İkinci açılım paketi
ŞIRNAK'ın Uludere İlçesi'ne bağlı Ortasu Köyü'nde yaşayan 35 kişi, dün gece F-16 uçaklarından açılan ateş sonucu öldürüldü. Haberlere göre bu 35 vatandaş, sınırdan mazot, gıda vb. gibi malları geçirerek yaşamlarını sürdürmeye çalışan köylülerdi. Ölenlerin çoğunun aynı aileye mensup olmaları da, hayatını kaybedenlerin içeri silah ve mühimmat sokmaya çalışan örgüt mensubu olmadıklarını, bilakis masum köylüler olduğu hissini kuvvetlendiriyor. "Ama kaçakçılık yapıyorlarmış, bunun neresi masum?" denilemez. Çünkü bu yörede kaçakçılık, karakol komutanlarının bile bildiği ve göz yumduğu bir şey, adeta bir meslek olarak algılanmakta.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen açıklama ise "istihbaratla endeksli bir savunma içeriyor. "Terör örgütü elebaşılarının son dönemde verdikleri kayıplar için gruplara misilleme talimatı verdikleri ve bu doğrultuda özellikle sınır ötesinden Sinat-Haftanin'e takviye maksadıyla çok sayıda terörist gönderildiği" bilgisine dikkat çekiliyor. Ancak bir de dün birçok internet sitesinde yer alan bir görgü tanığı iddiası var. Gülyazı Köyü'nde oturan ve olayların tanığı olduğunu iddia eden Servet Encü adlı kişi, gördüğü dehşeti anlatırken, "Biz dönerken askerler önümüze gelerek yolumuzu kesti. Yeniden sınır ötesine kaçarken, F-16 uçakları üzerimizden geçerek bomba yağdırdı" diyor.
Burada soru şu: Nasıl oluyor da köylülerin yolunu kesen ve onların köylü olduğunu anlaması beklenen askerle temas kurulamıyor ve uçakların bomba yağdırmasına engel olunamıyor? Görgü tanığının iddiası doğru ise, nasıl oluyor da yerdeki asker ile gökteki asker arasındaki anlık istihbarat paylaşımı mümkün olamıyor?
Kuşkusuz askeri birimler kendilerini, aynı yolun teröristlerce de kullanıldığını yahut olayın gerçekleştiği bölgenin 3 Ekim 2011 ile 3 Ocak 2012 tarihleri arasında askeri yasak bölge olarak ilan edildiğini, sivillerin bu bölgelere girmesinin yasaklandığını ileri sürerek savunabilir. Fakat bu savunma, "terörle mücadele" denilen kavramın "eski kafa" versiyonunu, bir de terörle mücadeleye ressamı, şairi de dahil ederek kapsamı genişletmeye doymayan İçişleri Bakanı'nı kesebilir ancak. Sivil hayatının önemli olduğu, terörle mücadelenin olabilecek en az can kaybıyla yürütülmesini gerektiren yeni anlayışı değil.
Daha iki gün önce "2. açılım paketi" diye bir şey açıklamış olan hükümet yetkililerini de kesmemeli. Olay çok ama çok üzücü. Allah ölenlere rahmet, yakınlarına sabır versin. Ama en önemlisi, lütfen sorumlular hesap versin.
***
2011'in 'en'leri...
ÂDETTENDİR, her yıl biterken o yılın önemli olayları sıralanır. Biz de sırayı bozmayalım. 2011 'in etki bırakan olayları bana göre şunlardı: 1) AK Parti'nin % 50'lik bir seçim başarısıyla iktidarını üçüncü döneme taşıması, 2) Van depremi, 3) Silvan da görev yapan 13 askerin şehit edilmesi, yine PKK ve Çukurca daki saldırıda verilen 24 şehit, 4) BDp'li vekillerin yemin krizi, 5) Arap isyanlarıyla değişen bölge denkleminde önemli bir rol oynayacağımızın netleşmesi ama rolün ne olduğunun hâlâ bilinememesi, 6) KCK operasyonları, 7) Başbakan Erdoğan'ın Dersim olaylarıyla ilgili bazı belgeleri açıklaması ve devlet adına özür dilemesi, 8) HSYK'nın meslekten ihraç edilen Ferhat Sarıkaya ve Osman Şanal'ı görevlerine iade etmesi, 9) Türkiye'nin ekonomik büyümesinin her şeye rağmen devam etmesi, 10) Şike skandalı ve skandalı üretenlerin neredeyse "aklanması" için Meclis'in seferber olması, 11) MGK toplantısının oturma düzeninin değiştirilmesi, 12) Necmettin Erbakan ın ölümü.
Dünyada 2011 'in en önemli hadisesi ise benim Arap isyanları dediğim "Arap Baharı" meselesi olsa gerek. Diğerleri ise şunlar: Amerikan Baharı: Wall Street'in işgali. Japonya depremi. Usame Bin Ladin'in öldürülmesi: Bin Ladin'in cesedini görmeyişimiz. Kaddafi'nin vücudunun parçalanışını ise canlı yayında seyretmemiz. Anders Behring Breivik'in Norveç teki bir gençlik kampında çoğu ergenlik çağında olan 77 kişiyi "çokkültürlülüğe inandıkları" için öldürmesi. Avrupa da yükselen sağcılık. Başta Yunanistan olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinin ekonomik kriz batağına saplanması.
İyi yıllar...