Son Dakika
08.01.2018 - 07:31 | Güncelleme:

Ben bilgiyle ilgileniyorum

 

MUHTEREM okuyucularım, Sevgili dostum Fatih (Altaylı), bu sayfada yazdıklarımın beni belirli kalıplar içine girmek zorunda bıraktığını düşünüyor olmalı ki, “Celal’ciğim, arada bir de bu sayfada seninle sohbet edelim. Daha geniş bir alanda konuşma fırsatımız olsun” önerisiyle geldi.

Fatih’in gazetecilik bilgisi ve öngörüsüne hayranlık duyduğumu sık sık ifade ettiğim için tekrarlamakta beis görmüyorum.

Bu bilgiye güvenerek dostumun bu önerisini kabul ettim.

Bundan böyle, fırsat bulursak ayda bir burada hasbihal edeceğiz.

Bu hasbihale katılmak, sorular sormak isterseniz, sorularınızı Fatih Altaylı’nın “faltayli@htgazete.com.tr” mail adresine yollarsanız, o da uygun gördüğü sualleri bana iletecek, böylelikle bu sohbete sizleri de dahil edecektir.

Fatih Altaylı: Celal Hocam, yine bir röportaj verdin ve yine ortalık karıştı. Geçen hafta bir televizyon programına çıktın ve Fatih Sultan Mehmed’in Müslüman olmama ihtimalini dile getirdin. Bunu konuşacağız ama en büyük merakım şu: “Kendi programın varken, niye bir başka programa çıkma gereği hissettin?”

Celal Şengör: Yahu Fatih, dilini eşek arısı soksun. Sana 30 senedir “Bana hocam deme” diyorum hâlâ diyorsun. Bu sıfatı sevmiyorum. Öğrencilerimden bile bana Celal veya Celal Ağabey demelerini istiyorum. Sen niye şimdi durduk yerde “Hocam”la girdin lafa.

- Peki geri aldım. Celal Ağabey.

- Ha şöyle... Bak sevgili dostum, beni bu memleket eğitti. Ben burada doğdum, burada öleceğim. Bu memlekete borcum var. Ben bildiğim her şeyi bu ülke insanlarıyla, halkımla paylaşmak zorundayım. Devlet bana bunun için maaş veriyor. Bu yüzden de her platformda bildiklerimi anlatmak zorundayım. Bilimin ne olduğunu anlatmak zorundayım. Açıkçası o programa da bu nedenle çıktım. Bir de biliyorsun İTÜ’nün kütüphanesi için bağış toplamaya çalışıyoruz birlikte. Onu da her yerde duyurmak istiyorum.

- Çıktın da, Fatih’in Müslüman olmaması ihtimali üzerine konuşup ortalığı ayağa kaldırmak, şimşekleri üzerine çekmek zorunda mıydın?

- Sevgili dostum, mesele de burada işte. Ben öyle bir şey demedim. Aklı başında herkes, daha doğrusu o programda söylediklerimi dinleyen ve biraz izan sahibi herkes öyle bir şey demediğimi biliyor. Ben sadece Fatih’in hayatıyla ilgili bugüne kadar aksetmiş bilginin çok az olduğunu, bu konuda kaynakların yetersiz olduğunu anlattım. Bu arada bazı Batılı kaynaklarda böyle iddianın da dile getirildiğini söyledim. Ama “Bu kaynaklara güvenilir, bu kaynaklar kesin doğrudur” demedim. Benim yapmak istediğim, Batı’nın Fatih’e nasıl baktığını, nasıl görmek istediğini gündeme getirmekti.

- Söylemek zorunda mıydın?

- Tabii ki söylemek zorundaydım. Bilim böyle bir şeydir. Bir konuda gerçeğe ulaşmak, hakikati öğrenmek istiyorsan, mümkün olan en fazla kaynağı değerlendirmek zorundasın. Pozitif bilimlerde mümkün olan en fazla sayıda gözlem ve deney yapacaksın, tarih gibi bilimlerde ise mümkün olan en fazla sayıda kaynağa ulaşacaksın. Ben de Fatih’in hayatından bahsederken bunu dile getirdim. Youtube’dan Hakan Çelik Bey’le yaptığım programı izleyenler benim ne dediğimi duyacaktır.

