Öne Çıkanlar
Son Dakika
01.10.2017 - 07:20 | Güncelleme:

İddialı, garip ve karanlık

 

Başrollerinde Jennifer Lawrence ve Javier Bardem’in oynadığı “Anne!” (Mother!) gösterime girdi. Darren Aronofsky’nin bir rüya gibi tasarlayıp çektiği “Anne!”, aile olmakla sanatsal yaratıcılığı karşı karşıya getiren masalsı ve tuhaf bir film

Cehennemi bir imgeyle başlıyor “Anne!”... Jennifer Lawrence’ın yüzü kor içinde yanıyor. Sonra Javier Bardem’i elinde değerli bir taşla görüyoruz. Taş, yanmış evi sihirli el değmişçesine yeniliyor. Kır ortasında bir evdeyiz. Erkek, bir yazar. Kadınsa bebek istiyor... Erkek yazmak için kalemi eline aldığında bir yabancı kapıyı çalıyor. Kadın, yabancının içeri alınmasına şaşırırken eşi yatıya kalmasını istiyor ve evin düzeni bozulmaya başlıyor...

“Anne!” düz ve basit anlamıyla “dış dünya” yı evinden, erkeğinden uzak tutmaya çalışan bir kadının hikâyesi. Kadın, ailenin ve düzenin temsilcisi. Erkek ise düzenin sarsılmasını istiyor; çünkü yabancıların gelişi ona ilham veriyor. Filmin yabancı düşmanlığıyla ilgili olduğu düşünülebilir. Yabancılarda her türlü kötülük var. Cinsel arzuları kontrolsüz. Şiddete eğilimli, açgözlü ve küstahlar. Ayrıca masumiyete karşı ayartıcı ve günahkârlar. Tam da buralarda kutsal kitap göndermeleri devreye giriyor. Cennet, Adem ile Havva, şeytan, Habil ile Kabil vs... Dini mesel havasında sıkıcı bir ciddiyeti, biraz

kibirli, üstten bakan bir tavrı var filmin. Aronofsky’nin inanç konularına girdiği “The Fountain” en azından samimiydi. “Anne!” ise “Nuh: Büyük Tufan” gibi bilgiç bir film. Üstelik ne mesaj verdiği de belli değil.

EV, ERKEĞİN ZİHNİNİ TEMSİL EDİYOR

Daha eğlenceli bir yaklaşımla, evin yazarın bilincini temsil ettiği ve bütün filmin yazarın zihninde geçtiği söylenebilir. Kadın filmde, yazarın içindeki aşkın, bağlılığın simgesi ve biz de bütün öyküyü onun bakış açısından takip ediyoruz. Kamera hep onun peşinde. İlk başta erkeğin zihninde, yani evde sadece kadın var ama yazamadığı için bunalımda ve kadına ilgi gösteremiyor. Kadınsa doğuracağı bebeğiyle erkeğin bilincinin tek sahibi olmak istiyor. Kadın, erkeğin bilinçdışını temsil eden bodrumdan korkuyor; çünkü orada giremediği yerler var. Bilinçdışı ise bulduğu boşluklardan, mesela klozetten sızıyor eve... Misafir, erkeğin yeni eserini yazmaya başladığı anda kapıyı çalıyor... “Misafirler”, yani “yazılmakta olan eser, bilinçdışı imgeler ve hayali karakterler” bilince bir süre hâkim olsa da kadın anneliğiyle eve yeniden sahip oluyor. Buraya kadar film fena değil aslında... Ama eser yayımlanınca erkeğin zihni bu kez okur tepkilerine, yani “evin dışı”na yöneliyor ve “Anne!” abartılı, simgesel, kaba bir hal alıyor. Kadınla bebeği, erkeğin egosunun altında eziliyor. Dış dünya, tüm akıldışılığı ve şiddetiyle bilinci fethediyor...

Evdeki o değerli taş zihindeki denge ve düzenin simgesi. Taş parçalanınca erkeğin içindeki yaratıcı yan açığa çıkıyor... Aronofsky, “aile olmayı” sanatsal yaratıcılık, bilinçdışı ve dış dünyanın belirsizliklerine karşı konumlandırarak filme muhafazakâr bir hava veriyor. Filmi sanatsal yaratıcılık, aşk, aile, bilinçdışı gibi konularda zihin egzersizi yapmak üzere bir rüya gibi tasarlayıp çektiği kesin... Ama kendi adıma bu garip ve karanlık filmden kayda değer yeni fikirler çıkardığımı ya da görsel bir keyif aldığımı söylemem mümkün değil.

