Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çay günlük hayatımıza çok fazlasıyla girmiş durumda. Sabah kalkan çay içer, akşam yemek sonrası yine çay ister. Türkiye'de günde içilen çay yaklaşık 250 milyon bardak. Her kişiye üç bardak düşüyor. Kuru çay olarak da 3 kg kuru çay tüketiyoruz. Mustafa Duman'ın yeni çıkan "Türk Çayı" kitabı ve FAO verilerine göre, dünyada en çok kişi başına çay tüketen dördüncü ülkeyiz. Sıralama yeşil ve diğer bütün bitki çaylarını içeriyor. Siyah çay tüketim verileri yok. Siyah çayda Türkiye herhalde birinci veya ikinci çıkar. Çünkü bizim siyah çay dışında pek tüketimimiz yok. Üstelik buna ülkeye kaçan giren 50 bin ton çay dahil değil. Bu da 236 bin tonluk resmi tüketimin beşte biri düzeyinde.

        İTHALAT YAPILAMIYOR: Kaçak çay kullanımı, Güney ve Doğu bölgelerinde damak alışkanlığı yanında fiyat ucuzluğundan kaynaklanıyor. Türk çayı, ithalata konulan yüzde 145 vergiyle korunuyor. Bir yerde çayı yüksek fiyatla içtiğimizi söyleyebiliriz.

        Ancak bu durum gerçeği yansıtmaz. Türk çayını bu kadar maliyetli yapan unsur aynı / zamanda bu çayın çok önemli bir üstünlüğü de. İklim koşulları ve nemin azlığından dolayı Türk çayında bir yılda alınan sürgün sayısı üçü geçmiyor. Ama dünya piyasasına hâkim çay üreticileri yılda 9-10 sürgün alıyor, hasat yapıyor. Baştan yaş çay maliyeti üçe katlanıyor. Bu maliyet yüksekliği de kuru çaya yansıyor. Bu nedenle Türkiye çayının fiyatı yüksek ve ihracat yapamıyor. Toplam çay ihracatı yüzde 1 gibi çok küçük oranlarda.

        KİMYASALLARIN ETKİSİ: Türk çayının bu maliyet yüksekliğine karşılık avantajı ise doğal oluşunda. Çünkü nem ve sıcaklık düşük olduğundan çay filizinde böcek üremiyor ve bunun için ilaçlama yapılmıyor. Yılda 910 sürgün alanlar ise bu bol üretimi yapan iklimin ürettiği böceklerden kurtulmak için, kimyasal ilaçlama yapıyor. Çay, kaynar suda yaprakların içindeki mineraller ve vitaminlerin suya karışmasıyla demleniyor. Daha filiz halindeyken kullanılan bu kimyasal ilaçların hiç mi etkisi olmaz?

        KURTULUŞ İHRACATTA: Türkiye ise ürettiği çaylara bir de suni gübre kullanmazsa tam ekolojik çaya kavuşacak. Bu da fiyatlara artış yönünde yansıyacak. Dünyada doğal ürünlere dönüşle birlikte acaba Türk çayının ekolojik yanını öne çıkartıp ihraç edilebilir mi diye bir çalışma başlatılmış. Rize Ticaret Borsası ve Ankara'daki Rize Dernekleri Federasyonu Türk çayını markalaştırmak için yola koyulmuşlar. Ankara'da geçen hafta yapılan Rize Günleri'nde de konu ele alındı. Eğer iyi bir strateji ile hareket edilirse Türk çayını dışarıya satmanın yolu açılabilir. Yoksa yurtiçinde çayın tüketimi azami sınırlarına varmış durumda. Bu tıkanıklığı aşmanın yolu da, ekolojik yanını vurgulayarak Türk çayını dünya markası yapmaktan geçiyor. Türk çayının başka şansı yok.

        Demlemede iki büyük hata

        Çayı en çok tüketmemize rağmen iyi demlediğimiz söylenemez. Bu tıpkı trafikte şerit değiştirmek isteyen sürücünün, yola bakmadan direksiyonu o tarafa kırması ve sonra sinyalini vermesi gibi bir şey. Çay demlemede bunun versiyonu ise demin üstüne kaynar suyun dökülmesi şeklinde

        oluyor. Bu işin uzmanlarının söylediği ise tersi. Önce kaynar su demliğe dökülecek, sonra çay konulacak. Suyu çeken ve ağırlaşan çay taneleri tek tek dibe çökecek. Bütün minerallerini ve kokusunu da suya bırakacak. Dibe çökmeyle demlenme de tamamlanacak. Bu da 13-15 dakika demek. Hata ise su ısıtılması aşamasında hazırlığın başlaması ve çayın demliğe atılmasıyla başlıyor. Kaynamış su, kuru çay üzerinde tıpkı insanın başından aşağı kaynar su dökülmesi etkisi yapıyor. Bir de çay demlenirken altındaki suyun pişirilmemesi gerekiyor. İyi bir çay için porselen demlik, kaliteli çay ve su da önemli. Şeker ise yok veya bardağa en fazla bir tane konulmalı.

        SONUÇ: "Verin çayı içelim/Bu âlemden göçelim." Mustafa Duman'ın "Türk Çayı" kitabından.

        Diğer Yazılar