- Ortak dostumuz Prof. Erhan Afyoncu da sana itiraz etti ama... “Kaynaklar güvenilir değil” dedi.

- Bir kısım yayınlara cevap vermeye değmez, ama onlara paralel bir laf saygı duyduğum bir akademisyenden de geldiği için biraz konuyu açayım o halde. Dediydim ya bilim palavra kaldırmaz!

Ben “Fatih’in Müslümanlığı bazı çevrelerde tartışılır” dedim. Buna da Julian Raby’i kaynak gösterdim. (Raby, J., 1982, A Sultan of Paradox, Oxford Art Journal, Bd. 5, S. 8).

Raby, başkalarının Fatih’i hiçbir dine inanmadığı için eleştirdiklerini de kaydediyor. Raby kendisi de Fatih’in hiçbir tek kültüre inanmadığını vurgulayarak “Bu bir eleştiri midir?” diye soruyor. Raby makalesinde bu söyledikleri için herhangi bir kaynak göstermiyor, ama bana yazdığı 15 Aralık 2015 tarihli bir mektubunda Gian-Maria Angiolello’nun (1421-1525) meşhur Historia Turchesca’ya (yazarı Donado da Leze, ancak bu eser Gian-Maria Angiolello’ya da atfedilir: Publicata, adnotata, împreuna cu o introducere de Dr. Ion Ursu, etc. Academia Republicii Socialiste România, Bucuresti, 1909, S.121.) bakmamı öneriyor. Bu kitap ilk defa 1490’da basılmıştır ama elimizdeki en eski baskısı 1559 tarihine aittir. Raby ayrıca mektubunda şuraya bakmamı da tavsiye etmiştir: Thuasne, L., Gentile Bellini et Sultan Mohammed II.: Notes sur le Séjour du Peintre Venitien à Constantinople (1479- 1480) d’après les Documents Originaux en Partie Inédits: E. Leroux, Paris, 1888, S. 68.

Raby mektubunda Angiolello’nun kitabından şu kısmı alıntılamıştır: “...et disse il detto Bayazit che suo padre era padrone et che non credeva in Macometto; et in effeto era così per quello dicono tutti questo Mehemet non credeva in fede alcuna.”

Raby’nin başkaları dediği Theodoros Spandounes’tir ki (16. yüzyıl), bu zat Venedik’e sığınmış Bizanslı bir ailenin çocuğu olup, Fatih’in analığı olan Sultan II. Murad’ın eşi Mara Brankovic’in yanında, Jezevo’da büyümüştür. Spandounes’in dediği de Fatih’in ne Hıristiyanlığa ne de Müslümanlığa inandığıdır. Bu kaynak da yayımlanmıştır (İlk yayın tarihi 1509; nihai şekli 1538): Nicol, D. M. (Tercüme eden ve yayına hazırlayan), 1997, Theodore Spandounes: On the Origins of the Ottoman Emperors: Cambridge University Press, xxix+161 ss.

Bu belgelerin hiçbiri Fatih’in gerçek düşünce ve inançlarını bilmemize sebep olamaz; ama bunlar bizzat kendisinin yaşamında bile tartışmalı olduğunu belgeler. Benim, Julian Raby’nin ve bu konuda yayın yapan Gülru Necipoğlu gibi diğer tarihçilerin dediği de bundan ibarettir; yoksa hiçbirimiz bazılarının yaygara ettiği gibi “Fatih, Müslüman değildi” demedik.

- Ağabey, ben bunları yazamam. Çok fazla.

- Ağabeyciğim yaz. Yaz ki, kaynak tartışması falan olmasın. Bir tarafımdan uydurmuyorum ben söylediklerimi. “Bu kaynaklar yüzde yüz güvenilirdir” de demiyorum ama var bu kaynaklar. Bu kaynaklar eleştirilebilir. Nasıl? Başka kaynaklarla karşılaştırılarak, zamanın havası incelenerek, Fatih’in çevresi tetkik edilerek. Bilim böyle bir şey. Her şey tartışılır. Bilimde tabu olmaz. Olursa bilim olmaz.

