Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eski adıyla Zihinsel Engelliler Federasyonu içinde yarışanÖzel Sporcular, müsabakalarda veya sonrasında öyle hareketler yapıyorlar ki, sporun ana felsefesini doya doya yaşatıyorlar.Örnek isimler Can Babalık veMücahit Kömür. Yazıyı okuyunca siz de duygulanacaksınız. Özel sporcular, eski adıyla Zihinsel Engelliler adına yarışan sporcularımız. Ama gerçekten çok özeller. Çok özel duygular taşıyorlar. Sporun ana felsefesini içlerinde doya doya yaşıyorlar. Öyle ki, arkadaşının üzüleceğini anlayarak, ilk sırada götürdüğü yarışmada bekleyip, O’nun kazanmasını sağlayacak kadar. Öyle ki, geçildiği sporcu arkadaşı için günlüğüne, “Her şey çok güzeldi, mutlu oldum ve en çok beni geçen Bora’yı sevdim” diyecek kadar. Bu nasıl bir dünya?.. Kazananın da, kaybedenin de mutlu olduğu bir dünya var mı?.. Ütopik bir soru ama cevabı da bir o kadar realist. Anlatacağım... Anlamayı kolaylaştırmak adına önce, kazananın da kaybedenin de ‘’Mutsuz’’ olduğu bir dünyayı hatırlayalım.

        İKİ FARKLI BAKIŞ

        Örneğin; Galatasaray’la Fenerbahçe’nin bu yılki pür meali. Ve yaşanan kupa savaşı. Vandalist bir yaşam vizyonu. Fenerbahçe kaybetmediği bir maç sonunda 2. oluyor. Kızıyor, yakıyor, yıkıyor. Ve mutsuz. Galatasaray şampiyon oluyor. Kazanıyor, seviniyor, eğleniyor. Ancak, o da mutlu değil. Spor, kazananın ‘’Tebrik’’ kaybedenin ise ‘’Teşvik’’ edildiği bir oyun aslında. Kazananı tebrik etmek bir yana, kupanın havaya kaldırılmasına tahammülümüz yok. Başbakanımız bile öncesinde ‘’Avrupa’ya gitmezsek ne olur’’ diyor. Sonra ‘’Kupayı mertçe vermeli’’ diye uyarıyor. İşte size iki farklı bakış. İki farklı dünya görüşü. Şu sıralar, olaylara farklı bakabilenlere çok ihtiyacımız var. Ve aslında etrafımıza biraz dikkatlice bakabilsek göreceğiz onları. Allah onları belki de bu gibi durumlar için gönderdi aramıza. Aslına onlardan da alacağımız şeyler var. Spora hatta yaşama çok daha farklı bakabilen, kin ve nefretten soyutlanmış vatandaşlarımız onlar. Sporu doyasıya yaşayan ve her türlü sonuçta mutluluğu yaşayabilen Özel Sporcular. İşte, baştaki ütopik sorunun cevabı burada gizli.

        Özel sporcular, eski adıyla Zihinsel Engelliler Federasyonu içinde yarışan çocuklarımız. 2000 yılından beri adı, Özel Sporcular Spor Federasyonu. Geçtiğimiz hafta sonu İzmir Ege Üniversitesi’nde Özel Sporcular Türkiye Yüzme Şampiyonası yapıldı. Onların her yarışmasında ve her branşında yaşanan ilginç ve bir o kadar da anlamlı olaylar İzmir’de de yaşandı. Geçen haftanın kahramanı; Amerika’da doğmuş Kocaeli’nde yaşayan Can Babalık. Can bir Down sendromlu yüzücü. Çoğumuzdan değil, milyonlarca vatandaşımızdan daha güzel yüzüyor. Ve Türkiye Yüzme Şampiyonasında 100 metre serbest yarışı için havuzda hazır. Ancak, yarış öncesi bizler için sıradan ama onun için çok özel bir diyaloğa şahit oluyor. Bir hoca onun az sonra yarışacağı rakibine ‘’Bu yarışta ya 1., ya da 2. olacaksın yoksa.......’’ sözlerini duyuyor. Aslında bildiğimiz korku motivasyonu. Hocanın niyeti de kötülük değil belki ama belli ki tecrübesiz. Sonuçta yarış başlıyor ve Can son metrelere kadar çok başarılı bir yarış çıkartıyor. Ancak Can, son metrelere geldiği anda kulaç atmayı bırakıyor. Geriye dönüp bakıyor ve yarış öncesi hocasının sert motivasyonuna maruz kalan rakibinin arkasında olduğunu görüyor. Tribünlerdeki takım arkadaşları, ailesi ve hocasının şaşkın bakışları arasında rakibini beklemeye başlıyor. Tribündekiler şaşkınlığı yerini sesli uyarılara bırakıyor. Ancak Can salonda çınlayan “Hadiii Can durma” ’ bağırışlarına da kulak tıkayarak rakibinin öne geçmesine izin veriyor. Ve onun ardından kulaç atarak yarışı bitiriyor.

        HAYALCİ MİYİZ?

        Can’ın bunu niye yaptığı anlaşıldığında ise etrafındakilerin gözyaşlarını tutması mümkün olmuyor. Dedim ya özel sporcuların özel hikayeleri var. Bir tanesine de ben şahit oldum. 2 hafta önce Antalya Kemer’de yapılan Türkiye Masa Tenisi Şampiyonası’nda yarışan Mücahit Kömür’ün hikayesi de çok özel. Mücahit, Kahramanmaraş 125. Yıl İş Okulu öğrencisi. Rakibi Bora Baydar’a yenilerek eleniyor. Sonra otele dönüyor ve organizasyonun anı defterine duygularını yazıyor. ‘’Burada çok eğlendim ve mutlu oldum. Herkesi çok sevdim. Ama en çok beni yenen rakibim Bora’yı sevdim’’ diyor. Fair play için bundan daha güzel bir mesaj olamaz. Bu güzel ve özel çocuklar tıpkı bizler gibi havuzda, sahada, salonda rakipleriyle mücadele ediyor. Onlar da bizler gibi kazandıkları zaman inanılmaz mutlu oluyorlar. Ama kaybettiklerinde de en çok rakiplerini sevebiliyorlar. Şimdi dönüp bizimkileri düşünüyorum. Acaba Fenerbahçe düşme maçına çıksaydı, Galatasaray maça asılmayarak Fenerbahçe’nin düşmemesi için yenilgiyi düşünür müydü? Veya tam tersi, Galatasaray’ın düşmemesi için Fenerbahçe yenilgiyi düşünür müydü?.. Bunlar size çok hayalci gelebilir ama en azından Kahramanmaraşlı Mücahit gibi onlarda rakiplerini sevemezler miydi?

        Diğer Yazılar