Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın başlattığı çok önemli bir tartışma, yoğun gündem arasında güme gider gibi oldu.

        Erdoğan’ın İslami doğru yorumlamakla ilgili sözleri çok ama çok önemliydi.

        Emperyalizm destekli ve onların İslam ülkeleriyle ilgili emellerini gerçekleştirmeye yönelik bir “İslam anlayışına” karşı, bu toprakların İslam anlayışını ön plana çıkarmaya çalışan bir tavır olarak gördüğüm bu durumu, Türkiye’de İslam’ı ve İslamcılığı iyi bilen isimlerle konuştum.

        Öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istedim.

        Cemaatleri de “paniğe sevk eden” bu meseleyi, “Cumhuriyet’in ilk dönemindeki tartışmalara döndük. Doğru dini kim anlatacak? Bunun doğru olduğuna kim karar verecek?” şeklinde görmek mümkün.

        Ve bunun altında da yine FETÖ ve darbe girişimi konusu var.

        Çünkü 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi ve sonrasında FETÖ mücadelesiyle birlikte “aklın kiraya verilmesi” üzerine çok tartışma yaşandı.

        Bilginin kaynağının vehb ve keşif olduğuna inanılan FETÖ gibi inanışlara karşın aklın ve vahyin birlikte etkin olabileceği, birbirini tamamlayacağı bir yaklaşımı esas alan İmam Maturidi’ye sırtını yaslamış devletin uygulamalarını gördük.

        Zaten devletin 1 numaralı kurucusu Atatürk’ün de Türkiye’de “Maturidiliği esas alan bir din anlayışı”nı egemen kılmak istediği bilinen bir gerçek.

        MİLLİ DİN VE HAMDULLAH SUPHİ

        “Milli dini kim inşa edecek?” sorusunun cevabı o gün de soruluyordu bugün de soruluyor...

        Nitekim 1920’li yıllarda Antalya Milletvekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) sadeleştirilmiş dille şöyle demişti: “Meclis’imizde bulunan din âlimlerinin (ki “sarıklı” üye sayısı 70’e yakındı) yetişecek nesillere yeterli dini eğitim verilmesini istemek konusunda sonsuz hakkı vardır. Bunu inkâr etmek hiç kimsenin aklından geçmez. Her millet dini bir terbiye alır. Bizim çocuklarımız da dini bir terbiye alacaklardır. Bu konu genel ve mutlaktır. (...) Fakat ikisi de birbirine karıştırılırsa sonu gelmez, birtakım anlaşmazlıklar zuhur eder.”

        ATATÜRK’ÜN İSLAM ANLAYIŞI

        Büyük Önder Mustafa Kemal, Lozan görüşmeleri sürerken çıktığı yurt gezisi kapsamında, 31 Ocak 1923 tarihinde, İzmir’de halkla konuşurken bu söyleme bir “balans ayarı” yaptı: “Bizim dinimiz, en makul ve tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. Müslümanların toplumsal hayatında hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.”

        ATATÜRK’E DÖNÜŞ

        Bugün aslında tartışma buna yakın.

        Kısaca Atatürk’ün emri ve TBMM’nin kararıyla Elmalılı Hamdi Efendi’ye tevdi edilen Kuran-ı Kerim’i tercüme ve tefsir işinin “Hanefi mezhebine riayet olunarak” yapılması gerektiği hususunda öngörülen tavsiyeyi de hatırlayarak bugün “milli din” ekseninde Hanefi- Maturidi Türk-İslam anlayışının tekrar filizlendiğini ve sistemin bunu kendi kontrolünde inşa etmeye çalıştığını görüyoruz.

        Birtakım hocalara yönelik çıkışlar, bu işin işaret fitili olarak ateşlendi.

        Mevzu Nureddin Yıldız ve benzerleri değil, Cumhuriyet’in ilk yıllarında milli din tartışması ve bugün FETÖ sonrası oluşan siyasi ortaklığın da etkisiyle değişen devlet paradigması.

