Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İLAHİ mi dersiniz, kozmik mi, ne derseniz deyin.

        Vardır bir adalet.

        Gizli tanık "Deniz"in, terörden hükümlü eski PKK'lı Şemdin Sakık olduğu ortaya çıktı ya, cezaevindeki bir paşa, "Siz Silivri'de TSK ile PKK'yı karşı karşıya bıraktınız" demiş.

        Yani diyor ki: "Bizi mahkûm etmek için bir PKK'lıdan medet umuyorsunuz."

        İlk bakışta elhak doğru bir cümle gibi duruyor.

        Ama ilahi adalet de işte burada saklanıyor.

        "PKK'lı tanıkla bizi mahkûm etmek istiyorsunuz" diyen paşanın bir dönem başında olduğu kurum, "aynı PKK'lının" ifadesine dayanarak, hatta ona bile dayanmayarak, o PKK'lının adını kullanarak insanları "itibarsızlaştırmaya" ve toplum gözünde mahkûm etmeye çalışmadı mı?

        Daha önce de yazdım.

        Şemdin Sakık, Kuzey Irak'ta Barzani veya Amerikalılar tarafından yakalanıp Türkiye'ye teslim edilmiş, Diyarbakır'a getirilmiş ve ifadesi alınmıştı.

        Sakık'ın ifadesi alınırken çok ünlü bir üst düzey komutan da sorguda bulunuyordu.

        Ve bu üst düzey komutan ısrarla Şemdin Sakık'ın ağzından benim de aralarında bulunduğum birkaç gazetecinin ismini almaya çalışıyordu.

        Allah tarafından Şemdin Sakık teröristti meröristti ama o kadar da haysiyetsiz değildi.

        Komutan, "Fatih Altaylı'nın örgütle ilişkisi" dedikçe, "Hiçbir ilişkisi yoktur. Sadece bir kez Öcalan'la görüşmek için geldi. Bunun dışında hiçbir ilişkisi olmadı. Örgütte hiç sevilmeyen biriydi" demişti.

        Yine de o günlerde "andıçlandım", gidip DGM'de "sanık" sıfatıyla ifade verdim.

        Savcı bile ifademi alırken, "Kusura bakmayın Fatih Bey. Biz sizi biliyoruz ama bu ifadeyi de mecburen almak zorundayız" demiş, hakkımda takipsizlik kararı vermişti.

        O gün Şemdin Sakık'ı bizi karalamak için kullanan generaller, bugün Şemdin Sakık'ın kendilerine karşı kullanılmasından rahatsızlık duyuyor.

        Ve görüyorum ki, bu rahatsızlık toplumun bir bölümüne de yansımış.

        "Olur mu böyle tanık" diyorlar.

        Bence olur.

        Söyledikleri başka kaynaklarca ve delillerle doğrulanabilirse şahane olur.

        Mafya davalarında tanıklar nereden çıkar bilmez misiniz!

        Elbette içeriden olur.

        MGK Genel Sekreterliği de yapmış olan çok önemli emekli bir general, hadi adını da söyleyeyim Tuncer Kılınç, Sakık'ın tanıklığı için, "Bildiğimiz bir insan. Benim uzaktan tanıdığım kadarıyla dürüst bir adam. Ne biliyorsa onu bütün çıplaklığıyla söyleyecektir. Nitekim gizli tanıklıktan sahaya çıkmış olması da bunu göstermiştir. Sakık öyle eğrisi büğrüsü olmayan, düz şeyler söyleyebilecek bir insandır diye değerlendiriyorum" diyor.

        Sakık bugün ne PKK çizgisinde, ne de BDP.

        Hatta tam aksi bir pozisyonda.

        Bence de tanıklığı önemlidir. Adı sanı bilinmeyen, ne olduğu belirsiz gizli tanıklar arasında en kayda değeridir ve hepimizden fazlasını bildiği kesindir!

        Aceleye getirilmiş başkanlık sistemi

        AK Parti, Anayasa değişikliğindeki başkanlık sistemi için kendi önerisini sunmuş.

        Aylar önce tahmin ettiğim gibi AK Parti bu konuda geri adım atmayacak ve başkanlık sistemi arayışlarını zorlayacak.

        En azından referanduma götürecek bir sayı arayacak.

        Başbakan Erdoğan'ın "Çok başlılık olmaz" çıkışı bu teklifin gelişinin habercisiydi aslında.

        Taslağı tam olarak incelemedim ancak bazı bölümleri elime geçti.

        Doğrusunu isterseniz bende hayal kırıklığı yarattı.

        "Deve desen deve değil, kuş desen kuş değil" yorumu yapabileceğim bir garip sistem olmuş.

        Başkanın denetlenmesini "impeachment" denilen ABD türü bir sisteme bırakıyor.

        Bu denetim mekanizması, ABD'de bile tam olarak işlemiyor.

        Monica Lewinsky davasında Bill Clinton bu sistemin zafiyetinden yararlanmıştı mesela.

        Sisteme göre başkanın denetlenmesi meclisin işi.

        Mecliste çoğunluk başkanın parti-sindeyse denetim işi yaş.

        Bir diğer taraf, tek meclis olması.

        Başkanlık sistemi olan ülkelerin hiçbirinde tek meclis yok. ABD'de de Fransa'da da iki kademeli meclisler var.

        Başkanın ve Meclis'in 5'er yıllığına seçilmesi de bir başka zafiyet ve denetimi zayıflatacak, başkanı gereğinden fazla güçlendirecek bir olay.

        Ancak şunu da söylemek mümkün.

        Bu "yeni Anayasal sisteme bir girizgâh" da olabilir.

        Yani bunun arkasından "seçilmiş savcı ve hâkimler" ve sonrasında da "eyalet sistemi" gelebilirmiş gibi duruyor.

        Bu haliyle çok ham.

        Sanki biraz aceleye getirilmiş gibi.

        Başkanlık sistemine asla karşı değilim.

        Ama bu haliyle eksik ve tutarsız duruyor.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Başka ülkelerin seçimlerinden etkilenmeyecek güçte olduğumuz zaman.

        Diğer Yazılar