Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İzmir Barosu avukatlarından ve İzmir Barosu eski başkanlarından Noyan Özkan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde yürütülen “çeteli-gözaltılı-tutuklamalı” operasyonlar sonucu hazırlanan iddianame üzerine bir “hukuki analiz” yapmış.

        Av. Özkan, benim gibi davanın taa başından beri “Böyle bir operasyon, özel yetkili savcıların ve mahkemelerin görev alanına nasıl giriyor?” sorusunu soranların da kafasındaki bulanıklığı da gidermeye çalışmış.

        Bir hayli uzun olan “hukuki analiz”in bir özetini sizlerle paylaşmak istedim.

        İlk operasyonun başlangıcından bu yana ceza hukuku otoritelerinin, akademi dünyasının ve İzmir Barosu’nun ısrarla belirttiği gibi İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve yetkilileri ile bazı sendikacı ve organizatörleri hakkında normal savcılar ve mahkemeler yerine özel yetkili savcı ve mahkemelerin dosyaya bakması olgusu kesinlikle yasaya aykırıdır. Çünkü CMK 250. maddenin kapsamına giren suçlar, yasada ayrıca ve özellikle sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Bunlar, mafya tarzında özel suç örgütlerinin eylemleri ile devletin güvenliği, anayasanın ihlali ve casusluk gibi suçlardır.

        İddianamede İBŞB içinde örgüt yöneticisine (Aziz Kocoğlu, Pervin Şenel, Sait Ersu Hızır) bağlı olarak “çıkar amaçla bir organize suç örgütü”nün faaliyetleri anlatılmaktadır. Ancak 135 sayfalık iddianamenin hiçbir yerinde iddia edilen örgütün faaliyeti çerçevesinde belirtilen suçların işlenmesinde cebir ve tehdit uygulandığına ilişkin tek bir somut kanıt yoktur.

        İddianamede, “İBŞB Örgütü”nün haksız çıkar sağlama faaliyetine ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığı gibi, “örgüt yönetici” ve “üye”lerinin mal varlığında bir artış tespiti yoktur.

        Özel görevli-yetkili savcılık, CMK 160/2 madde ile düzenlenen “şüphelilerin lehinde ve aleyhinde delil toplama görevi”ni ihmal etmiştir.

        Nitekim, Özel Yetkili-Görevli Savcılık, savunma beyanlarına ve sunulan belgelere iddianamede yer vermemiş, şüphelilerin mal varlığında haksız bir zenginleşme olup olmadığını tespit etmemiş, geçmişteki memuriyet sicil ve liyakatlarını dikkate almamıştır.

        Kişilik hakları ihlali iddiası...

        Soruşturmada CMK ve evrensel hukuk ihlalleri nedeniyle “çete reisi-çete üyeleri ve organize suç örgütü” iddialarına muhatap olan şüphelilerin kişilik hakları ihlal edilmiştir. İddianamenin tümü incelendiğinde, Sayıştay raporları, Maliye Bakanlığı memurlarının bilirkişi raporları dikkate alındığında, İBŞB Başkan ve üst düzey bürokratları ve memurları hakkında “ihaleye fesat karıştırmak” veya “görevi kötüye kullanmak” gibi münferit memur suçlarına dayalı olarak soruşturma yapılması ve iddianame düzenlenmesi gerekirken, “organize suç örgütü” değerlendirmesi CMK’nın 250-(1)-b maddesine kesinlikle aykırıdır.

        Savcıların, yasanın açık ve kesin olan hükmünü keyfi olarak yorumlamak ve hukuka aykırı ve zorlama suç isnadı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni “organize suç çetesi”, başkanını “çete lideri” olarak niteleme gibi bir görev ve yetkisi yoktur. Bu sıfatlarla zanlıların kendileri ve aile fertleri kamuoyu önünde küçük düşürülmüşlerdir. Bu durumda zanlılar ve yakınlarına tazminat davası açma hakkı doğmuştur.

        Bu davada bu görüşler, sadece Av. Noyan Özkan’ın değil, çok sayıda hukuk adamının da görüşüdür. Hal böyle olunca da, özel yetkili mahkemelerin, İzmir Büyükşehir Belediyesi başkan ve bürokratlarına yönelik iddialara ait davaların, normal mahkemelere havale edilmesi gibi çok net bir durum ortaya konmaktadır.

        Belki sayın savcı ve hakimler, yoğunlaşan itirazları ve gerekçelerini biz kez daha gözden geçirme gereği duyarlar diye düşünüyorum.

        ...Ve son söz;

        Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama; adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır!

        Elie Wiesel

        (Nobel Barış Ödülü sahibi)

        Diğer Yazılar