Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        RAŞİT Çelikezer'in ikinci sinema filmi "Can", Türkiye prömiyerini geçtiğimiz yıl Antalya Film Festivali'nde yaptı ve büyük bir ilgi görmedi. Daha sonra ABD'de bağımsız sinemanın kalesi olarak kabul edilen prestijli Sundance Film Festivali'nde yarışmalı bölüme seçilmeyi ve oradan bir Jüri Özel Ödülü'yle dönmeyi başardı. Filmin neden kendi memleketinde değil de ABD'de keşfedildiği sorusunun cevabını vermeden önce biraz öyküden söz edelim.

        "Can" ilk yarısı itibarıyla geçmiş ile gelecek arasında "yapboz bulmaca" gibi ilerleyen bir film. Geçmiş kısmında, bir çiftin yasadışı yoldan satın aldıkları yeni doğmuş bir bebeği yakın çevrelerine kendi çocukları gibi yutturmaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu bölümde karakterlerin psikolojileri ve aralarındaki duygusal çatışmalar gayet iyi işleniyor. Toplumun "Çocuksuz aile olmaz" fikriyle Ayşe (Selen Uçer) ile Cemal (Serdar Orçin) üzerinde oluşturduğu baskıyı hissedebiliyorsunuz. Kısırlığını kendini küçük düşüren bir eksiklik, bir erkeklik problemi olarak gören fabrika işçisi Cemal'in çelişkileri ve acısı da derinlemesine görülebiliyor. Hele birde kucağına tutuşturulan bebeği kabullenmekte zorlanan Ayşe'nin, tahminlerin aksine bir anneye dönüşemediği sahneleri gördükten sonra "Can"la ilgili umutlarınız daha da artıyor. Ama bu olaylardan 6-7 yıl sonra çok tuhaf şeyler olmaya ve öykü aniden eski Yeşilçam melodramlarıyla günümüzün yerli TV dizilerini hatırlatan bir güzergâhta ilerlemeye başlıyor. Bu noktada, benim kriterlerime göre inandırıcılık sarsılıyor, filmin dengesi bozuluyor.

        Ayşe'nin karnında bir minderle insanları nasıl kandırdığını zaten zor sindirmiş durumdasınız. Bunun üzerine, 7 yaşında bir çocuğun her sabah Kadıköy İskelesi'ne bırakılıp akşamları oradan alınmasını kabullenmeniz isteniyor. "Hadi bunu da idare edelim" diyorsunuz. Ama "proleter Cemal"in burjuva ailesi içindeki o akıllara seza yükselişini ve yeni hayatındaki melodramatik durumları görünce artık idare edecek bir şey kalmıyor. Filmin Antalya'da başarılı olmamasının nedenlerini de bunlara bağlamak mümkün.

        FİKİRLER İYİ, İNANDIRICILIK ZAYIF

        "Can"ın Sundance'ta gösterdiği başarının nedeni ise bence iki ana karakterin karşıt yönde ilerleyen gelişim ve değişim süreçleri. Amerikalılar, filmlerde karakterlerin çelişkilerine ve gösterdikleri gelişime çok önem verir. "Can"da Ayşe, dolaylı ama dürüst bir yoldan anneliğe ulaşırken; aile kurmaya çok hevesli olan Cemal, saptığı kestirme yollarda sahteliğe batıyor, babalıktan uzaklaşıyor. Ayrıca film; aile olmak, sorumluluk duygusu ve analık - babalık rollerini de doğru yerlerden yakalıyor. Bu konularda berrak fikirler koyuyor ortaya. Ama meseleye filmin geçtiği coğrafyadan bakan biri için, inandırıcılık duygusu, her şeyin önüne geçiyor.

        Anlatım, oyunculuk, kurgu, sanat yönetimi gibi kategorilerde ortalamanın üzerinde bir film olan "Can", keşke inandırıcı bir öyküye sahip olsaydı. O zaman, önce kendi memleketinde keşfedilirdi.

        Diğer Yazılar