- Bir de Osmanlı İmparatorluğu’nu küçülttüğün söyleniyor. Onlar “10 milyon kilometrekareydi” diyor, sen “6 milyon kilometrekareden biraz fazlaydı” diyorsun.

- Büyüklük metrekareyle ölçülmez. Osmanlı’nın daha küçük bir alanda daha etkin, daha geniş bir alanda daha az etkin olduğu dönemler var. Galiba, 10 milyon kilometrekare hesabı yapanlar, Osmanlı’nın altındaki ülkelerin bugünkü yüzölçümlerini üst üste koyup buna karar veriyorlar ama durum bu değil. Gel beraber hesaplayalım. Al bir kalem yaz alt alta.

- Aldım.

- Dur, yanlış yapmayalım. Notlarımı çıkarayım. Yaz bakalım:

Macaristan 93.030, Eski Yugoslavya 255.804, Romanya 238.397, Arnavutluk 28.748, Bulgaristan 110.994, Yunanistan 131.957, Türkiye 783.562, Kırım 27.000, Suriye 185.180, Irak 437.072, Lübnan 10.452, Ürdün 89.342, İsrail 20.770, Suudi Arabistan ve Yemen’in Osmanlı egemenliğinde olan yerleri 1.300.000, Mısır 1.010.000, Libya+ Tunus+Cezayir’in Osmanlı egemenliğinde olan yerleri 1.500.000, Kıbrıs 9.251. Topla bakalım!

- 6.118.529 kilometrekare. Vallahi sayende matematikçi de olacağım.

- Şimdi buna bazı yerleri eklemek mümkün, Sudan’ın bir kısmını ve Habeşistan’ın sahil bölgeleri. Ama o zaman da Avrupa’da alınıp hızla kaybedilen yerleri de çıkarmak lazım. En iyisi sen şu haritayı al da sayfaya koyalım. Herkes gözüyle görsün.

- Erhan Afyoncu, “Herkes bildiği işle uğraşsın. Biz jeoloji yapıyor muyuz” dedi sana.

- Sevgili Erhan’ı görürsen sen söyle, ben görürsem ben söylerim. Daha geçen sene bir tarihçi olarak uluslararası Mary C. Rabbit Ödülü’nü aldığımı hatırlatırım. Eminim kendisinin de pek çok böyle uluslararası ödülü mevcuttur ve bunları muhakkak bana yazacağı cevapta sıralayacaktır, ama benim tarihçi olarak aldığım en az bir ödülüm de var. Bir şeyi tekrarlayayım: Bilim palavra kaldırmaz. Benim bu anlattıklarımda yanlışlarım varsa bunların düzeltilmesi beni ancak memnun eder, yeni bir şey öğrenmiş olurum. Ama ne doğa bilimleri ne de sosyal bilimler hamasetle yapılamaz, zira gerçek eninde sonunda gelip çatar. Benim de tek amacım bunu muhterem okuyucularıma öğretmektir.

- Peki Celal Ağabey, bilimin bu kadar farklı dallarıyla niye ilgileniyorsun?

- Ben bilimin farklı dallarıyla ilgilenmiyorum, ben bilgiyle ilgileniyorum. Her bilgi benim ilgi alanıma giriyor. “Tarihle niye ilgileniyorsun?” diyecek olursan, çünkü ben jeoloğum ve bir jeoloğun başvuru kaynaklarından biri de tarihtir. Sonuçta jeoloji de insanlığın değilse de dünyanın tarihi ve çok daha uzun bir zaman sürecini kapsayan bir tarih.

- Şimdi tarihi, jeolojiyi bırak da geçen hafta Habertürk HT Dokun’da yayınlanan mini röportajında Elon Musk’ı tanımadığını söyledin. Okurların da çok şaşırdı, “Nasıl tanımaz?” diye.

- Vallahi de, billahi de tanımıyordum. Tanımam için bir gerekçem yokmuş anlaşılan, çünkü benim ilgi alanımda değilmiş. Bak bunca yıldır sürekli bilimsel toplantılara katılırım, üniversitelerde uzay, gezegen bilimle ilgili çok çalışmalarım oldu. Yemin ederim hiçbir yerde adı geçmedi.

- Adam roket yapıyor. Mars’ta koloni kurmak istiyor. Elektrikli otomobiller yapıyor!

