Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MÜŞFİK Kenter vefat etti. Haberin duyulmasından sonra başta Cumhurbaşkanı olmak üzere sanatçılar, siyasîler ve dostları üzüntülerini ifade ettiler, hâlâ da ediyorlar...

        Ama, en anlamlı ve en zarif açıklama, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan geldi. Kılıçdaroğlu, Müşfik Kenter'in vefatının Türkiye için önemli bir kayıp olduğunu söyledi, asıl mesajı bundan sonra verdi ve "Bakırköy Belediyemizin kadrolu bir elemanıydı" dedi.

        Anamuhalefet partisinin liderinin, koskoca Müşfik Kenter'i sürükleyip getirdiği noktaya bakın: Bakırköy Belediyesi'nin kadrolu elemanlığı!

        Zarafet fukaralığının, söz söyleme aczinin ve bilgi ufkunun dapdar bir siyasî çerçevede sınırlı kalmasının bundan daha güzel bir örneğini herhalde bulamazsınız: Müşfik Kenter'i kendi partisinin, yani CHP'nin elinde tuttuğu "Bakırköy Belediyesi'nin kadrosundaki eleman" olarak göstermek gibisinden bir ayıptan bahsediyorum...

        Müşfik Bey in vefatından sonra hakkında çok şeyler yazıldı, söylendi, yazılacak ve söylenecek. Dolayısı ile zaten tanıdığınız Müşfik Kenter'i burada yeniden anlatmayacak, onunla ilgili birkaç ufak hatıramı yazacağım...

        YAYINLAYAMADIK!

        1998'in sonunda yayınladığım ve Sultan Vahideddin'in hayatını anlatan "Şahbaba"nın bazı bölümlerini, kitap henüz çıkmadan, o senelerde yazdığım Hürriyet te dizi yapmak istemiş ve bunun için bir TV reklamı hazırlamıştık.

        Reklamda o zamana kadar bilinmeyen tarihî fotoğraflar ve filmler ile bazı belgeler görünecek, bunların üzerine dikkat çekici bir müzik ve kısa bir tanıtım konuşması, yani ses girecekti.

        Seslendirmeyi, Müşfik Bey'in yapmasına karar verildi, görüşüldü, mutabakata varıldı, randevulaşıldı ve stüdyoya girildi...

        Müşfik Bey in okuyacağı metin sadece dört saniye tutan altı kelimeden ibaretti: Sultan Vahideddin'in hatıralarında geçen bir cümleyi, "Mustafa Kemal Paşa'yı, Samsun'a ben gönderdim" ifadesini söyleyecekti...

        Söyledi ama öylesine bir ifade ile söyledi ki, reklamı yayınlayamadık!

        Sebebi, Müşfik Bey in o altı kelimeyi çok fazla inandırıcı şekilde telâffuz etmesi ve reklamı yayından önce dinleyenleri bile gereğinden fazla etkilemiş olmasıydı. Bu derece güçlü bir inandırıcılığın o günlerin siyasî şartları içerisinde bazı kesimleri hiddetlendireceğinden endişe edildi ve reklâmdan da, dizinin yayınından da vazgeçildi!

        MESLEĞE SAYGI

        Aradan birkaç sene geçti... Hazırladığım "Son Osmanlılar" belgeselinin ana metnini en iyi şekilde Müşfik Kenter'in seslendireceğini düşünüp ona teklifte bulunduk. Kabul etti ama ödeme meselesinden daha önemli bir şartı vardı: Seslendireceği her metne önceden ciddî şekilde çalışıp stüdyoda hiç hata ve tekrar yapmadan okumak meslekî prensibi olduğu için Son Osmanlılar'ın metnini de kendisine kayıttan üç gün önce teslim etmemizi istiyordu.

        Öyle yaptık, birkaç gün sonra stüdyoya girdik ve Müşfik Bey tam iki saatlik metni tek bir hataya düşmeden, üstelik mola bile vermeden bir defada okudu!

        "Müşfik Kenter" isminin tiyatrodaki çok önemli yeri bir yana, seslendirme alanında da niçin bir efsane olduğunu ve bu efsanenin ardında mesleğe ne şekilde büyük bir saygının yattığını, arkadaşlarımla beraber o gün bizzat gördük ve öğrendik...

        Kadife sesli bu büyük sanatçının ardından şimdi sadece sahneler ve seslendirme mesleği değil, onun az kişi tarafından bilinen divan edebiyatı merakı ve divan şiirinin en doğru telâffuzu da öksüz kalmıştır ve Nedîm'in "Gülüm şöyle, gülüm böyle demektir yâre mûtadım / Seni ey gül sever cânım ki cânâne hitâbımsın" mısrâını Müşfik Bey âyarında okuyacak bir kimsenin çıkması da bundan böyle çok zordur.

        Diğer Yazılar