Tam da böyle bir şey
TAM belki bu kez olur diyorsun biraz da yılgınlıkla, iyi bir yol olmadığını içten içe sezdiğin halde, diyorsun ki, terör dizginlendiğinde Kürtlerin hak talepleri için temiz bir alan açılacak. O sırada KCK operasyonlarında otla ipin birbirine katıştırılmasının erdemlerini anlatmaya çalışan adamlar sahne alıyor. Tam "Olur mu beyler?" diyecek oluyorsun, Başbakan'ın yardımcıları demokratikleşmeye ivme kazandıracaklarını açıklıyor.
Tam "İyi, çok şükür" diyorsun, 35 köylü, terörist zannedilerek öldürülüyor. Tam kızıyor, kırılıyor, devlet özür dilemeli, zaten kasıtlı davranıştan özür dilenmez ki, hatalı davranıştan özür dilenir, diyorsun, öbürü "Ülke bölünmüştür" diye atlıyor, kırgınlık ve kızgınlık yer değiştiriyor. Diğeri bakanları köye sokmayacaklarını ilan ediyor tam o sırada.
Tam tahlil çanları çalıyor, burnumuzun dibindeki Suriye'ye estik yağdık gürledik, ama son zamanlarda hükümetimiz Suriye adını ağzına almıyor, İran ile ilgili baskılar söz konusu ve "hükümetin bu baskılara direndiği bilgisi" geliyor; tam da biri Erdoğan'ın adını Beşar Esad'ın ismine iliştirirken oluyor bu. Tam "Acaba bize bir mesaj mı verildi?" diyorsun, "Suriye'de aktif ol, İran'da da yardım et" diyenler, "Bölgede rol oynayacaksan yan çizmek yok" notası mı gönderdiler diyorsun, ah o da ne, meğer çatlak MİT'te imiş, öyle diyor gazeteciler...
Dahası "Devlet halkını öldürdü" diyor, "Kasımpaşalı Tayyip" diye de ekliyorlar. Doğrusu pek zorlama, pek insafsız, daha dün pek iyi/pek hoş bulunan Başbakan'a bu denli kabadayılık, hem de masum canlar için değil, vicdan adına değil, öyle bir rapor yoktu/vardı meselesi üzerinden. Masum köylüleri kasten bile isteye öldürmeyi dileyebilen devletin çoook değiştiğini, devletin kendisiyle yüzleşmeye doğru attığı adımları, cumhuriyetin tarihiyle ve ordusuyla yapılan hesaplaşmaları ve dahi daha dumanı üzerinde tüten İlker Başbuğ'a soruşturma haberini veren de aynı gazeteydi diye düşünürken tam; "Birileri Hakan Fidan'ın başını yemeye çalışıyor" meselleri de alıp ortalığı sarmasın mı?
Tam "Aman yahu, yok yok yedirtmeyelim Tayyip'imizi öyle üç kuruşa iki simit hesaplarına" diyecek oluyorsun ki, iki kere yutkunman lüzum ettiğini anlıyorsun bir milyonuncu kez. Çünkü ekmek arası mahcubiyetten fazlası değil azığın, çünkü tam o sırada Başbakan demeç veriyor: "Hassasiyetinden ötürü" Genelkurmay'a teşekkür ediyor. Yok artık. Şiir de yazılacak mı?
Tam hiçbir şey olmamış gibi yılbaşı kutlamalarına, şenlik ateşlerine akmaya durmuş neşeli insanlar, eğlenmeye doyamayanlar hakkında tatsız tuzsuz bir şeyler geçiriyorsun aklından, Bağcılar'dan ve Sancaktepe'den kötü haberler geliyor: Otobüsler yakılmış, dükkânların camı çerçevesi indirilmiş, sokaktaki vatandaş nereye sığınacağını bilememiş. Tam sosyal medyadaki "Ama onlar da kaçakçılık yapmasalarmış ayol" tadındaki cicişcil yorumlara tilt oluyorsun, "Biz Türkler de az değiliz, bu ne tuzu kuruluk, bu ne ruhsuzluk" diyecek oluyorsun, başka bir haber geliyor: Uludere Kaymakamı öldüresiye dövülmüş.
Tam "Ölenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesi de bir tür özür dilemek sayılır değil mi?" diye soruyorsun bağrındaki sanal pisi pisiye, o da ne, ardından "Siz silahlı elebaşınızdan izin almadan tuvalete bile gidemezsiniz" diye bir taş geliyor döne döne, hem ağır hem "over dose". Tam Demirtaş artık bu söze okkalı bir cümle döşenir diyorsun, aman Allahım, adamın hiçbir şeyden haberi yok, artık cümle âlemin gözü önünde cereyan eden yol ayrımından haberi yok: "Siz de cemaatsiz yapamıyorsunuz" diyor, kendisini "O dediğin geçen yıldı/köprünün altından çok sular aktı' dizeleriyle uğurluyoruz.
"İyi şeyleri, güzel işleri görmüyorlar" diyor Başbakan. Güzel işler tamtam sesleri arasında erimese iyiydi. Belki doğru, iyi şeyleri görmenin tam vaktiydi.
Lakin hayat tam da böyle bir şey. Kötü şeyler her zaman azametliydi, her zaman mütecaviz. İyi şeyler genelde içe kapanık, savunmasız, ara sıra kekeme.