Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        13 Nisan'dan itibaren, yani 36 gün sonra, kulüpleri ve futbolumuzu bekleyen yeni bir tehlike var. Yani bir nevi 13 Nisan sendromu yaşanacak Türk futbolunda. Hatırlar mısınız, sporda şiddet yasasını hazırlayan dönemin Federasyon yetkililerinin bir zamanlar gazete sayfalarını boy boy süsleyen fotoğraflarının altında Türk futbolunu şiddetten kurtaracak "elektronik bilet" uygulamasından bahsediliyordu. İşte 36 gün sonra bu maddenin yürürlüğe girmiş olması gerekiyor. Ancak ortada ne Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın hazırladığı bir yönetmelik var ne de bunun tüm pazarlama yetkilerini eline alan Futbol Federasyonu'nda kurulmuş bir alt yapı. Sadece Aydınlar döneminde elektronik biletin nasıl pazarlanacağına dair danışmanlık hizmetinin ihalesi yapılmış. Geride kalan sürede bu uygulamanın yetişmesi imkânsız gibi duruyor.

        "Her daim yasalara saygılıyız" diyen kulüplerimizin saygıdeğer yöneticileri bakın o zaman başınıza neler gelecek? Önce Cumhuriyet Savcısının makamına gideceksiniz.

        Sizler 'Bizim kabahatimiz yok, Federasyonu gerekli hazırlıkları yapmadı' diye bağırırken işi kanunları uygulamak olan Cumhuriyet Savcısı yasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Süper Lig'de mücadele eden takımlara her maç için 100 bin, Bank Asya kulüpleri için de 80 bin lira idari para cezası kesecek.

        Konu spor yazarlarının ve spor programlarının gündemine gelecek. Büyük medya mensupları, sanki bu yasa çıkarken haberleri yokmuş gibi "böyle ağır yasa olur mu?" diye hayıflanmaya başlayacak.

        Şimdi sorun mahkemelerde mi, savcılarda mı? Önce yasaları çıkarıyoruz, sonra hâkim ve savcıları eleştiriyoruz. Burada tartışmamız gereken konu adaletin mi futbola müdahil olduğu yoksa futbolu yönetenlerin mi her sıkıştıklarında mahkemelerden medet umduğudur. Ben cevabımı vereyim, burada temel sorun, her daim özerk futbolun kutsallığından bahseden federasyon yöneticilerinin iş ocağın üstünden kestaneleri toplamak geldiğinde kaçacak yer aramalarıdır.

        Bakın yine Mahmut Özgener federasyonun ısrarla istediği bir maddeye: Şiddeti teşvik edecek şekilde demeç veren Kulüp yöneticileri için yine savcılık tarafından idari para cezası kesilecek. Velev ki Abramoviç "hakem hataları devam ederse seyircimiz sahaya iner" diye bir demeç verse savcı tarafından idari para cezasına çarptırılacak. Allah'tan şiddetle mücadele konusunda en hassas olan İngiltere'de böyle bir uygulama yok. Çünkü orada gerçek bir Federasyon var.

        Allah aşkına, dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde Futbol Federasyonları kendi yetkilerinde olan yaptırımları savcılar üzerinden yaptırmak isterler?

        Şimdi tekrar elektronik bilete dönersek, ben bu uygulamanın bir faydası olmayacağına inanıyorum.

        Söylemde bu kart sayesinde holiganlar tespit edilecek ve kolaylıkla yakalanacaklar. Peki, ülkemizde yılda yaklaşık 8 milyon kişinin maça gittiği tahmin edilirken yılda ortalama kaç kişi gözetim altına alınıyor? Ben deyim 350, siz deyin 1350. Yani biz "kötü seyirciyi kovalayacağız" derken 8 milyon kişiyi takibe almış olmuyor muyuz?

        İngiltere'de yılda 39 milyon taraftar maçları statlarda izliyor ve yılda ortalama 3500 kişi de gözetim altına alınır. Yani 3500 kişiyi tespit edeceğiz diye 39 milyon taraftarın huzurunu bozmazlar. Hele hele fotoğraf çekmek ve tüm kimlik bilgilerinin federasyon tarafından pazarlanabildiği bir uygulama asla yoktur. Olsa olsa kulüpler taraftar kartları ile maç bileti satışı yaparlar.

        En modern stadımız Seyrantepe'de neredeyse küçük bir çocuğun ölümüne neden olabilecek şişeyi atan ve kameraların tespit edemediği holiganın bulunmasında elektronik biletin nasıl bir faydası olacak anlamadım doğrusu.

        Görünen o ki, önümüzdeki süreçte TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in bir kez daha Bakan Suat Kılıç'ı ve Meclis'te grubu bulunan partileri ziyaret etmesi gerekiyor.

        Elektronik bilet yanlış bir uygulamadır ve yanlış hesapta Bağdat'tan olmasa da TBMM'den döner.

        Diğer Yazılar