Akademi'nin görmediği iki oyuncu
Oscar'a aday gösterilmemeleri sürpriz olarak karşılanan iki oyuncunun filmleri bu hafta gösterime girdi: "Utanç" ve "Kevin Hakkında Konuşmalıyız". Venedik Film Festivali'nde Michael Fassbender e En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getiren "Utanç" (Shame) filmine, tek damlalık bir gözyaşının hikâyesi olarak da bakılabilir. Söz konusu sahnede, seks bağımlısı Brandon (Fassbender) barda kız kardeşi Sissy'nin (Carey Mulligan) söylediği şarkıyı dinlerken dalıp gider ve gözünden bir damla yaş akar. İngiliz yönetmen Steve McQueen bu sahnede uzun bir yakın planı tercih eder. Anlam artık sadece oyuncunun yüzündedir. Fassbender geçmiş acıların ağırlığını, baş edilemeyen travmaları hissettirir. Filmde, Brandon'u acınası bir seks bağımlısı haline getiren nedenler açık açık dile dökülmez, sadece sezdirilir. Abisinin New York'taki evinde kalmaya başlayan Sissy, sorunlarıyla baş etmekte daha güçsüzdür. İkisi de geçmişten kaçar. Aralarındaki en önemli fark, Brandon'ın Sissy'yi yanında istememesi, Sissy'nin ise Brandon'un onayını ve sevgisini istemesidir.
"Utanç" film boyunca "açılmayan kutu"ları ve ipuçlarını yorumlamayı seven seyircilere seslenen melankolik, karamsar bir büyük şehir filmi. Yanıtsız kalan sorularla bitiyor ama yanıt arayan için her söz, her bakış bir ipucu. Mesela, Brandon'un iş arkadaşı Marianne (Nicole Beharie) ile düzgün bir ilişki kurma girişimi sırasında yaşadıkları, bir seks bağımlısının ihtiyaç duyduğu ilişki biçimi ve dolayısıyla sorunun kökeni hakkında çok şey söylüyor. 196ü'lı yıllarda Bergman ve Antonioni'nin başını çektiği alternatif bir sinemanın izlerini süren bir anlayış bu. Bazı acemilerin elinde çekilmez hale gelen bu sinema, burada amacına ulaşıyor: Tam olarak söze dökülemeyen duygular; kadrajlar ve oyunculuk sanatıyla yansıyor perdeye. Fassbender'in Oscar'a aday gösterilmemesi ise Akademi'nin "Utanç"ı olarak yorumlanabilir.
'KEVIN HAKKINDA KONUŞMALIYIZ'
Akademi'nin görmediği bir başka müthiş performans da Tilda Svvinton'ın "Kevin Hakkında Konuşmalıyız"daki (We Need To Talk About Kevin) anne kompozisyonu.
Lionel Shriver ın bir romanından uyarlanan filmin yönetmeni Lynne Ramsay, filmini striptiz ilkesine göre çekmiş. Yani, filmin başındaki korkunç olayı finale kadar saklamış. Geçmişle gelecek arasında, oyunlu bir kurguyla gidip gelen film, ana hatlarıyla "suç işlemiş bir çocuğun annesi olmak" konusunu işliyor ve net fikirlerden uzak duruyor. Uzmanlara göre toplum düşmanı suçlular, çocukluklarında ana -baba sevgisi görmemiş insanlar arasından çıkar. Filmin bu görüşün neresinde durduğu belirsiz, kararı bize bırakıyor ama tarafsız bakış açısını da sağlamıyor. Tam aksine, her şeyi annenin cephesinden, onu haklı çıkaracak noktalar üzerinden gösteriyor. Dolayısıyla, sorunun kökenlerine değil, annenin dramına odaklanıyoruz. Montajın "şık karışıklığı"ndan biraz olsun kurtulup meseleye Kevin'in cephesinden bakabildiğimiz birkaç sahnede, gerçek nedenler belirir gibi olsa da, "Kevin Hakkında Konuşmalıyız", keşke biraz da "Kevin'in cephesinden baksaydık" noktasına getiriyor insanı. Film bu haliyle "Bir anne, böyle bir günah tohumu karşısında ne yapabilir ki?" diyenleri de, Kevin'i "şeytani bir varlık" gibi görmek isteyenleri de haklı çıkaracak bir güzergâh izliyor ne yazık ki... Anne ile oğul arasındaki uzlaşmazlığı çok farklı zaman dilimlerinde hep "kırmızı" renkli sıvılar (salça, çilek reçeli, kırmızı boya ve kan) üzerinden sembolize eden yönetmen Lynne Ramsay'in çabaları da bence boşa gidiyor. Geriye ise Tilda Swinton'un kompozisyonu kalıyor...