Filmin Notu: 5

 


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • ozdengumus@gmail.com 05 Ekim 2017 Perşembe 02:56
    (Önceki yorumdan devam) Evet sonuçta bunlar da senaristin yani Aronofsky`nin yazdıkları tabi ki. Fakat yönetmen de burada zaten kendi alegorisini yapıyor. Aronofsky sürekli dini temalar kullandığı için eleştirilen bir yönetmen ve Javier Bardem de aslında yönetmeni oynuyor. O yüzden filmin okumaları da dini temalar üzerine. Yani yönetmen kendi çıkmazını anlatmış oluyor. Anlatılanlar konusuna gelirsek dünya kadar şey söylenebilir. Klişe de denebilir yaratıcı da, dini alegori de denebilir psikanalitik çıkarımlar da yapılabilir. Bunlar aslında ikincil olarak ele alınması gereken konular. Çünkü asıl önemli olan yönetmenin bakış açısı ve yeni bir dili denemiş olması (aslında Rashomon`la başlayan stilin evrimi). Son yılların en iyi yönetmenlik gösterilerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Fakat bunu görmemiz için filmi yapısalcı düşünmemiz gerektiğini, anlatılanlar üzerinden değil de gösterilenler ve yönetmenlik açısından bakmak gerektiğini düşünüyorum. Naçizane, düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim. Yıllardır tüm yazılarınızı özenle okuyorum ve sizi sinema sanatında yol gösterici olarak görüyorum. Bu bağlamda acaba ben mi bir şeyi kaçırıyorum diye de sormak istiyorum. Saygılarımla, Özden Gümüş.
  • ozdengumus@gmail.com 05 Ekim 2017 Perşembe 02:50
    Mehmet Bey selamlar, değerli yorumunuzu okudum fakat naçizane film üzerine bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim. Çünkü okuduğum tüm yorumlarda, filmdeki ana unsurun gözden kaçtığını, sadece anlatılanlardan yola çıkıldığını görüyorum. Fakat sizin sürekli söylediğiniz gibi, sinema yönetmenlik sanatıdır. Yani konunun ``nasıl`` ele alındığı ``ne`` anlatıldığından birazcık daha önemli. Ya da en azından böyle düşünmezsek, bu filmi tamamen kaçırmış oluyoruz. Son sahnede hatta son planda anlatıldığı üzere, bu film tamamen Javier Bardem karakterinin ``yazdıklarını`` anlatıyor. Adam kendi bencil egosunu yaratıyor, yaşıyor, mahvediyor ve sonunda yeni bir kadın karakter yaratıp onun üzerinden hikayesini tekrar anlatıyor. Filmin, kadının yaşadıklarıyla hiç ilgisi yok. Hatta filmdeki hiçbir şeyin bir ``cismi`` yok. Her şey Javier Bardem karakterinin kitabında yazdıklarının görsele dökülmüş hali. Film son sahnesinde -adam kadını evine taşırken- zaten kendini açık ediyor. Her şeyin yeniden başlayacağını, ``yeniden başa dönmesi gerektiğini`` söylüyor. Ve en önemli sahne son plan: adam kristali yerine koyduktan sonra hikaye yeniden başlıyor (ilk plandaki döngü tamamlanıyor). Adam yepyeni bir kadının bedeninde hikayeyi yeniden yazmaya başlıyor (yatakta uyanan başka bir kadın, Jennifer Lawrence değil). Filmin yapısı ``Nocturnal Animals`` filmindeki yapısal durum gibi: adamın yazdıklarını görüyoruz. Yönetmen de bunu hınzırca açık ediyor zaten: filmin afişine baktığımızda bir bestseller kitap mantığıyla tasarlandığını görüyoruz. Aynı şekilde filmin adının yazılış şekli de el yazması yani ``yazılan bir şeyi`` temsil ediyor. Kısaca filmin yapısı, bu açıdan değerlendirilmesini gerektiriyor. Bu açıdan bakıldığında tespitlerinizin hepsi doğru olmakla birlikte, burada bambaşka bir yönetmenlik stili görüyoruz: yaptığınız tüm tespitler Darren Aronofsky`e değil Javier Bardem`e ait. Yani Tanrı, Adem, Havva, toprak ana, Habil-Kabil, Hristiyanlık göndermeleri tamamen Javier Bardem`in yazdıkları.
Kalan karakter : 2000
Hava Durumu
Cuma 18 MPH 17°
Az Bulutlu