Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        - BAŞKAN Donald Trump ne yaptığını bilmiyor değilmiş meğerse Twitter’da. Bir “Bombalayacağım”, bir “Bombalamayacağım” diyerek aslında operasyonun tarihiyle oynuyormuş. ABD’nin saldırıya perşembe günü geçeceği bekleniyordu, bir gün ertelendi.

        - “Bayrağın etrafında kenetlenme” Amerika’nın savaş zamanlarında ortaya çıkan reflekslerinden biri. 1 haftadır en liberal, en serinkanlı NPR radyosu bile şahin denilebilecek uzmanları çıkarıyor yayına ve kamuoyunu Suriye’de yaşanan insanlık dramına karşı duyarlı olmaya davet ediyor. Başında “iddia” sözcüğü kullanılsa da Esad’ın kimyasal silahları sivillere karşı kullanması tekrar ediliyor, duyarlılıklar okşanıyor.

        - Zorunlu askerliğin olmadığı ABD’de El Kaide’yle savaşmak için 2001 sonrası orduya katılan askerlerin kimi isyanları sosyal medyada dolanıyor sadece. “Benim savaşım değil” başlıklı paylaşımlar binlerce “like” alıyor ama ana akım medyaya sirayet etmiyor.

        - ABD’nin Suriye’ye saldırmasıyla ne değişecek? Birçok uzmana göre kozmetik bir savaş bu. Daha önce de Suriye’yi vurmuştu ama Esad’a pek etki etmedi. Esad, kendi gücünün sınırlarını tepkilere göre zorluyor. Her seferinde biraz daha beklenmedik ve kabul edilemez bir şey yapıyor, eğer dünya devlerinden tepki gelmezse çıtayı biraz daha yükseltip yoluna devam ediyor.

        - Trump’ın başı Rusya yüzünden belada olduğu için Rusya’nın borusunun öttüğü Suriye’de operasyona kalkışması bir dünya savaşı mı? İtiraz eden askerler kadar sosyal medyada korku tetikleyen bir kampanya da bu. Oysa operasyon sınırlı, sadece gözdağı amacı taşıyor, Esad’ı yerinden etmeyecek ve Rusya’yı ürkütmeyecek. ABD’nin yaptığına şimdilik sadece “balans ayarı” denilebilir.

        - Amerikalıların büyük kafa karışıklığı: Neden Twitter’da Suriye’nin İngilizce yazılışı “Syria” yerine “Siria” en çok konuşulan başlıklar arasındaydı? “Doğrusu ‘Syria’ diye yazılır” diyen kimi Amerikan Twitter kullanıcıları başkalarına akıl öğretirken dünyada İngilizce dışında başka dillerin de olduğunu fark ettiler.

        ***********

        KIYAFETLERİN DOLDURDUĞU BOŞLUK

        HAYATA dair deneme tadında çok güzel yazılar yazıyor Metin Münir. Geçenlerde 30’lu yaşlarında Londra’daki şık butiklerden aldığı özel kıyafetleri anlatıyordu T24’te.

        Fular, kravat, gömlek için ayrı mağazaları dolaşıyor, takım elbisesini, gözlük çerçevesini özel olarak en pahalı markalardan seçiyor.

        “Neden bu kadar düşkündüm giyime?” diye soruyor hep şık olarak bildiğim Münir.

        “Belki o şık giysilerin arkasına bir şeyler gizlemek istiyordum. Belki de iyi giyinecek kadar para olmadığı günlerin acısını çıkarmak. Belki güzel olan her şeye karşı olan düşkünlüğümden.”

        BENİM GARDIROBUM

        2 hafta önce taşındım, bu sefer çok uzun sürdü ve hâlâ yerleşemedim.

        Dün, küçük bir servet değerindeki kendi gardırobuma baktım. Asla giyilmeyecek, asla giyilmesin diye alınmış, astronomik fiyatının üzerinden yüzde 75 indirimli bulunup daha az astronomik fiyata düşünce almadan durulamamış kıyafetler...

