Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CUMHURBAŞKANI adaylarından Muharrem İnce, seçim sonuçlarıyla ilgili olarak iddialı konuşuyor.

        Dün de dedi ki: “Bu seçimin kaybedenleri anket şirketleri olacak.”

        Son yıllarda anket şirketleri sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde “kaybedenler kulübü” oluşturacak kadar hatalı sonuçlara imza attılar.

        En büyük fiyaskoları, İngiltere’deki Brexit oylaması öncesi elde ettikleri sonuçlardı.

        Trump’ın kazandığı seçimde de fena çuvalladılar.

        Bizdeki 16 Nisan referandumu tahminleri de bir-ikisi hariç anketçiler açısından kayıp hanesine yazılmış.

        O yüzden anketçilerin kaybetmesi bildik bir durum.

        Fakat eğer işler İnce’nin iddia ettiği gibi ise bir başka kaybeden de reklam şirketleri olacak.

        Çünkü seçim gecesi televizyon yayınlarını pazarlayan bazı reklam şirketleri, seçim gecesi televizyon yayınları için reklam tarifesi yayınlamışlar.

        Ve ilginçtir, tarifede “balkon konuşması alt bant fiyatları” da yer alıyor.

        En pahalı alt bant da bu alt bant.

        Anket şirketleri paralarını zaten baştan aldıkları için kaybetseler de onlar için sorun değil.

        Ama reklam şirketleri paralarını ancak yayınlanan reklam için alabiliyorlar.

        Kaybederse asıl onlar kaybedecek.

        ***********

        BORÇ MESELESİ

        EKONOMİST bir dostum, bazı veriler yollamış.

        Paylaşayım dedim.

        2002’de, AK Parti iktidara gelmeden önce vatandaşların bireysel banka borçlarını sıralamış:

        Konut kredileri toplamı 2002’de 0.5 milyar TL, 2007’de 30.8 milyar TL, 2011’de 74.6 milyar TL, 2017’de ise 168 milyar TL seviyesine ulaşmış.

        Taşıt kredileri toplamı 2002 yılında 0.6 milyar TL, 2007’de 5.9 milyar TL, 2011’de 7.4 milyar TL, 2017’de 6.6 milyar TL olmuş.

        İhtiyaç kredileri toplamı 2002 yılında 1.2 milyar TL, 2007’de 28.9 milyar TL, 2011’de 86.5 milyar TL, 2017’de ise 169.7 milyar TL’lik bir büyüklüğe çıkmış.

        Kredi kartı borçları ise 2002 yılında 4.1 milyar TL, 2007’de 25.8 milyar TL, 2011’de 55 milyar TL, 2017’de ise 81.9 milyar TL’yi bulmuş.

        Daha anlaşılır bir biçimde özetlemek gerekirse, 2002 yılında toplamı 6.4 milyar TL olan vatandaşın bireysel banka borçları, 2017 yılında 426.2 milyar TL’ye çıkmış.

        Dostumun yorumu şu: “Bu borçluluk oranına sahip bir toplum, değişimden her zaman korkar. Onlar için değişim son çaredir.”

        Dostum, vatandaşın borçlarının yanı sıra bir de reel sektörün borçlarıyla ilgili bir tablo göndermiş.

        Buna göre de “reel sektörün net döviz açığı” 2002’de, krizin hemen ertesinde 7 milyar dolar seviyesindeyken, 2018 yılının 2. çeyreğinde 223 milyar dolar olmuş. Yani hemen hemen yüzde 3000 oranında artmış reel sektörün net döviz açığı. Bunun ne anlama gelebileceğiyle ilgili ise yorum yapmamış ekonomist dostum.

        Her zaman karşılaştırmalara inanırım. Bu yüzden bir karşılaştırma yapma gereği duyuyorum.

        2002’de bireysel kredilerin kişi başı gelire oranı yüzde 1.8, 2017’deyse yüzde 13.7. Fakat 2002’de kriz sonrası dönemde kredi faizlerinin de çok yüksek olduğunu unutmamak gerek. Bu arada 2002’de 231 milyar dolar olan milli gelir de 2017’de 851 milyar dolar oldu. Yani dolar bazında yüzde 268 arttı.

        ***********

        KISA DÖNEM TATİL İZLENİMLERİ

        SON 15 günde biri bayram diğeri kafa izni olmak üzere iki tatil yaptım. Kısa dönem tatilcinin bir iki izlenimini aktarmak isterim.

