Öne Çıkanlar
Son Dakika
06.01.2018 - 06:51 | Güncelleme:

Kalabalığın becerikli sanatı türünün çok iyi bir örneği

 

Osman Kağıt’ın hayatına içten içe kıskançlıkla “kayıp hayat” diyen de çıkacaktır, açık açık onu isteyen, savunan da. İçinden bağımlılıklar, alkol, çöküşler, hatalar, kadınlar ve edebiyat geçen bir ilk roman “Matruşka Park”. Açtıkça, senaryo yazmaya çalışan Osman Kağıt’ın sırları dökülüyor üzerimize ama pek alışmadığınız sert bir dille. Ödüllü yazarı Uğur Sencer’e bazı sorular sordum, tavsiyeler de aldım. Ben çok beğendim.

Attilâ İlhan, 90’ların sonundaki bir buluşmamızda, “Bir yazar ikinci romanında da kendi hayatını yazıyorsa, ondan yazar olmaz” demişti. İlk roman için hadi bir miktar tecrübesizlik payı verdik diyelim. İnsan ikincisinde bari biraz kurgu yapar değil mi? Romanlara böyle yaklaşırım. Uğur Sencer kendini mi yazdı bilmiyorum; muhtemelen izdüşümler vardır. Ama bu bir şeyi değiştirmez. Hem zaten ilk romanı, hem de son romanını yazan bir kalemden çıkmış kadar güzel “Matruşka Park”. İçinden “pis kokular” gelen ama hafızada yer eden leziz tatlar bırakan bir ilk roman. 2017’de yayımlanmasa, 2018’in en iyileri arasına bile girerdi ama kitabın kahramanı Osman Kağıt, bunu umursar mıydı bilmem.

MATRUŞKA PARK Uğur Sencer İthaki Yayınları

“YALNIZLIĞIM SEÇİM DEĞİL SONUÇ”

Osman Kağıt bir alkolik, daha doğrusu bağımlı. Hayatı yolunda giderken de, düşerken de hep içmiş. Ya içki onu dibe ya da dip onu içkiye sürüklemiş. Sonuç değişmiyor. Okuru güldürse de yalnızlığın hüznü üzerinde: “Yalnız biriyim. Yalnızlığım bir seçim değil sonuç. Bundan memnun değilim çünkü sıradan bir insanım. Kimse yalnız kalmak istemez.”
Roman, beş parasız Osman Kağıt’ın, annesinin evini yeni bir işe atılmak için terk edişiyle başlıyor. Dindar anneyi ağlatarak gerçekleşen, laik bir terk ediş bu. İlerleyen sayfalarda Osman’ın oyunu Halk Partisi’ne attı- ğını öğreniyoruz. Daha sonra Selahattin Demirtaş da giriyor metne, Tansu Çiller de, Kürtler de, solcular da, Ülkü Ocakları da. Ama siyaset değil bu. Osman Kağıt’ın kendini faşistlikle suçlamasını saymazsak. Onu da yalnızlığa bağlıyor kendisi.

ÇIRALI’DAKİ SON PANSİYON

Antalya turizm işletmeyi bitiren, sivil havacılığa geçen ilk askeri pilotlardan olan babasının yardımıyla İstanbul’da havaalanında özel şirketlerde çalışmaya başlayan, bir yurtdışı seyahatinde uçakta okumaya başladığı bir kitapla “aydınlanma” yaşayan ve ne bulursa okumaya, opera, bale seyretmeye başlayan Osman Kağıt, yazar olmaya karar vermiştir. Yurtdışında basılan birkaç kitabı, film senaryolarıyla hayatını sürdürmektedir. Yine meteliksiz kaldığı anda gelir iş teklifi. İki başarısız filmin senaryosunu yazmış olan Emre adlı yapımcı, ondan bir senaryo istemektedir. Bunun için de onu, fena olmayan bir avans, yanında bol içki şişesi ve sigarayla Antalya Çıralı’daki Son Pansiyon’a gönderir. Osman Kağıt’ın Kültür Bakanlığı’ndan da destek alması beklenen senaryoyu yazmak için bir ayı vardır...

