Güzel haber diye bir şey yok
HER gün bilgisayarın başına oturup onlarca haber okuyorum, yazıyorum... Üstüm başım yüzüm gözüm haberlere bulanıyor. ‘Yeni aşka yelken açanlar’la uyanıp ‘Objektife yakalananlar’la geziyorum bütün gün. Harf harf, kelime kelime, cümle cümle, benimle hiç ilgisi olmayan insanların hayatlarına sızıyorum. “Ünlü popçu şöyle yapmış, güzel oyuncu böyle konuşmuş” diye haberler yazıyorum. Doğrusu son birkaç haftadır yazdığım, okuduğum haberler değil beklediğim bir haber dünyadaki her şeyden daha çok ilgilendiriyor beni... Gece yatağa o haberle girip sabah gözümü o haberle açıyorum. Güzel bir haber bekliyorum... Haberin güzel olması için dua ediyorum...
ÇİKOLATADAN BİR PASKALYA TAVŞANI
Aziz Nesin’in azıcık yüzünü gösteren güneşe kanıp çiçeğini açan arkadaşı badem ağacı gibiyim, çalan her telefonu “Bu sefer haber geldi” diyerek ağzım kulaklarımda açıyorum. Günler böyle böyle geçiyor... Ne gelen var ne giden! Beklediğim habere hiç ihtiyaç duymamak için şimdiki aklım olsa neler yapardım diye düşünüyorum kara kara... Nişantaşı’nda bir pastanenin vitrinindeki çikolatadan Paskalya tavşanına bakıp uzun uzun bir daha asla geri getiremeyeceğim zamanlara gidiyorum kaşla göz arasında...
ONUN KULAKLARINDAN HAYATA ASILDIM
Yine böyle ‘güzel bir haber’ beklediğim geçen yaz, uzun iki kulağı tombul tüylü yanaklarından aşağı doğru sallanan, şehla bakışlı Miu Miu’yla ilk tanıştığımızda o oyun ben can derdindeydim yine... Beyaz bir kapının önünde, lacivert önlüklü bir dokturun iki dudağı arasından dökülecek o ‘güzel haber’i beklerken, “Hayat çoğu zaman bir şeylere sarılmakla kabildir” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’a selam çakıp yenilmemek için ölüme, Miu Miu’nun kulaklarından asılmıştım hayata...
BÜTÜN DERDİ KEÇİBOYNUZU YEMEKTİ
Sonra yaz bitti! Beklediğim ‘güzel haber’ hiç gelmedi. Lacivert önlüklü doktorun dudaklarından dökülen kelimeler dev bir dalga oldu, hayat oracıkta boyumu aştı. Hayattan ne iyi ne de kötü bir haber bekleyen, bütün derdi mamasının içindeki keçiboynuzlarından olabildiğince çok yemek olan Miu Miu büyüdü. Ben başımı hayatın üzerinde tutmaya çalışırken yollarımız ayrıldı. O, Darıca’da Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi’nde oyunlarına devam ederken ben bütün kötü haberlere inat yeni ‘güzel haberler’ peşinde koştum...
KARANTİNA ODASI ÖNÜNDE DURDUM
Son birkaç haftadır kulağımı dört açmış ‘güzel bir haber’ beklerken onun kulaklarından yeniden hayata asılmak için Miu Miu’yu ziyarete gittim. Son bıraktığımda küçük tüyden top gibi duran kuyruğunu bana dönüp hoplaya zıplaya diğer tavşanların peşinde koşturan Miu ortalarda gözükmüyordu. Bakıcılara sorduk. Bazı tavşanların soğuk nedeniyle kışın karantina odasına alındığını söylediler. Bir solukta karantina odasına gittik. Görevli odanın kapısını açarken, içimden ‘güzel bir haber’ vermesi için dua ediyordum. Kapı açıldı onlarca çift dik kulak arasında Miu Miu’nun tombul tüylü yanaklarından aşağı doğru sallanan kulakları yoktu. Görevli kapıyı kapatırken, “Kışın soğuktan bazı tavşanlar öldü” dedi.
GÜLSEM Mİ AĞLASAM MI BİLEMEDİM
Her gün onlarca haber gelip geçiyor önümden, hiç tanımadığım insanların hayatlarıyla ilgili haberler... Ama benim aklım beklediğim o ‘güzel haber’de. Nişantaşı’ndaki pastanenin süslü, ışıl ışıl vitrinindeki çikolatadan Paskalya tavşanına bakıp Miu Miu’nun durup dururken olduğu yerde havalara zıplamasını hatırlıyorum. Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum... Artık kulaklarından hayata asılacağım şehla bakışlı dostum yok! Beklediğim güzel haber gelmedi henüz... Gelecek gibi de durmuyor...