Atletizmin 'değer'i
BİLİNİR, Olimpiyat'ın mottosu, üç Latince sözcükten oluşur: "Citius, altius, fortius" Yani, "Daha hızlı, daha yükseğe, daha güçlü."
Bu slogan sanki atletizm için konulmuş ve sanki boşuna "sporların anası atletizmdir" denilmemiş.
Bunca yıl sporun çeşitli kademelerinde görev yapan birisi olarak ilk kez bir Atletizm Şampiyonasını izleyebilmek için soluğu İstanbul'da aldım.
172 ülkeden 700'e yakın sporcunun katıldığı bu etkinlikte elimden geldiğince tüm yarışları izlemeye çalıştım.
Kendimi çocukken gittiğim lunaparktaymışım gibi hissettim. Oyuncular oyuncaklar gibiydi, bir tarafta dönme dolaplar (disk atanlar), diğer tarafta çarpışan otolar (engelli koşanlar); çocukça bir heyecanla nereye bakacağımı şaşırdım.
Uzun atlamaya bakarken, bir bakmışsınız dolu tribünlerden sırıkla atlama da sempatik Rus sporcu Yelena Isınbayeva için alkışlar yükseliyor.
İnanılmaz bir stili olan Fransız sırıkla yüksek atlamandan gözlerimi alamazken 60 metre engelli koşusunu kaçmyorum. Hele Aslı ile llham'ın koşusunu izlerken heyecandan kalbim duracak gibi oldu.
Kısacası can sıkıntısına hayat hakkı tanımayan zevkli ve heyecan dolu yarışmalar benim gibi tribünleri dolduran 7 bin 500 kişinin soluğunu kesti.
Sergei Bubka
Boşluğu bulduğum bir anda çeşitli görüşmelerde yaptım. Bugün bile rekorları kınlamayan sırıkla yüksek atlamacı Sergei Bubka, seyirciyi ve salonu beğendiğini söyledi. Ama sanki bizim ülkemizin kronik sorununu biliyormuşçasına da; 'önemli olan bundan sonra yapacağınız etkinliklerdir. Atletizm Federasyonu'nun buradan maksimum fayda sağlayacağı organizasyonları planlaması lazım' dedi. İşte beni de endişeye düşüren konu bu. Biz hala daha bu tesisi kimin işleteceğini bile bilmiyoruz. (Zavallı(!) Bubka nereden bilsin biz de ki bürokrasiyi) Spor İl Müdürlüğü mü yoksa Atletizm Federasyonu mu? Benim şahsi kanaatim, daha önce basketbol ve voleybol örneklerinde olduğu gibi kendi salonu olan federasyonlar daha başarılı olmuştur.
Turkcell ve sponsorlarımız
Önce Ankara'da Davis Cup Tenis Turnuvası'nda sonra da Bubka'nın basın toplantısında Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler'i ve profesyonel ekibini görünce şunu düşündüm:
Türk sporu sadece devletin kısıtlı kaynakları ile değil esasen sporun değerini bilen, spora değer katan, değerli sponsorlarla yükselecektir.
Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan'la da paylaştığım, hemen hemen tüm branşlarda dünya sporunu sallayan İspanya'nın 1992 Barcelona Olimpiyatları öncesinde yaptıkları çalışmalara dikkatinizi çekmek isterim.
İlk kez bu en büyük spor organizasyonuna ev sahipliği yapan İspanya'da Olimpik Sporlar Birliği programı (ADO 92) 1988'de hayata geçirildi.
Program çerçevesinde İspanyol spor tarihinde ilk kez, oyunlara katılım sağlanan 28 dal için 28 ayrı özel sponsorla anlaşma imzalandı. Böylece federasyonlar için ekonomik ek kaynak yaratıldı. Sponsorlara maddi destek verme fikrinin çekici hale getirilmesi için İspanya Radyo ve Televizyon Kurumu (TVE) devreye sokuldu.
TVE, sponsor olan firmalara reklamda özel indirimler sağladı ve gereken sponsorlar kısa sürede bulundu. Bunun dışında hükümet de olimpiyat için maddi destek sağladı. İspanya açısından esas amaç bu kaynakların her branşta en iyi sporcuların yetiştirilmesine yöneltilmesiydi.
İşte bizim de İspanya'da olduğu gibi 'Türk Spor Sistemi' oluşturmak için bürokratik engellere takılmayan 'hızlı', gözünü 'yükseklere' dikmiş ve ekonomik 'gücü' olan sponsorlara ihtiyacımız var.
Değer yaratan.
Tıpkı Turkcell gibi.