SON DAKİKA
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.

Dişini satıp sermaye yapan kuşak gidiyor

16 Eylül 2016 Cuma, 00:58:02 Güncelleme:08:40:51
Abdurrahman Yıldırım

Abdurrahman Yıldırım

[javascript protected email address]

 

Cumhuriyet döneminin ilk kuşak sanayicileri peş peşe hayata veda ediyor. Bir süre önce İbrahim Bodur, son dönemde de İsak Alaton ile Mecit Bahçıvan hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin. İsak Alaton’u fazla tanıyamadım. Aktif iş hayatının içinde olduğu dönemde daha çok vefat eden ortağı Üzeyir Garih’i tanımıştım. Mecit Bahçıvan’ı ise her zaman güler yüzlü Anadolu insanı olarak hatırlayacağım. Gerek İstanbul Ticaret Odası gerekse İstanbul Sanayi Odası toplantılarında ben yüzünün asık olduğu bir anı dahi hatırlamıyorum. Heyecanlı, girişimci, konuşkan ama hep iyimser ve gülümser. Sonra aktif iş hayatından o da çekildi. Ve 2 yıl önce kendisini İTO ve İSO’da izleyen 1980 ve 1990’ların ekonomi muhabirlerini evine davet etti. Hatıralarını topladığı “Rahva Krallığından Peynir Krallığına” kitabını herkese imzaladı. Yaşı 85 idi ve hissettik ki bu bir vedaydı. Elimiz o zaman yazı yazmaya gitmedi ama Sayın Bahçıvan’ı anılarını okuyarak daha yakından tanıma fırsatı bulduk.

- Öğrendik ki Mecit Bahçıvan daha önce vefat eden eşinin mezarını hastalığında da her gün ziyaret edermiş ve bir gül çiçeği bırakırmış.

- O güleç yüzü altında meğerse hayatın bütün zorluklarını gören, birkaç kez ölümden dönmüş, acı çeken ve çok çalışkan dayanıklı bir insan varmış. Rahva Krallığı, bin 850 metrelik Bitlis’in kışı ve tipisiyle ünlü ve her yıl 15-20 kişinin öldüğü Rahva Dağı’nı yüzlerce kez aşmasından ve geçirdiği tehlikelerden yakıştırılmış.

- Okul yıllarında atıldığı ticari hayatında Muş’tan Bitlis’e ve Muş’tan Diyarbakır’a mekik dokuyup durmuş. Araba yolu yok. Ticaret yayan ve kervanlarla yapılıyor. Yılın 6 ayı bu yolculuklarla geçiyormuş. Muş-Bitlis arası 80 km, Muş-Diyarbakır arası 110 km. Mecit Bahçıvan 11 saatlik yürüyüşle Bitlis’e, 15 saatlik yürüyüşle Diyarbakır’a varıyor.

- Arada bir de Rahva Dağı var. Bir kış yaban domuzlarıyla karşılaşıyor. Elindeki nacakla telefon direklerine sertçe vurarak çıkardığı gürültü ve telefon tellerinden düşen buzların sayesinde birkaç dakika zaman kazanıyor. Ardından domuzlar yeniden atağa geçtiğinde silah sesleri geliyor. İlk çıkardığı ses yakındaki avcıların dikkatini çekmiş ve sese gelmişler, aradıkları avı bulurken de Bahçıvan’ın hayatını kurtarmışlar.

- Çok sert bir kışta kendisine “Yola çıkma” diyorlar. Duramıyor, çıkıyor. Rahva Dağı’nda kar fırtınasına yakalanıyor. Karda yürürken tatlı bir uykuya dalma aşamasına geçiyor. Bunun donarak ölme olduğu aklına geliyor ve son bir hamle ile yanında her zaman taşıdığı tuzu ve jileti çıkarak bileklerine atıyor. Tuzu basıyor yaraya ve o can acısıyla canlanıp kan revan içinde Rahva hanlarına varıyor. Gençliğindeki bu deneyimini 85 yaşında aktarırken “Birkaç ölüm tehlikesi atlattık ama öldürmeyen Allah öldürmüyor işte” demişti.

