• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Nihal Bengisu Karaca

Nihal Bengisu Karaca

[javascript protected email address]

Türk-Ermeni ilişkilerine Fransız usulü sabotaj

25 Ocak 2012 Çarşamba, 10:13:17

KORKULAN oldu. Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan yasa, Fransız Senatosu'ndan evet oyu aldı.
Ancak bundan da önce olan bir olay var: Türk mahkemelerinin Hrant Dink'i öldürenlerle ilgili verdiği karar. "Cinayetin arkasında örgüt yok" diyen karar. Dink'in çocuklarını, arkadaşlarını, davasının gerçekten aydınlanmasını isteyen nice duyarlı insanı ülkeden soğutan karar.
"Neyse ki davanın bir de temyiz aşaması var" diyorduk ki... Fransa'dan, sanki göğsü kıllı, sanki altın künyeli ve Mercedesli bir "hırt" sesi geldi. "Ona soykırım derler, hesabı ödetirler" dedi.
Sarkozy'nin ya da yasayı onaylayanların vicdana benzer bir şeyleri varsa, ellerini oraya koyup söylesinler: Şimdi bu yasa, Türkleri Ermenilere kötü şeyler yapıldığı konusunda herhangi bir nedamet/yüzleşme/itiraf sürecine mi çeker, yoksa "Ermeni" kelimesini duyduklarında koşarak uzaklaşmaya mı teşvik eder? Şimdi bu yasa, Hrant Dink'in davasından çıkan kararı hükmen mahkûm eden kamu vicdanında, duyarlılığın devamına dair bir tesir mi yapar, yoksa o duyarlılığa bir an önce katılaşması, sonra kavlatılarak atılması gereken bir yara kabuğu gözüyle bakılmasına mı neden olur?
Maalesef cevabı hepimiz biliyoruz.
Beni Türkiye-Fransa ilişkilerinden çok, bu acı yanıt, yani Türk-Ermeni ilişkilerinin olumsuz bir sürece girecek olması ilgilendiriyor.

YARIM KALAN YÜZLEŞME
İşin en kötü yanı ne biliyor musunuz?
Hrant Dink'in ölümünden sadece saatler sonra toplanan kalabalığın arasında her yaştan, her görüşten, her tıynetten insan vardı. Bunun bir nedeni, yerde yatan adamın canice öldürülmüş sempatik bir insan olması ise diğer bir nedeni, itiraf edilemeyen bir suçluluk duygusuydu. O cenaze, o kalabalık, Türk'ün "yüzleşme"nin arifesinde olduğunun deliliydi. O çok tartışılan "Hepimiz Ermeni'yiz" sloganının dalga dalga yayılmasının kökeni, Batı özentisinde filan değil Battal Gazi filmlerinde aranmalı. "Onu Ermeni diye öldürdüysen, bundan sonra bil ki önce benim cesedimi çiğneyeceksin!" jargonu yani. Neden acaba?
Türk'ün 1915'te sadece ölmediği aynı zamanda öldürdüğü, bir kısım muhatabını da tehcir adı verilen sonu belirsiz bir maceraya zorladığı gerçeğini hazmetmesinde epey mesafe katedilmişti. Milliyetçi tezlerde bile hadiseye objektif, bilimsel verilerle yaklaşma deneyimi göze çarpıyordu. İnanmayan, şu an MHP milletvekili olan Yusuf Halaçoğlu'nun "Ermeni Tehciri" adlı kitabına şöyle bir baksın.
Ancak ne zaman ki, tarihsel bir acıdaki ortaklık, bir milletin diğerini istismar aracına dönüşür, ne zaman ki bir milletin başka bir milletin başına vuracağı bir tokmak halini alır, orada artık empatiden, yüzleşmeden, hazmetmeden eser kalmaz.
Fransız Senatosu'ndan geçen inkâr yasası, sadece "hukuk dışı" olduğu için değil, sadece BM'nin "Soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması" sözleşmesine aykırı olduğu için değil, aynı zamanda Türklerin Ermenilerle kurdukları ve kuracakları bağın önüne çelikten bir duvar çektiği için de korkunç. Sabotaj gibi.
Yasanın iptali sağlanamazsa, Türkler, 1915'te olanın "karşılıklı mukatele"den "daha fazlası" olduğunu konuşmayı bir yirmi yıl daha erteleyecekler.
"Ama onlar da bizi öldürmüştü"ler saracak dilleri ve "Tehcir o dönemin tarihsel koşulları içinde yaygın olan bir koruma tedbiriydi bir kere"ler düşmeyecek ağızlardan. "Yüzleşme" ise pembesi gitmiş, tadı kaçmış bir çiklet nereye giderse oraya gidecek, başkalarının ayakkabılarına yapışmadan önce eriyip yok olmamak için kendisine şans dileyerek...