SAĞLAM BİR ARKA PLAN

Biz, pek de sağlıklı ilerlemeyen bu süreçte, geri dönüşlerle Osman Kağıt’ın hayatına da odaklanırız. “Yaşadığım hayat ölümlere yol açıyor. Boşluğu, yanlışlığı bir yana, insanlığa zararlı. Ama ben de yaşamak istiyorum. Yanlış da yaşasam, hayatta kalmak istiyorum” dediği hayatına. Ve hayatındaki kadınlara. Mesela “İliş- kimizi hayal bile edemeyeceğim bir yerden, zirveden başlatmıştı. Bu, düşü- şümüzü kaçınılmaz hale getiriyordu” dediği Didem’e. Babasını, annesini, abisini öğreniyoruz. Onlarca yazara, esere, filme vs. yapılan göndermelerle hem Osman Kağıt’ın hem de bizzat yazarımızın sağlam bir arka planı olduğunu hissediyoruz. Okur, bir romandan çok şey öğrenebilir neticede...

“HALLEDERİM, SEN MERAK ETME”

Bütün bu anlattıklarım, “Matruşka Park”ın hüzün yumağı bir dram olduğunu düşündürmesin size. Sakın. Aksine son zamanlarda okuduğum en eğlenceli kitaplardan. Kahramanın kendiyle geçtiği dalgayı okura da bulaştıran “pis” romanlardan. Nitekim yağmurlu İstanbul sabahında kitap elimden düşüp çamura bulandığında “İşte ikimiz de layığımızı bulduk” dedim. Bir özdeşlik kurabiliyorsam bu iyi romandır. Pis, kaba, bol küfürlü çok iyi bir roman “Matruşka Park”.

Bitmeyen aşkı Didem, sert bir andaki diyaloglarında şöyle diyor Osman Kağıt’a: “Sen bir yazar olacaksın, düsturun kabalık olmamalı.” Kağıt cevap veriyor: “Kabalığın da sanatı var. Hallederim, sen merak etme.”
Uğur Sencer çok iyi halletmiş bu işi. Tebrikler

SENCER’E SORDUM...

Romanınız için “yeraltı edebiyatı” diyorlar. Aslında yer üstünde çokça yaşanabilir bir hikâye...

Katılıyorum. “Yeraltı Edebiyatı” terimi bence “edebiyatsız” edebiyatı tanımlamak için kullanılmış. Ben kitabımda kâfi miktarda “edebiyat” olduğunu düşünüyorum. Matruşka Park edebi bir yapıttır. Ayrıca, kitapta yer alan olaylar ve karakterler, sizin de belirttiğiniz gibi sadece klasik “yeraltı” karakterlerinin karşılaşacağı cinsten değil. Demek ki, ya yeraltı öğeleri yerin üstünde de bulunmakta ya da yerin üstü de pekâlâ acı çekmek ve mutlu olmak ve sevmek ve özlemek ve şaka yapabilmek için “yeraltı” kadar uygun bir yer.

“Böyle bir hayat sadece İstanbul’da geçmez, ülkenin başka yerlerinde de bu hayatlar var” demek için mi Antalya fonunuz?

Eh, bu tanıma katılabilirim. Öte yandan iyi bildiğin bir şehri anlatmak, yazara daha - bunu artık yapamayacak kadar yapmış oluncaya kadar- cazip gelecektir. Antalya sosyo-kültürel açıdan çok dinamik. Vatandaşlık kazanmış ve oy bile veren on binlerce Rus, Alman vs., yaz kış milyonlarca turist ve yaz kış bu turistler için çalışan milyonlarca yerli/göçmen işçi. Camiden çıkıp bikinili turistlerle karşılaşan insanlar. İklimi yüzünden; emekliler. Merkeze yarım saat uzaklıkta Yörükler, tahtacı Türkmenleri...

Senaryosunu yazdığınız Kutsal Bir Gün filminde de benzer yaşamlar var. Bundan sonraki kitaplarınızda da aynı “kayıp” hayatlar mı olacak?

Biri sinemasal diğeri edebi bu iki kurgu arasında hem ruhsal, hem somut benzerlikler var. Sosyo-ekonomik düzey, karakterlerin çeşitli sınıflarla kurdukları ilişkiler, alışkanlıkları ve kişisel tahammüllerini artırmak için başvurdukları yollar, kök salabilme seviyeleri vb. göstergelerde bir akrabalıktan söz edilebilir. Sizin tabirinizle “kayıp hayatlar”ın beni çekmelerinin sebebi –hikâye/roman/vs formuna- yansıtılmaları sırasında, açığa edebi içeriğin çıkması. Edebiyat zorlamakla olmuyor, o da
şiir gibi, size geliyor.

Kitapta sert cümleler, küfürler var. Arada bir “Böyle yazarsam başıma bir şey gelir” diye düşündünüz mü hiç?

