Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR krizi çözmedeki ideal yöntem, krizi çözecek formülde yeni kriz yaratmamaktır. Hele ki, müsteşarını da kapsayan MİT mensuplarının “terör örgütü kurmak ve yönetmek” gibi ağır bir ithamla savcı tarafından ifadeye çağrılmasının önüne geçmek için adım atılıyorsa.... Böyle bir krizi çözmek için gösterilecek özen, çok daha fazla olmalıdır; kılı kırk yarmalıdır. Peki, Türkiye’yi salı akşamından bu yana meşgul eden krizi çözmek için Başbakanlık’ta hazırlanıp AK Parti Grubu’ndan 125 sayı numarasıyla onay alan teklife özen gösterildiği söylenebilir mi? Meclis’e 82926 sayı ile sunulan “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” teklifine bakıldığında “evet” diyemiyorum. Çünkü usul hatası yapılmış. Düzeltilmezse salı günü Adalet Komisyonu’ndan, “Tekrar hazırlayın getirin” uyarısı karşısında kimsenin sesini çıkaramayacağı şekilde hazırlanmış.

        MADDE GEREKÇESİ YOK

        Bırakın TBMM İç Tüzüğü’nün 74’üncü maddesine bakmayı, kuliste bir Meclis personeline gösterilse bile bu usul hatası olmazdı. Veya TBMM’nin internet sitesinden verilen “Tasarı ve Teklifler” bölümüne girilip tekliflerden herhangi biri örnek alınabilirdi. Çünkü bir kanun teklifi Meclis’e sunulurken, “Genel Gerekçe” ve “Madde Gerekçesi”nin yazılması şarttır. Oysa teklifte, “Gerekçe” adı altında bir metin yazılmış, önerilen kanunun maddesi ifade üslubuyla sıralanmış, hangi amaçla değiştirilmek istendiğine yönelik bir tek ibare yer almamış. Daha ilerisi, “Madde Gerekçesi” unutulmuş. Bu durumda İç Tüzük gereği Adalet Komisyon Başkanı’nın yapacağı tek şey var, teklifi veren milletvekiline metni iade edip “tamamlayıp getirmesini” istemek... Oysa kolluk kuvvetlerine “Hemen yasa çıkarılıyor ağırdan alın” diyecek kadar süratle çıkması için çaba gösterilen bir kanunda süreyi uzatacak bir hatanın olmaması birinci koşuldur.

        HANGİSİ ÜSTÜN

        Gelelim işin bir diğer yönüne... CMK 250 hazırlandığı günden bu yana yapılanın Anayasa’nın 129’uncu maddesindeki, “Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirtilen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır” hükmü yok sayıldı. Yasanın Anayasa’nın üstüne çıkarılması bir yana, hukuk ilkeleri ve normları yok edildi. Çok özel durumlar için uygulanması gereken CMK 250-252 kapsamına da her önüne gelen konuldu. Prof. Dr. Adem Sözüer’in dün verdiği örnekteki gibi bir usulsüzlük dahi özel yetkili mahkemelere yollandı, 3 yıl sonra “yanlış olmuş” denilip icra ceza mahkemesine gönderildi. Bugün ise sistem tıkandı. Kim ne derse desin, CMK 250-252’de toptan bir değişiklik yapılmadığı sürece gerçekleşen her değişiklik “kişiye özel” hale gelecek. HSYK’nın bir adımda çözebileceği uygulama hataları dahi ceza kanunlarıyla çözülmeye çalışılacak. Bir süre sonra da her kesime özel hukuk sisteminin hüküm sürdüğü bir noktaya varılacak. O zaman işin içinden çıkacak teklif de kalmayacak.

        Diğer Yazılar