Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MAHKEME salonunda bir genç kadın. 23 yaşında. Kız kardeşinin başına gelenleri anlatıyor tuhaf bir sükûnetle. Kalın bir perdenin arkasından konuşuyor. Anne ve babasıyla göz göze gelmemek için. Yüzünü göremiyor sanıklar, sadece sesini işitebiliyorlar.

        Onun anlattıkları günlerdir İngiliz basınının ön sayfalarında yer alıyor. Herkes bu haberi konuşuyor. Doğru olabilir mi? Gerçekten bu kadar korkunç şeyler yaşandı mı yoksa hepsi uydurma mı? Mahkeme sonunda gerçeğin aydınlatılmasını bekliyor toplum. Sadece İngilizler değil buradaki göçmenler de davayı yakından takip ediyor. Bilhassa Pakistanlı göçmenler.

        Bir genç kız tahayyül edin. Henüz 17 yaşında. İsmi Şefila Ahmed. Ömrünün baharında; umut dolu, tutkulu; şiir ve şarkı sözleri yazıyor. Bugün hayatta değil. Cesedi 2004'te bulunmuş ancak vaka bir türlü aydınlatılamamış. Ta ki bugüne kadar.

        Bugün Şefila'nın kız kardeşi, tanık koruma programına alındı. Onun anlattıklarına göre taksi şoförlüğü yapan babaları hırçın tabiatlı, tahammülsüz bir adam. Anneleri de farklı değil mizaç olarak. Pakistanlı çift, kızlarının yaşam tarzlarını tasvip etmiyor ve oldukça katı bir disiplin uyguluyorlar evde. Bilhassa büyük kızlarına sert davranıyorlar.

        İngiliz oğlanlarla arkadaşlık etmesin, "yoldan çıkmasın" ve en nihayetinde kendi dininden ve kültüründen bir koca bulsun diye zorla Pakistan'a götürüp bir müddet orada tutuyorlar. Evlendirmeye kalkıyorlar, kendi seçtikleri biriyle. Genç kız o kadar mutsuz oluyor ki, çamaşır suyu içerek intihar etmeye kalkışıyor. Hastaneye yatırılıyor. Anne-baba üzerinde durmuyor bu hadisenin, bildiklerini okumaya devam ediyorlar.

        *

        Buraya kadar bildiğimiz, alıştığımız ayrıntılar. Ancak maktulün kız kardeşi Aleşa'nın bundan sonra söyledikleri tüyler ürpertici. "Ablamı cezalandırmak için günlerce aç bıraktılar, yiyecek vermediler, biz yemek yerken o bir kenarda aç bekledi; sonra mutfakta bıçaklarla tehdit ettiler ve bir gün ağzına poşet doldurup boğdular" diyor.

        "Kim yaptı bunları?" sorusuna cevabı: "Öz annem, öz babam!"

        Bir anne bunu yapabilir mi? Bu kadar gözü döner mi insanın, insanlığın? Karnında taşıdığı, yüreğinden emzirdiği evladını, "El âlem hakkımızda ne der" diye, tuhaf ve yapay bir namus kisvesi altında nasıl öldürmeye kalkar bir kadın, bir ana? Bir baba bunu yapabilir mi peki? Ne yazık ki defalarca verildi bu sorunun cevabı.

        Şefila Ahmed öldürülür ve bir yere gömülür. 5 ay sonra bulunur cesedi. Ama katilleri yakalanamaz bir türlü. Aradan geçer 8 sene. O zamanlar 15 yaşında olan ve bunca zaman susan Aleşa mahkemede ifade vermeyi kabul eder. Bir cinayetin, bir insanlık suçunun en yakın tanığıdır o.

        Dava devam etmekte. 52 yaşında bir baba ve 49 yaşında bir anne, öz kızlarına işkence edip onu öldürmekle itham ediliyorlar. Ve ne yazık ki tek değil bu hadise. İlk değil. Ne de son olacak bu gidişle. Sırf geçen sene İngiltere'de 2800 civarında "namus vakası" yaşandı; bunların çok azı cinayet, çoğu saldırı ya da tehdit niteliğindeydi.

        Kadına yönelik şiddet sadece belli ülkelerin ya da toplulukların değil, tüm dünyanın sorunu. Evrensel bir yara. Şimdi susmak ya da acıları ihmal etmek değil, konuşmak, harekete geçmek, yasaları değiştirmek, zihinleri değiştirmek, kadınların ve genç kızların en doğal hakkı olan özgürlük ve mutluluk için didinmek zamanı.

        Diğer Yazılar