- Rahva krallığı da bu yolculukları sırasında kendisinin resmini çeken askerlerin bunu ulusal basına vermesiyle ve orada takılan isimden geliyor.

- Peynir Krallığı ise ilk süt ve peynir fabrikasını Muş’ta kurmasından ve ardından bunu Tekirdağ’a taşımasından geliyor. Süt toplayarak başlamış işe. 1957’den beri peynir işinin içinde. İlk baştaki zorluk ise yöre halkının süt satmamasından kaynaklanıyormuş. “Süt Allah’ın nimeti, parayla satılır mı hiç?” diyerek satışa yanaşmamışlar ama zamanla da alışmışlar. O zaman elbette soğuk zincirle sütü toplama ve taşıma yok. Sağılan sütün zaman geçirilmeden alınması ve fabrikaya yetiştirilmesi gerekiyor. Bu nedenle Mecit Bahçıvan “Cenaze yerde kalır, süt yerde kalmaz. Süt dünyanın en ağır mesleği, ömrümü verdim” demişti.

- Peynircilik dışında başka işler de yapmış. Müteahhit olmuş, Kıbrıs’ta narenciye fabrikası kurmuş. Kırsal kesimde at veya eşekle dolaşarak mal alıp satma mesleği olan çerçicilik bile yapmış. Doğu’nun en yoksul ve en gelişmemiş döneminde, aynı zamanda en çok ihtayacı olan dönemde de girişimciliğe başlamış ve oradan Türkiye’nin ticaret merkezine yerleşmiş. Peynircilikte ilkleri başarmış ve yol açmış biri. Peynir kıralı unvanı da böyle gelmiş.

- Mecit Bahçıvan Erivan’da doğdu ama ailesi oradaki çatışmalardan ve baskıdan kaçarak önce İran’a ve 1930’ların sonunda Türkiye’ye geldi. Okuldayken öğretmeni “Senin ticarete büyük bir yatkınlığın var. Gidip Erzurum’da okumana gerek yok” demiş. Bu tavsiyeyle Mecit Bahçıvan ticarete başlarken altın dişlerini satarak sermaye yapmış. Kaybettiğimiz Cumhuriyet sonrası girişimci kuşağı böyle zorluk ve yoksulluk içinden geliyor. Handikapları da buydu, avantajları da bu oldu.

OĞLAK KEBABININ EN İYİSİ GÖKÇEADA’DA

4 günlük kırmızı ete dayalı lezzet mekânları dizisini tamamladık. Diğer mekânlar başka bayrama.

- Bu yaz gezip de yazamadığım Gökçeada vardı. Burada yemek işi Bozcaada’ya göre daha zayıf. Çünkü yaşayan yerli nüfus ve gelen turist sayısıyla orantılı bir sektör.

- Rumların işlettiği meyhaneler daha çok Aşağı Kaleköy’de sahilde yer alıyor. Doğrusu aralarından bir seçim yapamadım. Ortanın üstü diyebileceğim onlarca yer var.

- Tarihi bir yer olan Yukarı Kaleköy’de bir kafe ile iki lokanta var. Biri adanın en yüksek noktasında. Her tarafı görüyor. Ama biraz da fazla rüzgârlı gibi. Ağırlıklı balık çalışıyorlar.

- Adada hâkim olan yemek ise oğlak kebabı. Özgürce gezen hayvanların etinden. En iyi yapan yerlerden biri İstanbul’dan adaya göç eden Barba Yorgo.

- Bir de Rumların iyi yaptığı sakızlı muhallebi var. En iyi yapanı ise Zeytinli Köyü’nde 100 yaşına yaklaşan Barba Hristo.

- Adaya özgü bir lezzet de efibadem kurabiyesi. Kurabiye olarak şimdiye kadar yediğimin en iyisi. Fiyatı da buna paralel yüksek.

- Adadan alınacaklardan biri de ada balı. Şimdilik amatör ruhla gerçek organik bal üretiyorlar. Sonrasını bilemem.

 

-SONUÇ: “Her şey seninle başlar! İnsanın gücü içinden gelir.”

Oprah Winfrey

BU YAZIYA İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER

DİĞER YAZILARI


TÜM YAZILARI İÇİN TIKLAYIN