Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        19 yıl önce yaşanan, 15 yıldır davası süren ‘Sivas Katliamı’yla ilgili 1 hafta öncesine kadar ağzını açmayıp tam da mahkemenin ‘zamanaşımı’ kararı için toplanacağı gün yeri göğü inleten benim, senin, hepimizin yatacak yeri yok! Ya da cezaevinde babasını ziyarete giden Nedim Şener‘in küçük kızının eteğini, üzerindeki metal düğmeler yüzünden çıkarttırıp beline kazak bağlanmasıyla ilgili Şener’le birlikte gözyaşı döküp, yıllardır benzer insan hakları ihlallerine maruz kalan diğer mahkûmların yaşadıklarına kulaklarımızı tıkadığımız için bana, sana, hepimize yuh olsun! Yıllardır bu ülkede yaşanan sağ-sol, laik-dinci, asker-sivil her türlü haksızlığı bilip, görüp başını başka tarafa çeviren, ‘acı’ da bile bölücülük yapan, bizden olmayanın acısını yok sayan bende, sende, bizde aynaya bakcak yüz yok aslında!

        CEZALARIN EN AĞIRIYLA YÜZ YÜZE

        Son bir haftadır ağızlardan düşmeyen “vicdanları kanatan” kararları, olayları televizyonlarda dinleyip, gazetelerde okurken Montaigne’in, ‘Vicdan Üstüne’ başlıklı denemesinde yazdığı Epikür’ün, “Kötüler hiçbir yerde saklanamaz, çünkü ne kadar saklansalar da vicdanları kendilerini buldurur onları” sözü beynimin içinde dönüp durdu. Sivas’ta 35 insanı diri diri yakanlar da, Nedim Şener’in küçük kızına o zulmü yaşatanlar da belki adaletten yakalarını sıyracaklardır ama her gece yastığa başlarını koyup kendi kendileriyle kaldıklarında vicdanları onları cezaların en ağırıyla yüz yüze bırakacaktır.

        SAKSONYA’DA BİR HAYVANAT BAHÇESİ

        Etrafımda yaşanan onlarca acıyı görmezden gelip dert üstü murad üstü hayatına devam eden ben vicdanımla yan yana yürüdüğüm ve ona her baktığımda kendimden utandığım şu son birkaç günle ilgili daha bir sürü şey yazabilirim aslında ama önceki gün The Guardian Gazetesi’nde bir haber okudum! Haberdeki ‘vicdan azabı’nın yanında benim vicdanımın yüzü kızardı. Almanya’nın Saksonya eyaletinde küçük bir hayvanat bahçesinde 17 gün önce kulaksız olarak doğan tavşan Til ile bir televizyon kameramanının talihsiz buluşmasını anlatıyordu haber. Kutup ayısı Knut ve müneccim ahtapot Paul’den sonra Almanya’nın üçüncü yıldız hayvanı olmaya hazırlanan Til’i dünyaya tanıtmak için düzenlenen basın toplantısı için hayvanat bahçesine gelen televizyon ekibi az sonra haberin konusu oldu.

        KAMERAMAN VİCDANIYLA BAŞ BAŞA

        Toplantı için hazırlıklar yapan kameraman ayağının altında bir yumşaklık hissettiğinde iş işten geçmişti. O karmaşa arasında kameraman, samanların arasında görünmeden şaşkın şaşkın etrafına bakan Til’i üzerine basıp öldürdü. Kimse ne olduğunu anlayamadı. Basın toplantısı ve de Til’in hikâyesi başlamadan oracıkta bitti. Kulaksız tavşan Til’i ezdiğini fark ettiği an yıkıldığını söyleyen kameramanı arkadaşları teselli etmeye çalışsa da pek başarılı olamadı. Til gömüldü, her şey unutuldu ama o talihsiz kazanın kahramanı olan kameraman o gün bugündür ‘vicdanı’yla baş başa geziyor...

        İLK DERSİN SONUNDA ÖĞRENDİKLERİM

        Son günlerde yaşananlardan Sivas’taki zamanaşımı olayından, Nedim Şener’in küçük kızının yaşadıklarından, kulaksız tavşan Til’in talihsiz ölümünden kendi payıma dersler çıkarmaya çalışıyorum. İlk dersin sonunda gözü benden başkasını görmeyen kör bir vicdana sahip olduğum dışında acının bile ‘celebrity’si olduğunu öğrendim...

        Diğer Yazılar