gösterici olacaktır. Lieberman İsrail Meclisi Knesset'in Dışilişkiler Komisyonu'nda yaptığı bir konuşmada özür dilemek için bir neden olmadığını tekrarlamış.
Sonra da şunları söylemiş: "Türkiye koşulları dayatabileceği ve bizim bunları sanki süper güçmüşler gibi kabul edeceğimiz izlenimini vermek istiyor...
(Erdoğan) "Türkiye'yi uluslararası etkisi olan bir bölgesel süper güç haline getirmek istiyor."
Gerçekten de iki ülke arasında Gazze saldırısıyla ortaya çıkan, Mavi Marmara ile derinleşen krizin temel sebebi daha iyi izah edilemezdi.
Bugün iki ülke ve birbirinden hiç hazzetmeyen iki Başbakan sorunlarına bir çözüm bulunması için hamle yaptılarsa bunun sebebi Ortadoğu'daki Arap isyanlarıdır. Zaten tecrit edilmişlik ruh haliyle bunalan, ABD yönetimince haksız baskı gördüğüne inanan İsrail hükümeti sıkışmıştır. Mısır belirsizliklere gider, Ürdün sallanır, Suudi Arabistan kendi derdine düşer, Filistin Eylül'de bağımsızlık ilanı arayışını yoğunlaştırır, 1974'ten beri kardeş kardeş yaşadığı Suriye'deki Esad rejimi sarsılırken Türkiye ile kavgalı olmayı sürdüremezdi.
Türkiye ise, Arap isyanlarının, özellikle Libya ve Suriye'dekinin başında afallayıp şimdi varlığı, gücü ve coğrafyasıyla bölge dinamiklerine giderek daha fazla etki yapabileceği bir ortamda İsrail ile iletişimsiz kalmayı kaldıramazdı. Sonuçta barış sürecinde rol oynayacaksanız herkesle konuşuyor olmanız gerekir. Üstelik eğer Suriye krizi tüm bölgeyi korkunç bir anafora sürüklemeden kontrol altında tutulacaksa Ankara ve Tel Aviv'in birlikte yapabilecekleri pek çok şey de var.
Obama yönetimi birbiri ardında aldığı kararlarla Amerikan dış politikasında bir geri çekilmenin sinyallerini veriyor. Bunun bir anlamı müttefiki olan bölgesel güçlere daha fazla yaslanacağıdır. Türkiye-İsrail yakınlaşmasına bu denli emek vermesinin sebebi de budur. Ezcümle devletler arası ilişkilerin mantığı bir mutabakatı zorunlu kılmaktadır.