Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DOĞRUYA doğru, seçim sürecinde beni en şaşırtan lider Meral Akşener oldu. Susurluk yıllarında aklımda “faşist teyze” olarak kalan Akşener adeta bir solcu politikacı gibi konuşuyor, yürüttüğü fazlasıyla Amerikalı kampanyayla CHP’nin çoktandır boşalttığı bir alana oynuyordu. CHP kendini merkez sağa konumlandırırken İYİ Parti de ortanın soluna yerleşiyordu.

        Fatih Altaylı’ya konuk olduktan sonra Meral Akşener hakkında “Acaba solcu mu” diye yazdım.

        Bunun büyük bir stratejik hata olduğu sandık sonuçlarından anlaşıldı. Daha yeni kurulan partisinin aldığı oy oranına rağmen Akşener bu seçimin en büyük mağlubu: Seçmene ikinci bir sol parti seçeneği sundu ve kaybetti.

        Dün, MHP tabanından önemli isimlere partinin nasıl kan kaybetmediğini sordum. En önemli faktörün MHP’nin tabana Başbuğ’dan emanet olduğunu ve her fırsatta sahip çıkacaklarını söyledi. İYİ Parti’ye MHP’den büyük bir milletvekili göçü olmaması aslında MHP’nin oy oranı konusunda da fikir vermeliydi.

        Ayrıca, Meral Akşener hakkında yaratılan olumsuz algının da tabanda etkili olduğunu söylediler.

        DEMİRTAŞ FAKTÖRÜ

        En önemli konu, Akşener’in HDP’ye gülücükler atması, Selahattin Demirtaş’ın serbest kalacağı vaadini vermesiydi. “Bu söylemle milliyetçilerden asla oy alamaz” diye kırmızı çizgiyi çok net ortaya koydular. Akşener ikinci turda Diyarbakır’daki Kürt oylarına göz dikerken, İç Anadolu’daki milliyetçi seçmenden oldu.

        Bana kalırsa Akşener, siyasi özgürlüklerden yana tavır alarak tarihin doğru yerinde durdu. Bazen bu seçim kazanmaktan daha da önemlidir. Ama Türkiye’de başarının sadece sandığa endekslendiği bir sistemde de benim sempatimi kazanacağına milliyetçi tabana oynaması, hatta benim ve benim gibilerin nefretini kazanması siyasi strateji olarak daha doğru olmaz mıydı?

        Meral Akşener “solcu” duruşunun aksine Doğu Perinçek’in çizgisini belirleyip “HDP’yi kapatacağız, Demirtaş asla hapisten çıkmayacak, ABD ülkemiz üzerinde oyunlar oynuyor” dese bugünkü seçim sonuçları çok daha farklı olabilirdi. Ama o “Asena” olmak yerine Hillary Clinton’lığı tercih etti. Halbuki dünyadaki siyasi iklimler aşırı uçtaki sağ partilere talep olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Marine Le Pen’i olmak Akşener’i kuşkusuz daha yukarı taşırdı.

        Kim bilir, belki de bilinçli bir tercihle Türkiye’de aşırı uçların yükselmesini engelledi Akşener.

        YENİ MUHALEFET

        Muhalefetin görevinin her zaman seçim kazanmak değil, demokrasi kültürünü canlı tutmak ve siyasal iktidarı dengelemek olduğunu anlamamız gerekiyor. Ama Türkiye’de siyasi kavramların karıştığı, kategorilerin birbirine girdiği de net.

        Şimdi İYİ Parti’nin dağılıp Akşener’in yok olacağı ihtimali kadar uzun vadede muhalefetin liderliğine oynayacağı tahminleri de yapılıyor.

        90’larda Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’in fedakârlık yapıp merkez sağı birleştirmeleri tartışmaları yaşanırdı sık sık. Belki de Akşener’in yapması gereken partisini CHP’yle birleştirmesi, oluşacak yeni “merkez sağ” partinin liderliğine oynaması. Kılıçdaroğlu da böylece HDP’ye geçer.

