Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Her fırsatta cezalandırılan, kenten yükselen her yakarışa “şunu da yapıyoruz, bunu da yapıyoruz, yetmiyor mu?” cevabı verilen, sonuç olarak asla “devlete 4 verip bir almaktan” bir adım öteye gidemeyen, teşvik sisteminde yine havasını alan, belirli alanlarda “Hakkari’ye sağlanan teşviklerin İzmir’e de verildiği” gibi bir genel hükmün “ayrıcalık” demogojisiyle şekillendirilmeye çalışıldığı kent, tam da tüm umudunu 2020 EXPO’suna bağlamışken, bu konuda da çatlak üzerine çatlak yaşanıyor.

        İzmir’in “makus talihini yenme” girişimi olarak dört elle sarıldığımız EXPO girişimlerinde, bazı şeyler baştan gidiyor. Bu konudaki gözlemlerimi, içimden gelenleri “olumsuz hava yaratmamak” adına kelimelere dökmekten özellikle kaçınarak, konuyu geçtiğimiz dönem sadece birkaç EXPO seyahatine katıldıkları, “kaybetme deneyimini” yaşadıkları için birer “EXPO uzmanı” kesilen arkadaşlara bırakmayı özellikle tercih ediyorum.

        Yazıp çizmiyorum ama; ortaya serilen tüm yanlışlara, burunlarına yedikleri “dur” fiskelerine rağmen, sırf “ayıp olmasın” diye işe omuz vermeye çalışan İzmirli kanaat önderlerinin birer-ikişer geriye yaslanıp olup-bitenleri sinirden dişlerini gıcırdatarak izleyip, ağızlarına da kilit vurmasını dikkatle ve üzüntüyle izliyorum.

        Bir kere şu soru ve içinde saklı gerekçeleri hep kafa karışıklığı yarattı;

        EXPO girişimi bir kent girişimi mi, yoksa devlet ya da hükümet girişimi mi?

        Aslında EXPO girişimi, hükümetin maddi manevi tüm desteğini arkasına alması gereken bir yerel girişim olması ve tüm organizasyonun da bunun üzerine şekillenmesi gerekirdi.

        Belediyeleri, valiliği, kaymakamlıkları ve de içlerinde çok sayıda yetişmiş uzman barındıran, kendileri de birer uzman olan sivil toplum örgütleri ile... Doğal olarak da, kişisel onur ve takdir beklentilerinden uzak istekle, şevkle, akılla, mantıkla, profesyonellikle...

        Ama maalesef olmadı. İşe destek veren hükümet kanadı, aslında bilinen ve bilinmez görünen nedenlerle, “muhtemel EXPO onurunun kazanılmasından sonra alınacak puanı” İzmirliler’e bırakmak istemedi.

        Bu iş, heyecansız bürokrat işi değil...

        Tüm şekillendirme bu hesap üzerine kurulunca da, heyecansız, konudan habersiz, gözlerini kulaklarını siyasi üstlerinden alacakları talimatlara çeviren Ankara bürokratları, yukarıda belirttiğim “hükümet destekli yerel yönetim” ağırlığını yok etti. Zaman zaman dışlayıcı seçimler yaparak, bir İzmir projesinden İzmirlileri dışladı.

        Hatta kırdı-döktü, kırgınlıklar, küskünlükler yarattı.

        Sonuç olarak, yıllardır Ankara tarafından hakkı yenmiş, itilmiş, kakılmış, çeşitli uygunsuz sıfatlara layık görülmüş İzmirli, önemli bir İzmir projesinden de dışlandı.

        Son istifalar da bunun “gırtlağa kadar” getirilmiş hali...

        Sonunda EXPO, içinde İzmirli olmayan bir İzmir projesi haline getirildi.

        Görünen yanlışları dile getirmeye çalışanlar bazı gazetelere “tek sütun haber olmaktan” öteye geçemezken, minicik başarı emareleri, boş laflar, laf edenin sıfatının büyüklüğüne göre manşetlere taşındı.

        EXPO oylamasında oyu bulunmayan bir EXPO yetkilisinin ziyaretinden bile “bu kez bu iş tamam” anlamı çıkarılarak “derin” yorumlar yapıldı.

        Benim de “burama kadar gelmiş” bu konuda söyleyeceğim şudur;

        Madem bu işe girdik ve bir hayli de gönül verdik...

        Geçmişin tüm olumsuzluklarını bir kenara bırakarak yeniden silkinme, tüm tarafları bir araya getirerek yeni bir düzen kurma zamanıdır.

        Hükümetin, maddi manevi desteğini sonuna kadar ortaya koyup, EXPO girişimini İzmirli’ye emanet etme zamanıdır.

        Madem bu işi bu kadar istiyoruz; vakit de geç değildir...

        Eğer samimiysek...

        Diğer Yazılar