        Birincisi, yaz aylarında tatil yapmak için Türkiye dünyanın en güzel ülkesi.

        İkincisi, her şeye rağmen Ege Denizi, özellikle de Ege’nin Türkiye tarafındaki sahiller, dünyanın en güzel denizi. Dünyada görmediğim yer yok desem yeridir, bu kıyılar gibisi yok.

        Üçüncüsü, bu kıyılarda çok şık, çok güzel, dünyanın en iyi hizmetini veren küçüklü büyüklü oteller var ama yeme içme kültürü hâlâ çok zayıf. Şık lokantalar, farklı mutfaklarda hizmet veren restoranlar hâlâ yok.

        Dördüncüsü, son birkaç yıldır Türkiye’ye pek gelmeyen Avrupalı turistler yine gelmeye başlamışlar. Her yerde Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen çok sayıda turist var.

        Beşincisi, Ege koyları ve marinalarında birkaç yıldır görünmeyen dünya zenginlerinin dev yatları yeniden akın etmiş. Her koyda, her marinada mutlaka boyları 45 ila 120 metre arasında değişen dev bir yat görüyorsunuz.

        Altıncısı, tüm turistlerin şikâyeti alkollü içkilerin fiyatları. “Bu kadar pahalı içki olur mu?” diyorlar. Ülkesinde şişeye verdiği parayı, burada kadehe vermek ağırlarına gidiyor.

        Yedincisi, Türkiye’nin imajı bir basamak yukarı çıkarsa turizm gelirlerinin 10 basamak yukarı çıkacağı kesin.

        ***********

        ANKA MI HUMA MI?

        AŞAĞIDA okuyacağınız yazıyı önceki gün yazdım aslında.

        Dün yer yokluğundan köşede kendini gösteremedi.

        Az kalsın Murat Bardakçı üstadımızla pişti olacakmışız. O da dün aynı konuyu ele almış.

        Hem Faruk Acar’la konuşup AK Parti’nin reklam filminin yapım öyküsünü anlatmış hem de Zümrüdüanka kuşunun efsanelerini.

        Elbette “Ağanın pohunun üzerine poh konulmaz” ama ben de meseleye farklı bir açıdan yaklaşmıştım:

        AK Parti’nin yeni reklam filmini izledim. Film olarak, prodüksiyon olarak 10 numara.

        Ancak ne anlattığını, ne demek istediğini anlamadım.

        Zümrüdüanka kuşunun esbab-ı mucibesini de çözemedim.

        Zümrüdüanka, belirli bir periyot sonunda yanarak kül olan ve sonrasında yeniden küllerinden doğan bir kuştur.

        AK Parti kül olup bitti de küllerinden yeniden mi doğuyor mesela!

        Böyle bir şey söz konusu değil, iktidar partisi kül olmadı ki küllerinden doğsun.

        Zümrüdüanka, uzun yaşamı boyunca gördüklerinden ve yaşadıklarından dolayı her şeyi bilen, her bilgiye sahip bir kuştur. Onu demek istiyorlarsa AK Parti o kadar da eski değil.

        Zümrüdüanka’nın yuvası hayat ağacındadır, AK Parti kendini hayat ağacı olarak mı görüyor onu da anlatamamış film.

        Tabii bir de şöyle bir efsane vardır.

        Zümrüdüanka 2400 yıllık dönemini tamamladığı zaman kendine hayat ağacında bir yuva yapar, içine saklanır ve güneşin ağacı ve ağaçla birlikte kendisini yakmasını beklermiş.

        Güneş en sonunda ağacı tutuşturur, Zümrüdüanka kuşu yanarak ölür ve sonra küllerinden yeniden doğarmış.

        Ki bu da seçime giden bir partiye uygun bir efsane değil.

        Zümrüdüanka’nın Türklere ait bir efsane olmaması da cabası. Biz Türklerin “efsane” kuşu “Huma”dır.

        Ve bir parti reklamına daha uygundur.

        Çünkü inanışa göre pek de kolay görünmeyen bir kuş olan Huma’yı bir kez bile görenlerin tüm hayatı mutlu ve mesut geçermiş. Üstelik de “devletluların” başında dolaşırmış.

        ***********

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Konmayı bilmeyenler uçmaya çalışmadığı zaman.

        Diğer Yazılar