HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
03 Şubat 2012 Cuma, 11:04:04
19 Mayıs törenlerinin Ankara hariç illerde stadyumlardan okullara kaydırılmasına izin verilmesinden ve milli güvenlik derslerinin kaldırılmasından beri tartışılmakta olan bir şey var: “Andımız” Uzun bir süredir “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye başlayan, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun“ diye sürüp giden, “Ne mutlu Türk’üm diyene“ diye biten sabah “mantra”sının kaldırılması gerektiği yönünde bir talep var, şimdilerde yeniden alevlendi.
Geçtiğimiz cuma Habertürk Televizyonu’ndaki Basın Kulübü’ne katılan ve sorularımızı yanıtlayan Ömer Dinçer, 19 Mayıs törenlerinin Ankara dışındaki okullarda stadyumlardan okullara çekilmesinin ardındaki perspektifle ilgili önemli ipuçları vermişti. Dinçer, 19 Mayıs törenlerinin o günün ruhuna ve bayram olmasına dair bir şey söylemesi, anlamlı bir mesaj vermesi gerektiğini, lakin bunu yapamadığını ve dolayısıyla hep tartışıldığını, ama mesela 23 Nisan kutlamalarının öyle olmadığını ifade etmişti. 23 Nisan’da her milletten çocuk bir araya geliyor, dünya toplumlarına, dünyanın, insanlığın anlamlı bir parçası olmak babında hepimizin içini ısıtan bir şey söyleyebiliyorlardı. Ama 19 Mayıs’ta tezahür eden görüntü, kutsal bir lider etrafında o lidere bağlılıklarını bildiren, lideri ululayan millet görüntüsüydü.
Dinçer, gençlerin “kutsal devlet” kültünü payidar kılmak için bir araya getirildiği ve salt hamasi, otoriter devlet anlayışını yücelten ezberleri temize çeken böyle organizasyonların Türkiye’yi ileri taşıyacak bir motivasyon içermediğini düşünüyordu. Milli güvenlik derslerinin kaldırılması da aynı vizyonun parçasıydı.
Pek çok köşe yazarı ve kanaat önderinin “Andımız” hakkında tartışmalarının nedeni aslında bu vizyon. Milletin devlete adandığı törenlerden vazgeçiliyorsa, milletin Türklere adandığı bir sabah duasından da vazgeçilmesi gerekmez miydi?
Buraya kadar yapılan ve yapılanlar üzerinden yenilenen taleplerde bir tutarsızlık yok. Çünkü evrensel kıstaslar millete; lider, etnik köken adı veya asker toplum olma doğrultusunda herhangi bir kültün, herhangi bir üst değerin dayatılmadığı bir değişimi gerektiriyor. Devlet vatandaşına, öğrencisine, milletine herhangi bir ideolojiyi, herhangi bir değerler sistemini, birini diğerinden üstün tuttuğunu belli ettiği bir reçeteyi dayatmamalı. Bu mantık üzerinde açık ve örtülü bir mutabakat olduğu da vaki..
Ancak Başbakan “dindar nesil yetiştirmek” dediği zaman, mutabakat zeminini oluşturan unsurlarda kuşku, hatta bölünme söz konusu oluyor.
İki şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Evet, devletin milletin dini inançlarından kaynaklanan sosyal taleplerine karşılık vermek gibi bir yükümlülüğü var, hele hele o devlete hükümet eden parti, bu konudaki yasaklamaları kaldırmakla ilgili bazı sözler vermişse ya da bazı vaatlerde bulunmuşsa. Bu doğrultuda, mesela, hükümetin “Hem din eğitimi hem de pozitif bilimler eğitimini bir arada alabileceğim okullar olmalı” şeklindeki talebi karşılamak gibi bir görevi var. Hükümetin, imam hatip lisesi ya da benzeri okullara uygulanan katsayı engelini kaldırmak gibi görevleri var. Hükümetin, dini inancı dolayısıyla başını örten kadınların maruz kaldığı ayrımcılığı gidermek gibi görevleri var. Ama “dindar bir nesil yetiştirmek” gibi bir görevi yok, olamaz da.
Devlet Atatürkçü nesil, laik nesil, ulusalcı nesil yetiştirmeyi hedef olarak koyamayacağı gibi, dindar nesil yetiştirmeyi de kendisine hedef olarak tayin edemez. Vatandaşlarını din konusunda bilgilendirmeyi, dini bilgi konusundaki cehaletin önüne geçmeyi görev edinebilir, bu nedenle yapılabilecek olan en fazla “zorunlu din dersleri”dir ki, ben de zorunlu din derslerinin içeriğinin değişmesi suretiyle devamından yanayım. Ancak devlet eliyle dindarlık tesis etmek başka, bambaşka bir şey. Dinin toplumları anlamak bağlamında giderek önem kazandığı bir zaman ve coğrafyada, öğrencilere dinler tarihini, din felsefesini ve sosyolojisini öğretmek devletin görevi olabilir, ancak devlet bu bilgiyi alan kişilerin dindar olup olmayacağına karar veremez. İnsanların kalbine dindarlıkla ya da dinsizlikle ilgili bir duygu ekmek, devletin işi değildir.