İKİ KERE ÖLMEK
İşin daha da kötü yanı ne biliyor musunuz?
Hrant Dink, böyle şeyler olmasın diye uğraşırken ölmüştü. Türkiye'nin, Ermeni meselesini "olayın gerçek tarafları arasında" tartışmasını ve çözmesini isterken... Mesajı iz bıraktı, bir şeyleri değiştirdi. Ogün Samast ve arkasındakiler Hrant Dink'i öldürdüler, ama unutturamadılar, onun manevi varlığına leke süremediler. Onu hiç anlamamış olan "diaspora" ise Dink'in ektiği ne varsa ateşe veriyor.
"Ancak bir benzerim öldürebilir beni" diyen şair, doğru söylüyor...

Diğer Yazıları

'Filmin büyüğü'

  • Yayın Tarihi: 25/05/12 10:00
  • [javascript protected email address]
NE ilginç bir ülke. Devlet adamları "düşünce ve ifade özgürlüğünden" doyasıya yararlanıyor; bir ülkeyi yönetiyor olmanın getirdiği sorumluluklarla bağdaşmayan açıklamalar yapabiliyorlar, ama köşe yazarlarından, gazetecilerden, entelektüellerden "azami"...
Devamını Oku

'Organik insan' kaldı mı?

  • Yayın Tarihi: 23/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
GELECEĞİNİN tekin ellerde olmadığını hissedenlerin bezgin hayıflanmasına, geleceği sezer gibi artan "yamyam filmleri" eşlik ediyor sinemalarda. Savaş öncesinin sessizliğine saygı duyarcasına ağır ağır aşağı düşüyor kaşlar, muhabbet hep aynı konuya...
Devamını Oku

Sembolleri kurcalamanın kaçınılmaz sonucu

  • Yayın Tarihi: 20/05/12 12:43
  • [javascript protected email address]
YARI sivil, yarı resmi olarak kutlanan son 19 Mayıs törenleri tüm yurtta "coşku" içinde kutlandı. Büyük konvoylar halinde, büyük öbekler, topluluklar caddelere akın etti, büyük çelenkler hazırlandı, büyük pastalar kesildi ve büyük heykeller dikildi. 19...
Devamını Oku

Kim?

  • Yayın Tarihi: 18/05/12 10:01
  • [javascript protected email address]
ULUDERE faciasının üzerinden aylar geçti. İstihbarat verilerinin ABD'nin insansız uçaklarından geldiğini ileri süren WSJ haberi, ABD'nin faciadaki payını ortaya koyuyor gibiydi. Haberin yarattığı heyecanla ilk andan itibaren Uludere mağdurlarının ABD'ye...
Devamını Oku

Türkiye'nin 'geciken adalet' sorunu

  • Yayın Tarihi: 16/05/12 10:05
  • [javascript protected email address]
KÜRT meselesinin çözümünden memur olanlar, Kürtlerin özgürlük alanlarının eskiye oranla çok ama çok genişlediğini, ama Kürtler adına silahlı ve silahsız mücadele yürütenlerin bununla yetinmediğini, sürekli yeni şeyler istediklerini ileri...
Devamını Oku
Tüm Yazıları