        Hemen her gün aynı şeyleri giyiyorum oysa. Metin Münir o pahalı kıyafetli yıllarında yüzünün asık olduğunu, “mutsuz ve kayıp” olduğunu yazıyor.

        En pahalı kıyafetlerimi işsizken ya da boşluktayken almışım, şimdi fark ediyorum. O Givenchy sweatshirt, o Rick Owens mont boşluğu tamamlayacak kritik parçalar gibi geldi. O an için kendilerine yüklenen misyonu yerine getirdikleri, eve gelen kutulardan, hışırtılı paket kâğıtlarının içinden çıktıkları anda vücudumun serotonin ve endorfin salgıladığını inkâr edemem.

        Ama işlevlerini çok çabuk yitirip zamanla dolapta unutulmaya mahkûm oluyor bu giysiler.

        Mutlu ve meşgul olduğum zamanlarda bırakın mağazayı kıyafet sitelerine bile bakamaz haldeyim oysa. Kendi kendime çoktandır koyduğum bir kural var: Askı almıyorum. Dolabımdan ancak bir parça eksilirse yerine yenisini koyuyorum.

        ***********

        PROFESYONEL BEKLEYİCİ

        BU hafta New York’ta bir mağazadan kurayla satılan bir ayakkabı kazandım. Ancak sabah 09.00-10.30 arası gidip almam gerekiyor, kapıda da uzun bir kuyruk olacağını biliyorum.

        “Ayakkabıya lanet olsun” diye düşünürken yeni bir meslek keşfettim. Profesyonel sıra bekleyiciler... Saati 20 küsur dolara istediğiniz yerin sırasında duruyorlar.

        UZUN KUYRUKLAR

        New York (genelde de ABD) sıra bekleme ülkesi zaten. Yeni açılan ve rezervasyon almayan o küçücük lokantaya gitmek için 3 saat beklemeniz şart... Cebinizden bir servet çıkararak satın alacak olsanız da iPhone için bir gece önceden kamp yapıyorsunuz... “Star Wars” filmini açılış günü izlemek mi istiyorsunuz? Sizi kaldırımda çadır kuranların arasına alalım. (Son yıllarda sinemalar numaralı yer uygulamasına geçse de hayranlar bu bekleme geleneğini yaşatıyor.)

        Hele hele Supreme’in sezon başlarında kuyruk 48 saat önceden başlıyor...

        Bütün bunlar için “bekleyici” tutmak çok iyi fikir değil mi? Hayat her zaman olduğu gibi zenginlere güzel tabii.

        Not: Bekleyici tutmadım, ayakkabıyı alıp almayacağımı bilmiyorum.

        ***********

        YİNE VEDA

        AYDIN Doğan’ın medyaya veda turları bitmiyor, Hürriyet’in bu vedaları haber yapması da. En son Hürriyet, Almanya’yı ziyaret etmiş. Bu veda işi giderek Doğan Haber Ajansı’nın Hakkâri bürosuna kadar varacak gibi.

        Peki ya karikatür yarışması, o ne olacak?

        ***********

        YAŞASIN MASA BAŞI HABERCİLİĞİ

        MARK Zuckerberg’in Amerikan Kongresi önünde 2 gün boyunca toplam 10 saat süren ifadesinin ardından pek çok haber yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Amerikan basınında okuduğum en iyi haberler, orada ne olduğuyla ilgili rutin bültenler değil...

        - Giydiği kıyafetin analizini yapıyorlar...

        - Gözündeki şişliğe karşı beş ayrı çözüm öneriyor bir dergi...

        - Senatörlerin teknoloji bilgisini sorguluyorlar...

        - Sosyal medyaya regülasyonun nasıl olabileceğine dair önerilerde bulunuyorlar...

        En sıkıcı, en boğuk gündemden bile renk çıkarabiliyor iyi gazeteciler. Artık gazetecilikte “orada olmak” anlamını yitirmeye başladı, ama göz kremi haberinden de anlaşılabileceği gibi masa başında da yaratıcı olanlar kazanıyor.

        Diğer Yazılar