        Düne kadar birbiriyle kanlı bıçaklı olan bazı isimlerin beraber fotoğraf vermeye başlaması da bu değişen durumdan doğan panik ve yeni anlayışa intibak edebilme kaygısı.

        Ne de olsa orada rant büyük.

        ********

        Diyanet’te Elmalılı dönemi başlar mı?

        KONUŞUP öğrendiklerimden, sohbetlerde elde ettiğim izlenimlerden sonra şunu söylemek mümkün belki de.

        Türkiye’de elbette dinde değil ama dinin öğretiliş biçiminde bir reform olma olasılığı büyük.

        Türkiye Kurtuluş Savaşı öncesi şartlara benzer bir durumu yaşarken, “din meselesi” de bu şartlardan müstesna değil.

        O zaman pek çok alanda olduğu gibi din alanında da “kurucu felsefe”ye dönmek çıkar yol gibi görünüyor.

        Yani pek yakında Diyanet de Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirini ve Buhari’yi başucu kitabı yapmaya başlarsa kimse şaşırmasın.

        ********

        Plaka mafyasının sorumlusu devlettir

        TAKSİ plakası mafyası olduğu bir gerçek.

        İyi de, bir mafya oluşmuşsa bunda devletin rolü, ihmali görmezden mi gelinecek.

        Bugün taksi plakası fiyatlarının 2 milyon TL’ye yaklaşmış olması, taksi hizmetlerinde kalite düşüşünü getiriyor tartışmasız.

        Bunda en önemli kabahat, bu meseleyi yıllardır görmezden gelen devlete ait.

        İstanbul’da 1000 kişi başına düşen taksi sayısı 1.2.

        Olması gerekenin 10’da biri.

        Durum böyle olunca ortaya rant çıkıyor. Rant olan yerde mafya kaçınılmaz oluyor.

        Devlet arazi üretmeyince arazi mafyası, plaka üretmeyince plaka mafyası çıkıyor.

        Nasıl ki, TOKİ gibi kuruluşlar arazi mafyasını ortadan kaldırdıysa, taksi plakasında da devlet üzerine düşeni yapsaydı taksi plakası mafyası oluşmazdı.

        Çözüm basitti.

        Nüfus artışına oranlı taksi plakası verilmeliydi.

        Ve rant denilen şey bu kadar büyümez, ölçülü rant ise kamuya giderdi.

        Sorunun temelinde yıllardır bu konuda tek bir adım atmamış olan devlet ve belediyeler, özellikle de İstanbul belediyesi vardır.

        Kızılacak merci ne UBER ne de taksicilerdir.

        Halkın taşınma gereksinimini mafyaya terk eden devletin ta kendisidir.

        *******

        Bir fotoğraf

        BİR grup sanatçının sosyal medyada paylaştığı bir fotoğrafta rakı bardaklarının ortadan kaldırılması eleştiri konusu oldu.

        Aslına bakarsanız, birkaç hafta önce benzer bir fotoğraf görmüş ve oturup, “Niye o bardakları kaldırıyorsunuz?” diye bir yazı döşenmiştim.

        Ancak biraz düşündükten sonra bu yazımı gazetede yayınlamadan geri çektim.

        Niye mi?

        İçki de içerim, tütün ürünleri de.

        Ancak fotoğraf çektirirken tütün ürünlerinin görünmesini istemem.

        Çünkü iyi bir alışkanlık değil.

        Bunun gençlere örnek olmasından korkarım, başka bir şeyden değil.

        Sonuçta sanatçılar da bunun görünmesini ve gençlere örnek olmasını istememiş olabilirler.

        Sonuç olarak o masanın bir “muhabbet masası” olduğu ve içkisiz olmayacağı belli.

        Eğer gerçekten dizilerde rol bulamamaktan korksalardı, o fotoğrafı da koymazlardı.

        *******

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ ?

        Bilmemenin değil, bilmediğini bilmemenin ayıp olduğunu anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar