'Çözümün Şafağı...'
"KÜRT Dil Konferansı'nda yaşananların devamı gelir mi?"
Yani, cuma günü "Ey Rakip" marşıyla açılan, Türk bayrağına hiç yer verilmeden "Kürdistan" bayrağını asan toplantılara Diyarbakır'da hangi sıklıkta tanıklık edilecek?
Konferansa katılan bölgenin etkin siyasetçisi, bağımsız milletvekili Ahmet Türk'e dün bu soruları yönelttiğimde olanları önce çok önemsemedi.
"Kürtlerin öteden beri söylediği bir marşı var, zaman zaman söylerler..." demekle yetindi.
Devamının gelip gelmeyeceği konusunda ise şu değerlendirmede bulundu:
"Ben de halkım ve bir hukukum var. Hukukun, hakkın ve özgürlüğün olduğu bir dönemi istiyorum. Çözümü de diyalogla arıyorum. İnkâr politikalarıyla bir yere varamayız... "
Olayı önemsemez tutumunu sürdürüp devam etti:
"Ama bu mantıkla da ilerleme olmaz."
BİZİ DE ALSINLAR
Türk'ün tepkisi, hükümet çevrelerinden gelen söylem ve yeni konsept çerçevesindeki açılımların, bölgedeki kamu görevlilerinin uygulamalarıyla örtüşmemesine...
Kamu görevlilerinin, "Burada açıklama yapacak insan koymayacağız" tehditlerinde bulunduklarını ileri süren Türk, sözlerine şöyle devam etti:
"Bugüne kadar gelmiş 7 il başkanımın hepsi içeride. 29 belediye encümeninden sadece 3'ü dışarıda. Bu tabloda siyasetçiyle çözüm nasıl olur? Bizi de alsınlar da kurtulsunlar."
Konuyu başa döndürüp, "Marş, bayrak olayları çözümün önüne fren olmuyor mu?" soruma ise Türk'ün yanıtı şöyle oldu:
"Sen tehdit edersen birileri de ona karşı duruş gösterir. Ben birlikte olmaya, üniter yapı içinde, aynı bayrak altında ortak çözüm bulmaya evet diyorum. Ama sen ötelersen, hukukunun oluşmasına izin vermezsen, kendisini ötelenmiş hisseden de çözüm arar."
UZUN İNCE YOL
Türkiye'nin diğer sorunları gibi Kürt meselesinin çözümü için harcanan çaba da AB sürecinden farklı değil.
Tam bir noktadan, yeni bir evreye geçilmek istenirken konuyla hiç de alakası olmayan, hatta çözüme katkı sağlaması gereken zeminde arıza çıkarılıyor.
Bu düzeltilmek istenirken eldeki diğer zenginlikler tüketiliyor.
Bunun en güzel örneği de hafta sonundan bu yana Diyarbakır'da yaşanıyor.
Devlet, "Çözümü seçilmiş siyasilerle bulalım, sürece Barzani'nin katkısını sağlayalım" diye yola çıkıldığı anda, sanki sürece balta vurmak için birileri ayağa kalkıyor.
İstanbul, Ankara'da hem de herkesi hayrete düşürecek noktalarda, en olmaması gereken yerlerde ses bombaları patlatılırken, Diyarbakır'dan da tahrik edici söylemler yükseliyor.
On yılda üç kez yaşanan, son olarak Habur'da noktalanan çemberde başa dön oyunu, bir kez daha sergilenmeye başlanıyor.
Çözüme bir adım atmak yerine, çözümsüzlüğün hortlaması için ortam yaratılıyor.
Yıllardır denenen "azınlık ırkçılığı" Diyarbakır'da bir daha sahneleniyor.
Görüntüde birlik sergileyen veya semboller kullanarak "Ben de sendenim" diye mesaj yollayanların özünde birlikte olamayacaklarını da kimse görmüyor. Bu kadar gürültü de aslında Nevruz ile bölgede yeni bir sürecin kapısının aralanması için şartlar oluşturulduğu için çıkıyor.