Öğrenin artık
Bugün 28 Şubat’ın 20. yıldönümü.
28 Şubat’ı sadece 54. hükümeti derdest eden MGK kararlarından ibaret görmek yanıltıcı olur. 28 Şubat o MGK’ya gelene kadar uygulanan yıpratma taktikleri ve o MGK’dan sonra bu ülkenin muhafazakâr/ dindar ve hatta seküler olmakla beraber liberal demokrat yazar, akademisyenlerine reva görülen muamelenin bütünü.
Neleri bahane göstermediler ki? Erbakan Mısır’ı ve Libya’yı ziyaret etti diye yeri göğü inlettiler. Ankara’da “Şeriat isteriz” diye gösteri yapan sakallı cübbeli bir grubun gösterisini Erbakan’ın hanesine fatura ettiler. Mafya-derin devlet ilişkisini ortaya çıkaran Susurluk hadisesini, olayda parmağı olmayan tek parti olan Refah Parti’sine mal ettiler. Necmettin Erbakan’ın 11 Ocak 1997’de tarikat ve cemaat liderlerine iftar yemeği vermesi kıyamet haberi gibi lanse edildi. Sincan Belediye’sinden Kudüs, Filistin meselesiyle ilgili tiyatro oyunu cihat ilanı sayıldı. Sırf bu yüzden 4 Şubat’ta 20 tank ve 15 zırhlı araç yürütüldü. Bir Fadime Şahin-Müslüm Gündüz tiyatrosu üzerinden “Bu ‘dinciler’ hepinizin karısını kızını iğfal ediyor” havası estirildi. TSK komutasındaki İslamofobiyi en iyi özetleyen cümle, o günlerde, Oramiral Güven Erkaya tarafından söylendi: “İrtica PKK’dan daha tehlikeli.”
28 Şubat ‘ta alınan kararların hemen ardından Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, “ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” iddia ettiği Refah Partisi için kapatılma davası açtı ve partiyi kapattırdı. Bundan yıllar sonra Fazilet Partisi de “RP’nin devamıdır” diye kapatılacaktı. 8 yıllık eğitim zorunluluğu imam hatiplilerin eğitim hayatına balyoz indirecek, başörtülüler terörist muamelesi görecek, muhafazakâr işletmeler lokantalarına varana dek fişlenecek, akademisyenler muhafazakâr aile dokusundan geliyorsa kadro alamayacak, Nuh Mete Yüksel’in başörtüsüyle Meclis’e gelme “suçu işleyen” Merve Kavakçı’nın evine gece yarısı baskın yapması dünyanın en doğal şeyi haline gelecekti.
Ve en acısı bütün bunlar olurken medyada sadece bir avuç insan hakikate sadık kalacaktı. Genel eğilim ise yapılıp edilenlere değil seyirci kalmak, hevesli teşrifatçı tutumu, zaptiye edası ve TSK’ya eskortluk yapma tercihi olacaktı.
Bitmedi, bitemedi. AK Parti daha taze bir iktidar iken, daha 2003 yılında, Cumhuriyet Gazetesi’nde manşete çıkarılan “Genç subaylar tedirgin” manşeti, “bin yıl sürecek” vaadiyle uygulamaya konmuş 28 Şubat’ı hatırlatmak için atılmıştı. 28 Şubat zabitanlığının devam ettiğine dair bir notaydı. 2003’te subayları rahatsız edebilecek ne olabilirdi, bir düşünün. AB’ye girmeyi hedefleyen, “Demokrasi, özgürlük” diyen ama Milli Görüş kökenli insanlardan oluşan yeni bir hareketin, AK Parti’nin olması dışında, hiçbir şey. O kadar “hiçbir şey” ki, 2003’ten 3 yıl sonra bile, 2006’da, Süleyman Demirel katıldığı programlarda hâlâ “Orası üniversite, oranın kuralları var. (...) İlle başı bağlı okumak istiyorsan, başı bağlı olarak okunabilen yerler var, oraya git. Arabistan’da falan öyle yerler vardır, oraya gidin, orada okuyun! Türkiye laiklikten vazgeçemez. Herkes aklını başına toplasın. (...) Türban özgürlük falan değildir. Bu gericiliktir” diyebildi. Hem de o günün siyasal iktidarında Başbakan Erdoğan’ın, AK Partili milletvekillerinin çoğunun başörtülü annesinin, eşinin, kızlarının olduğunu bilerek yani o günün siyasal iktidarına açıkça “Gerici” demekten hiç gocunmayarak yaptı bunu.
Diyeceğim o ki, 28 Şubat’ın bagajı ağır, o bagaja yaslanarak atılan “Genç subaylar rahatsız” manşetlerinin hafızası taze.
Tam bu noktada, tartışmalı Hürriyet manşetine geliyoruz: Normal şartlarda karargâhın Erdoğan’dan, AK Parti’den filan değil, bilakis Erdoğan ve AK Parti karşıtlarından gelen eleştirilere verdiği cevapları içeren bir haber insanları bu kadar öfkelendirir miydi?
Hayır. Haber sadece “7 eleştiriye 7 yanıt” başlığıyla çıksaydı, bu kadar kıyamet kopmayacaktı. Ancak kabul edelim ki, bu haberi 28 Şubat’ın yıldönümüne 3 gün kala iç sayfadan “Karargâh rahatsız” başlığıyla veren editoryal mantıkta en hafif ihtimalle çarpık bir mizah anlayışı var.
Anlaşılamayan şey şu: Millet acılarıyla alay edilmesini ve tehdit edilmeyi tolere etmekten bıktı. Siz de dilinize, istihzanıza, ironinize bir çekidüzen verin artık. Öğrenin.