Kardan hatıralar...
SONU gelmeyen filmler, bitmek bilmeyen yollar gibi bir türlü geçip gitmiyor günler! Kar yağıyor ve ben, geçen yaz Azmak’ın buz gibi suyunun dibinde üzerimden tekneler geçerken benden habersiz ayaklarıma dolanan otların yumuşaklığını hatırlıyorum... Etrafımda denizlerden, okyanuslardan habersiz mutlu mesut yüzen balıkları kıskanıyorum şimdi oturduğum yerden ‘kar’a boyanmış beyaz çatıları seyrederken. Kar yağıyor ve ben, “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” diyen Heraklitos‘u hatırlıyorum... Bir daha asla yüzemeyeceğim Azmak’ın suları için kederleniyorum!
KARIN SİNSİ BİR GÜZELLİĞİ VAR
Televizyonda bir çocuk, elinde naylon bir poşet, yüzü gözü, üstü başı kar, ağzı kulaklarında, nefes nefese konuşuyor kendisine uzatılan mikrofona: “Kar daha çok yağsın! Eziyet çekenlerden bize ne, biz sadece oyun derdindeyiz...” Kar yağmura benzemiyor işte! Karın sinsi bir güzelliği var. Hayatı size zindan etse de sevmekten vazgeçemediğiniz sevgililer gibi kar... Kar yağıyor ve ben, bir zamanlar çekilen eziyetlerin değil sadece eğlencenin başköşede olduğu hayatımı hatırlıyorum. 25 yıl önce okulun bahçesinde 10-12 metrelik buzdan bir pistin üstünde bir o yana bir bu yana kayıyorum.
‘Aşk’ diye bir kelime keşfetmişim! Manasını dünyada bir tek ben biliyormuşum gibi içimde saklıyorum. Dünya büyük, okulun bahçesi küçük! Ben gerilip gerilip o küçücük buz pistinin üstünde hayatımın en gururlu mesafesini kayarak geçerken bir çift göz beni izliyor biraz ileride. Ben biliyorum izlediğini, o biliyor benim onun beni izlediğini bildiğimi; ama hayat bu cümle kadar karışık değil o günlerde. Bir, iki, üçü derken, ‘aşk’ denilen o kelimenin etrafında kayıp dururken ben bir anda ayaklarım yerden kesiliyor. Az ileride beni izleyen bir çift gözün şaşkın bakışları altında yüzüstü çakılıyorum buzun üstüne...
HAYAT BU CÜMLE KADAR KARIŞIK DEĞİL
Sonu gelmeyen filmler, bitmek bilmeyen yollar, bir türlü geçip gitmeyen günler kadar uzun süren birkaç saniye buzdaki yamuk yumuk aksimle göz göze kalıyorum öylece! Ayağa kalktığımda çektiğim acıdan çok bir çift gözün beni izlemesi canımı yakıyor. Alnımın sol yanında ceviz büyüklüğünde bir şişlikle gözlerin olduğu tarafa bakıyorum çaktırmadan... Ama o biliyor çaktırmadan baktığımı ve ben biliyorum onun benim çaktırmadan baktığımı bildiğini. Hayat bu cümle kadar karışık değil o günlerde... O gözlerin sahibinin yüzündeki gülümsemeyi gördüğüm o gün ‘aşk’la ilgili hiç unutmayacağım bir şeyi keşfettim... O gün aşkın ayaklarımı yerden kesip beni burun üstü yere çaktığı ne ilk ne de son gün oldu...
YÜZÜSTÜ ÇAKILMAYI ÖZLÜYORUM
Bir nefeste söylenen cümleler, kaşla göz arası bitirilen romanlar, artık bir daha asla yıkanamayacağımı bildiğim sular seller gibi geçip gitti yıllar... Sadece oyun derdinde olduğum günler çok çok uzak benden. Şimdi sadece kar yağıyor ve ben hatırlıyorum. Artık zamanı dondurup ileri doğru kaymak istiyorum. Alnımdaki şişlikler, dizlerimde, dirseklerimdeki yaralarla ayaklarımın yerden kesilip yüzüstü çakıldığım günleri özlüyorum. Azmak’ın sularında ayaklarıma dolanan otların yumuşaklığını, bir karış ötemde yüzen balıkların umursamazlığını istiyorum. Kar yağıyor ve ben duruyorum. Şu koca dünyada bir başımayım artık! Hayatımı zindan etse de sevmekten vazgeçemediğim sevgililerimden nasıl vazgeçtiysem bir bir, işte tam da öyle usulca vazgeçip yavaş yavaş omuzlarıma konan karlardan yüzümü güneşe dönüyorum... Çok üşüdüm, belki biraz içim ısınır artık...