Fidan ifadeye gitmeyebilir...
HABERİ baştan vereyim; Başbakanlık ve MİT koridorlarında konuşulana bakılırsa Müsteşar Hakan Fidan bugün ifade vermeye gitmeyecek.
Gelelim bu noktaya getiren sürece...
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda meşhur 250'nci madde düzenlemesi TBMM'ye geldiği gün uyarmıştım.
O tarihte konuştuğum AK Parti'nin önde gelen bir hukukçusu da eleştirime hak verip, "Hukuk adres tanımaz" deyip desteklemişti.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile eski yöneticilerinin İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından CMK 250 kapsamında ifadeye çağrılmasıyla ilgili dün sohbet ederken o günkü sözünü anımsatıp ekledi:
"Haklı çıkmak önemli değil, bakalım normu yakalamayı bu kez başaracak mıyız?"
GÖREV SUÇU MU?
Sözlerinde haklı.
Çünkü CMK 250'ye baştan bu yana açık bir hüküm konulmadı, norm gözetilmedi. Savcılar da kendilerine göre yorumlayıp uygulamaya koydu.
Sonuçta, İlhan Cihaner'in ve Erzincan'daki MİT mensuplarının gözaltına alınması, eski Genelkurmay Başkanı'nın tutuklanması bu çerçevede gerçekleşti; emsal oluştu.
Şimdi ise başka bir boyuta ulaştı.
Oysa Oslo görüşmelerinin basına da yansıyan tutanaklarına bakılırsa Fidan, Müsteşar Yardımcısı olmasına karşın görüşmeye "Başbakan'ın özel temsilcisi" olarak katıldığını açıkça belirtiyor.
Öncesindeki görüşmelerin de yine Başbakan'ın özel izniyle hayata geçirildiğini ifade ediyor.
Benzer durum eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş için de geçerli; tam anlamıyla "görevlendirme" söz konusu.
'GİTMEMELİLER...'
Dolayısıyla savcının, ifadeye çağırması için elinde güçlü deliller bulunması halinde Başbakan'dan izin alması gerekir.
Nedeni de açık...
CMK 251, bir önceki maddede sıralanan örgütlü ve devlete karşı suçlarla ilgili olarak, "Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır" diyorsa da burada farklı bir durum var.
Şöyle ki...
Hukukta geçerli kural, "özel hukukun bulunması halinde, genel hukukun yerine geçeceği" hükmüdür.
Burada da özel hukuk mevcut ve mensuplarının nasıl yargılanacağını MİT Yasası'nın 26'ncı maddesi ortaya koyuyor:
"MİT mensuplarının görevini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan ötürü haklarında cezai takibat yapılması Başbakan'ın iznine bağlıdır."
Madde açık, "görevin niteliğinden dolayı" işlenen suç olsa bile Başbakan'ın izni gerekli.
Savcının Başbakanlık'tan bu yönde bir talebi de yok.Bu nedenle MİT Müsteşarı ve teşkilatın emekliye ayrılmış iki mensubu yukarıdaki gerekçeleri ileri sürüp savcının çağrısına icabet etmeyebilir.
Bugün kesinleşecek olmakla birlikte, dün akşam saatlerinde Başbakanlık ve teşkilat içinde ağır basan görüş de bu
yöndeydi.
Nitekim "Düşenin halinden düşmüş anlar" çerçevesinde dün görüşünü sorduğum CHP Milletvekili İlhan Cihaner'in yaklaşımı da farklı olmadı:
"MİT Müsteşarı ve emekliye ayrılmış mensupları özel hukuka tabiler; Başbakan'ın izni olmadan ifadeye gidemezler. Ayrıca CMK 250-251-252 ve Terörle Mücadele Yasası'nın da bir an önce kaldırılması gerekir... "
TBMM'ye geldiği günden bu yana yanlış yapıldığını söyleyegeldiğim maddenin bugünkü durumu bundan ibaret.