- Otomobiller senin alanın. Benim alanım değil. Roketler de benim alanım değil. Ben Mars’a gitmekle ilgilenmiyorum ki, ben Mars’a giden olursa orada neyle karşılaşacak, ona nasıl yardımcı oluruzla ilgileniyorum. Mars’ın jeolojisini, tektoniğini, su kaynaklarını araştırıyorum. Elon Bey bir gün Mars’a giderse, ona faydalı olacak işlerle ilgileniyorum. Elon Musk bilim adamı değil. Bilim adamlarıyla çalışan bir yatırımcı ve mühendis. Bu yüzden tanımıyorum.

- Ama Büşra Develi’yi tanıyorsun. O ilgi alanında mı?

- Ho ho ho! Tabii ilgi alanım. Çok güzel bir kız. Bir gazetede bu kızın fotoğrafını gördüm. Gazeteleri düzenli okumam. Okuduğum bölümleri vardır sadece ama bir gün bir gazetede kızın resmini gördüm. Çok Avrupai buldum. Götür Paris’e koy, kimse “Bu kız Fransız değil” demez. Ayrıca senin geçen gün yazdığın Eliz Sakuçoğlu da çok güzel bir kız. Fakat sen haklısın. O kadar dövme hoş olmuyor. Ne öyle el yazması gibi kadın mı olur!

- Niye sen kitapsever bir adamsın!

- Tövbe tövbe. Başımı belaya sokacaksın. Zaten Oya da kızıyor evde, “Sen bu kızlara niye bakıyorsun” diye.

- Soracağım birkaç konu daha var ama çok uzun olacak. Onları da bir dahaki sohbete mi bıraksak?

- Ne soracaktın ki!

- Fatih Sultan Mehmed’e olan merakını, Sarı Lütfi’yi, Murat Bardakçı’nın senin meşhur kütüphanenle ilgili bana yaptığı dedikoduyu.

- Oooo, öyle bir anlatırım ki, gazeteye sığmaz. Bırak istersen bir dahaki sefere konuşalım. Ama şunu lütfen okuyucularımıza duyur. Sosyal medyada benim adımı kullanıp İTÜ için bağış toplayanlar varmış. Benim sosyal medyayla bir ilgim yok. Sakın ola ki, sosyal medya üzerinde gördükleri böyle hesaplara bağış falan yapmasın hiç kimse.

