Van canlanmazsa siyasi soruna dönüşür (2)
VAN'dan yazan bir okurun mektubunun ilk bölümüne yer verdik dün bu köşede.
İkinci bölümü bugüne bırakarak.
Pek çok arayan oldu.
Toyota'nın Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt, Van'dan yeni dönmüş.
Sabah aradı. "Tamamen doğru. İnsanların gözlerinde hâlâ umutsuzluk var, acı var, unutulmuşluk var" dedi.
"Yapılacak her şeye, atılacak her adıma hem kişisel, hem kurumsal olarak varız" diye ekledi.
Mektubun ilk bölümünü dün şöyle bitirmiştik:
"Van'da kalanların ve gidenlerin yüzde 90'a yakınının şu an içinde oturabilecekleri bir evi yoktur. 30 bin konutun 'ağır hasar'dan ötürü 'yıkım' raporu vardır."
Toyota Genel Müdürü Bozkurt, daha da vahim bir tablo çiziyor ve "Oturulacak ev yok denecek kadar az" diyor.
Bence sayının önemi yok. Önemli olan "yeniden yaşanabilir bir Van"
kurmak lazım.
Ve mektuba dün bıraktığımız yerden devam edelim.
Çünkü bununla ilgili öneriler de Van'dan geliyor:
"Bu konutların sahiplerine mümkün olduğunca süratli bir şekilde, gerekirse özel yasa çıkararak TOKİ konutları veya kendi arazileri içinde ev yapmalarına imkân sağlayacak uzun vadeli kredi olanakları yaratılmalıdır.
Belediyelerin inşaat ruhsatı için aldığı
harçlarda olabildiğince indirim yapılmalı, işlemler kısaltılmalı ama denetim artırılmalıdır.
Van'da TOKİ ile çalışan müteahhitlerin eleman alımında Vanlı işçilere öncelik vermesi sağlanmalı, bu sözleşme şartı haline getirilmelidir.
Üniversite öğrenim üyelerinin, öğretmenlerin ve Van dışından gelen öğrencilerin barınma sorunları öncelikli olarak çözüme kavuşturulmalıdır.
Hastaneler bir an önce onarılmalı ve tam kapasiteyle faaliyete geçmelidir.
Eğer Van'ı yeniden cazip hale getiremezsek, gidenler gittiği yerde yeni sorunlar yaratabileceği gibi, Van'a oluşacak yeni göçlerle Van gecekondulaşacak ve yeni siyasi sorunların kaynağı olacaktır. Sorun acilen çözülmezse 2 yıl içinde ne ekonomik gücü olan vatandaş, ne doktor, ne öğretmen kalacaktır. Sağlam ekonomik ilişkileri tamamen bitecek olan Van, Doğu sorununun en önemli merkezi haline dönüşecektir.
Bu arada sıkıştırılmış eğitimden ötürü haftada 6 gün ders yapmakta olan öğretmenler ve diğer memurlar bu nedenle ailelerini Van'a getiremediği için, kentin ekonomisi de bir türlü canlanamamaktadır.
Van'ı ölümden kurtarmak ve yeniden güzel günler görmek dileğiyle."
Hepimizin dileği bu.
İlk günlerin heyecanıyla, acısıyla, ateşiyle çok şey söylendi, çok söz verildi.
Merak ediyorum şimdi...
Yaz sonuna kadar ne yetişecek, ne yetişmeyecek...
YAZININ DEVAMI GAZETE HABERTÜRK'TE
Hepsini toplasan bir İsrailli etmiyor!
VAN'ı unutuyoruz da, başka şeyleri
hatırlıyor muyuz? Asla!
Her şeyi unutuyoruz. Müthiş bir vurdum duymazlık içerisinde.Dün Şehitler Günü'ydü. Şehitlerimizi andık. 12 şehidi yurda getirdik.
"Unutmadık, kalbimize gömdük" diyerek.
Belli ki, ölülerimize değer veriyoruz. Ya dirilerimize. Sabahtan akşama yerdiğimiz,
kızdığımız, sövdüğümüz, katil ilan
ettiğimiz İsrail tekeri için neler yaptı gördük.
Yıllarca uğraştı. Sonunda erini Hamas'tan geri almayı başardı.
Peki hatırlıyor musun PKK'nın
Güneydoğu'da kaçırdığı askerlerimizi!
Günlerdir araştırıyorum ama tam
sayıya bir türlü ulaşamadım. Sayısı bile belirsiz.
Kimi 10 yıldır, kimi 5 yıldır, kimi daha
n süredir PKK'nın elinde onlarca askerimiz, öğretmenimiz, sağlık
uzun görevlimiz ve polisimiz var.
Şehitleri anıyoruz ama bu çocukları unutuyoruz.
Yıllardır PKK kamplarındalar. Bu çocukların akıbeti ne? Bundan sonra ne olacak?
Son olarak Van'ın Çatak İlçesi'nde bir düğünden evine dönen 28 yaşındaki polis memuru Nadir Özgen kaçırıldı PKK tarafından.
9 Eylül'den bu yana Nadir Özgen'den
haber yok. Na arayan var ne soran.
Daha da acısı ne biliyor musunuz?
Devletten ailesini arayıp soran da yok, bilgi veren de!
Allah aşkına bizim terörle mücadele eden evlatlarımız bu kadar mı sahipsiz?
Hepsini toplasan bir İsrailli er Şalid etmiyor mu?
YÖK'te demokratik dönem
ESKİ YÖK başkanları ve eski
Cumhurbaşkanı Sezer sürekli eleştiri
bombardımanı altındaydı.
Rektör atamalarında "demokratik teamüllere uymadıkları" gerekçesiyle.
YÖK'ten daha fazla da
Cumhurbaşkanı Sezer eleştirilirdi.
YÖK, rektörleri aldıkları oya göre bir sıraya koyar Çankaya Köşkü'ne
yollardı.
Çankaya Köşkü'ndeki Sezer de içlerinden birini atardı.
Atanan en çok oy alan değilse bugünkü iktidara yakın isimler kıyameti koparırdı.
"Kafasına göre atama yapıyor, ideolojik davranıyor" diye.
Sezer gitti, Gül geldi. YÖK zaten kökten değişti.
Bakın şimdi neler oluyor.
Örnek çok da, son örnek yeter de
artar bile.
Giresun Üniversitesi'nde rektörlük
için seçim yapıldı.
Seçim sonuçları YÖK'e yollandı.
YÖK, seçim sonuçlarına göre belirlediği üç adayı sıralayıp Çankaya'ya gönderdi.
Seçimde en yüksek oyu alan aday listeye bile giremedi.
Buna karşılık 1 oy alan, evet şaka değil 1 oy alan aday ise listeye
konularak YÖK tarafından Çankaya
Köşkü'ne "seçilmek" üzere yollandı.
Sezer'in demokrasi anlayışı çok geriydi. Artık YÖK'ün de "ileri demokrasi" anlayışı var.
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Aynı düşünmek değil, doğru düşünmek önemli olduğu zaman.