Keşke gelse! Bu konudaki herhangi bir tartışma 3-4 cümlede bitecektir çünkü sonuç bellidir. Sanatta hiçbir kısıtlama olmaz, hiçbir sosyal veya etnik veya dini grubun hassasiyeti göz önüne alınmak zorunda değildir. Eser güzelse, yaratıcısını koruyacaktır. Eğer romanın güzel değilse, korkmam gerekebilir sahiden. Ama işin kötüsü, okuyucudan önce bizzat ülkenin sanatçıları sanatın karşısında ve sosyal hassasiyetlerin yanında yer almayı seçmekte.

Nerede yaşıyorsunuz? Kısa vadede neler yapacaksınız?

Şimdilik Antalya’da, “günübirlik kiralanan evlerin” olduğu bir sitede. 2019’a bir roman yetiştirebilirim diye umuyorum. İki ayrı çalışmam var, birini seçmem gerekecek. Tam şu anda ise çok güzel bir Alman romanının Türkçe çevirisini yapıyorum. Bu arada, Matruşka Park’ın ana karakteri Osman Kağıt’ın başka maceralarını da yazmak ve yayınlatmak istiyorum ama bunu, ilk kitabın gidişatı belirleyecek.

GENÇ SENARİSTLERE BİNDE BİR ÖNERİLER

Senaryo yazmak son dönemde genç yazarların hayali. Kurslar falan açılıyor. Ödüllü bir senarist olarak, ne önerirsiniz?

Yazmalarını öneririm. Tekniği çok basittir. Gerisi onlara ve akıllarındaki hikâyeye kalır. Mesele, hikâyeleri sinemasal hale getirmektir. Hiçbir kursa gitmesinler. Kendi kendilerine anlamaya çalışsınlar. İnternet milyonlarca (çekilmiş) senaryoyla dolu. Senaryo yazmayı deneyen her bin kişiden biri güzel bir senaryo yazmayı başaracak, güzel bir senaryo yazmayı başarmış her bin kişiden birinin senaryosu filme çekilecektir; gerçekçi sayılar aşağı yukarı bu. Tabii sinemadan bahsediyorum. Dizi senaryosu sektörü bambaşka bir ticaret alanı.

"HER OKUDUĞUMDA ZEVK ALIYORUM AMA TAKDİR UMUDUM YOK"

Uğur (Aydın) Sencer, 50 yaşında, İstanbul doğumlu. Sinema okudu. Turizm, havayolu sektörlerinde çalıştı. 2010’da “Akşamcının Güneşi” adlı öyküyle Sabahattin Ali Öykü Ödülü aldı. 2011’de “Hayatın Peşinde” adlı öykü kitabı yayımlandı. 2013’te senaryosunu yazdığı “Kutsal Bir Gün” Antalya Film Festivali’nde iki Altın Portakal kazandı. “Matruşka Park” ilk romanı. Ona dedim ki, “Hikâye ve senaryodan sonra, bu ilk romanla da bir ödül gelir mi?” Cevabı: “Çok zor. Matruşka Park’ı çok beğenmeme, rastgele her okuduğumda zevk almama rağmen edebi otoritelerce takdir edilme umudum yok. Türk Edebiyatı’nda hâkim paradigma sızlanan, edebi olmaya çalışan, lirik, kelimelerin arkasında sürekli bir lir veya ucuz keman sesinin duyulduğu, her şeyde bir dram arayan, vampirin kandan beslendiği gibi dramdan beslenen bir görüşün ana çatısıdır. Dramın karşısında iki ciddi seçenek var: Gerçekler ve trajedi. Durum maalesef bu. Yeraltı Edebiyatı bu muhafazakâr, hantal iktidarı yıkmaya uygun. Umarım yeraltındaki yoldaşlar, ben yapamasam da bu iktidarın birkaç tuğlasını söker.”

BU HAFTA NE OKUSAK?

Beyin nasıl çalışıyor? Ana yazımızda bağımlılıktan söz açmışken, alın size iki önemli kaynak. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bağımlılıktan suça beynimizin karanlık taraflarını anlatıyor; erkek ve kadın beyinlerini karşılaştırıyor. Oytun Erbaş ise psikiyatrik bozuklukların neden ve sonuçlarını işliyor. Bir gün daha geniş yer vermek lazım.

Görünmeyen Beyin Tayfun Uzbay Destek


Psikiyatrinin Kara Kitabı Oytun Erbaş Bayçınar




Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Salı 24 MPH 10°
Sağanak Yağışlı