İTÜ KÜTÜPHANESİ BAĞIŞ HESABI

İş Bankası Ayazağa Şubesi

1281/521303 TR09 0006 4000 00112810 521303

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 02 Şubat 2018 Cuma 15:56
    Çok Değerli Fatih Altaylı ve Çok Değerli Celal Şengör Hocam, İTÜ Kütüpane kitap bağışı sayfasıona baktım, bir kitap 1000 ila 2500 T.L. arasında, ithal, yabancı dilde. Bizim yapacağımız yardımlar çok küçük olacak, kimseye yük getirmez, bir sigara, bira, süt, yoğurt parasına ve arada sırada devam etmeliyiz. Bizlere bilim ve insanlık ve yerküre sevgisini aşıladığınız için her ikinize de çok teşekkür ederim. Eşim de bende Sizin Cengiz Han'ı tek başınıza anlatışınıza hayra olduk, bir jeolog olarak, siz de tarihi sevdiriyorsunuz büyük adam. Fatih Bey, sizin şakalaırnız çok seviyeli, kaliteli, yaşam sevinci veriyor insana, doğa tarihi müzesindeki (Fransa) arkadaşlarımla da çok neşeli ve mutlu çalışırdık özellikle de 2008-2011 arasında, o seviyeyi ve enerjiyi buldum sizlerde. Paleontoloji Müzesini anlamadan gezmişiz meğer Avrupa'nın doğasını inceler izler ve Kopenhag ile Brüksel'de raporlarken. Siz anlatınca çok daha iyi kavradım. Fatih bey, diğer tvlerin benzer programlarından farklısınız, bir Mozart yorumuna bir orkestra şefinbin kattığı ruhu katıyorsunuz, siz de bir orkestra şefisiniz esasen, konuşma (teganni) Schönberg vb bağdarlarda vardır, kakışım (çatışma, tartışma, dissonance) da Beethoven'ın son dördüllerinde de (string quartets), sizin tarih ve bilim programlaırnızda da var her ikisi de iyi insan, bilge insan, sevimli büyükleirmiz İlber ve Celal hocalarda ve sizde, sizin programlarınızda, bir oda müziği gibi, insna beyni belki de aynı merkezinde algılıyor bunlaır hem öğrenerek ve aynı anda keyifle. Bilimin keyifli olduğunu Türkiyey'ye anlatan insanlar, der, belki de başka imajiner domain bir ülkedeki "ekşi lügat". Sevgiler, saygılar, hürmetler.
  • Misafir 12 Ocak 2018 Cuma 10:51
    Sayin Celal Sengor Hocanin Osmanlinin yuzolcumunu hesaplamak icin verdigi rakamlara bazi itirazlarim var. Kirim yarimadasinin yuzolcumu 27 bin km2 olabilir fakat Kirim hanliginin yuzolcumu bundan daha buyuktu. Ayrica Sayin Celal Sengor Hoca eklemeler konusunda bir tek Sudan'in bir kismi ve Habesistan'in sahil bolgelerinden bahsediyor. Fakat hepsi sadece bunlarla sinirli degildi ki. Osmanli devleti en genis oldugu donemlerde yani 1590'li yillarda Gurcistan,Azerbeycan,Ermenistan ve Moldavya'nin tamamini, Ukrayna,Iran ve Slovakya'nin da bazi bolgelerini kontrol altinda tutuyordu. Ayrica 1633 tarihli Jodocus Hondius tarafindan hazirlanmis Turcici Imperii Imago baslikli harita Osmanli devletini tum Arap yarimadasina hakim guc olarak gosteriyor. Arap yarimadasinin ic bolgelerinde cok fazla bir nufus yoktur. Iklimde asiri derecede serttir. O yuzden Osmanli devleti o bolgede burokratlarini ve askerlerini bulundurmamistir fakat o bolgeler uzerinde ki nufusunu Mekke Serifleri yoluyla kullanmistir. Gerektiginde o bolgelere cok rahat girmis ve Hac yolu uzerinde eskiyalik yapan kavimleri cezalandirmistir. Zaten imparatorluklar hukum surdukleri her karis toprak uzerinde kesin hakim olmuslardir diye bir durumda ortada yoktur. Osmanli Imparatorlugu ozellikle 1600'lu yillarda Fransa,Portekiz,Ispanya gibi Katolik imparatorluklarla ,Sii Sefavilerinin arasinda kalmistir. Fransa,Ispanya ve Portekiz birbirleriyle savaslar yapmalarina ragmen cogu zaman Osmanli'ya karsi birlesmislerdir. Osmanli Imparatorlugunun kanimca diger Imparatorluklardan farkli tarafi surekli oalrak bircok Imparatorlukla mucadele etmek zorunda kalmistir. Buna ragmen en genis sinirlara ulastigi donemlerde yuzolcumu kesinlikle 6 milyon km2'den cok daha fazladir.
  • Misafir 11 Ocak 2018 Perşembe 08:48
    Fatih beye Celal hocaya sahip cikip , bircok enegele ragmen bizimle bulusturdugu icin tesekkurler
  • Misafir 08 Ocak 2018 Pazartesi 12:57
    "Ho ho ho! Tabii ilgi alanım." ilahi Celâl Abi ya güldürdünüz ahaha
  • Misafir 08 Ocak 2018 Pazartesi 10:20
    100 tl bağışladım. İnşaallah oğlum da bu sene itü mühendislik kazanır da yerleşir. Mimarlık kitaplarım var bağışlarım kısmetse
  • Misafir 08 Ocak 2018 Pazartesi 10:05
    sevgili ''hoca'' tartışmalar üstüdür...o yüzden ne derse dikkatle dinlenir , o kadar.
  • Misafir 08 Ocak 2018 Pazartesi 09:49
    Ataturk u ve cengiz hani bu kadar guzel anlatan birine ne denebilir ki bravo elinize saglik.
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Çarşamba 32 MPH 29°
Kısmen Güneşli