Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yıllardır seçmen davranışında ciddi değişiklik görülmüyor.

        Alınan karar doğrultusunda taraflar hemen konsolide oluyor, arada sessiz kalan, tarafını belirlememiş olanların alacağı karar ise sonucu tayin edici oluyor.

        Nasıl ki son olarak 7 Haziran seçiminde bu kesim belirleyici olduysa, 1 Kasım sonucunu tayin eden de yine aynı toplumsal tabandı.

        O gün oranı % 10 civarındaydı; bugün ise yapılan hemen her anket sonucunda % 20’yi aşan bir oranda çıkıyor.

        Partilere çalışan anket kuruluşlarının yetkililerinin dünkü sohbetlerimizde aktardığına göre bu kesimin % 75-80’e yakını AK Parti ve MHP’de bulunuyor.

        Dikkat çeken ise biri için üretilen bir propagandanın diğerini itiyor olması...

        Milliyetçi söylem, liberal-mütedeyyin-Kürt seçmeni kaçırıyor; tersi söylem ise zaten referandum konusunda gevşek tutum alan milliyetçi kesimi uzaklaştırıyor.

        Onları yeniden getirecek anlam üretimi pahalıya mal oluyor.

        TEPKİ ÜRETİMİ

        Bundan dolayı taraflar, kendi tabanlarıyla birlikte ötekini razı etmenin yolunu arıyor.

        Her iki tarafın da iyi yönetemediği takdirde ötekine kaptırma riski en yüksek kesim olarak karşısında duruyor.

        Dolayısıyla AK Parti’deki “Evet vermeyen PKK’lı, FETÖ’cüdür” söylemi, bu kesimi tahkim etmiyor, tersine uzaklaştırıyor.

        Benzer şekilde CHP’deki protestoya dayalı eylemci siyaset de aynı şekilde kendiliğinden ilk kez aynı cephede buluşmuş kesimi uzaklaştırıyor.

        Ötekileştirme, suçlama, ayrıştırma ve çatışmaya dayalı propaganda, sonucu tayin edecek sessiz yığınlarda tepki üretiyor.

        Görünen o ki sessiz yığınların bu tepkisini çekebilen başarılı olacak.

        MİTİNG YETMİYOR

        Bunların bir araya toplanması için yapılan mitingler de sandığa oy getirmiyor.

        Nitekim bunun en iyi örneği, 7 Haziran öncesi görüldü.

        Dönemin Başbakanı Davutoğlu, 7 Haziran öncesi 81 ilin hepsinde miting düzenledi; beraberinde Cumhurbaşkanı da önemli sayıda miting yaptı; sonucu ortadaydı.

        Oysa hükümet kurulamadığı için yeniden gidilen 1 Kasım propaganda sürecinde Davutoğlu 21 kadar ile gitti, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise neredeyse miting yapmadı; % 49 aldı.

        Dolayısıyla mitingler ile sandık arasında da bir korelasyon yok.

        Hatta sessiz yığınların tercih etmediği, kış aylarında konforu çok daha düşük hale gelmiş riskli birikim...

        Ulaşılacak kitleye ulaşmanın yöntemi olmaktan çıkmış, klasik tabanı dolduruşa getirmenin ötesinde etki yapmayan, hatta ters sonuçlar yaratma ihtimali yüksek eski propaganda aracı.

        Medya ortamının, özellikle de televizyonun ve radyo aracılığıyla yapılan siyasi reklamın gücü ise bir mitingin neredeyse 10 katı etki yapıyor.

        Kitleler, kendisine ulaşabilecek, istenen oyu anlamlandıracak siyasi taleplere yanıt veriyor.

        İktidarların elindeki ekonomik enstrümanlar da, sonuçlar gösteriyor ki son dönem bir anlam üretmiyor.

        İzni olmadığı için adını yazmadığım siyasetin aksakallısı, AK Parti’nin etkin isminin şu sözü ise her şeyi özetliyor:

        “Yarın ile bugünü alamazsınız; ancak dün ile bugünü, bugün ile yarını alırsınız...”

        Diğer Yazılar