        Bunun seçmende oluşan kafa karışıklığına da son vereceğini düşünüyorum: Solu temsilen HDP, merkez sağda İYİ- CHP, sağda da AK Parti ve MHP. Hiç değilse herkes kime neden oy verdiğini anlamış olur.

        ***********

        BAHÇELİ’NİN SİTEMİNİ ANLAMADIM

        DEVLET Bahçeli’nin köşe yazarlarını hedef alan ilanında benim de adım var. Şaşırdım, kendi arşivimde arama yaptım. Devlet Bahçeli’den hiç ama hiç bahsetmemişim. Bahçeli, “Beyhude çabanıza rağmen MHP’yi durduramadınız” diyor, “Sayısız iftiranıza teşekkür ederim” diye ekliyor ama ben partisinden bile söz etmemişim. İma bile etmemişim ne onu ne partisini...

        Aksine, birçok okurum gerçekleri yazdığım için beni Cumhur İttifakı’na destek vermekle bile itham etti...

        Devlet Bahçeli de beni kızdığı köşe yazarları arasında sayıyor.

        Gazeteciliğin en güzel tarafı bu olsa gerek... Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranmak... İki tarafı da memnun edemediğime göre doğru yoldayım demek ki.

        ***********

        MECLİS OLMADI, MEDYA VERELİM

        İYİ Parti’den milletvekili adayı olan gazeteci Mehmet Tezkan ne yazık ki Meclis’e giremedi. Daha önce Milliyet’te yazan Tezkan’ın tekrar Demirören Medya Grubu’na dönüp dönmeyeceği şüpheli.

        Bu arada ilginç bazı medya dedikoduları da yayılıyor...

        SON DEDİKODU

        İYİ Parti’nin basın danışmanlığını yapan eski gazeteci Murat İde’nin de bu görevi bırakacağı söyleniyor. Hatta Yılmaz Özdil’in onu Sözcü’nün başına getirmek için uğraştığı da... Tezkan’la İYİ Parti arasındaki köprüyü kuran daha önce Show Haber’de birlikte çalıştıkları Murat İde’ydi zaten...

        Özdil’in operasyonu başarılı olursa Tezkan da köşe yazılarına Sözcü’de dönecek herhalde. Gerçi bildiğim kadarıyla Sözcü’nün patronu Burak Akbay’ın mevcut yönetimden pek sıkıntısı yok...

        ***********

        BUNDAN SONRA NELER OLACAK?

        Muharrem İnce, CHP’nin başına geçemeyecek...

        Can Dündar yine Türkiye’ye dönemeyecek...

        Selahattin Demirtaş hapisten çıkamayacak...

        Enis Berberoğlu özgürlüğüne kavuşacak...

        ■ Aydın Doğan’ın Almanya’daki tedavisi yine uzayacak...

        Ali Koç, Fenerbahçe’yi şampiyon yapamayacak...

        Ahmet Şık mutlaka HDP’de kavga çıkaracak....

        ***********

        MÜLTECİ SİYASETİ

        AVRUPA siyasetinde sağ ve sol arasındaki en büyük görüş ayrılığı, mültecilerin durumu üzerine yaşanıyor. Sol siyaset savaş bölgelerinden Avrupa’ya göç eden mültecilere insanlık namına sahip çıkılmasını savunuyor, sağcılar ise sınırların kapatılmasından yana...

        Türkiye’de Suriyeli göçmenlere sahip çıkan iktidar partisi sağda... Suriyeli göçmenleri evine göndereceğiz diye siyasi kampanya yapan Muharrem İnce ise güya solda... Her konuda olduğu gibi burada da Türkiye’de işler ters.

        Sonuçta İnce’nin mültecilere yönelik faşist söylemleri tutmadı... Keşke bir insanlık meselesi hiç siyasi malzeme yapılmasaydı. “Göndereceğim” lafları ne kadar tatsız, ne kadar gereksizdi. Avrupa’da göçmenlerden şikâyet eden solcular bile en azından ayıp olmasın diye daha başka gerekçeler buluyor, hiç kimse bu kadar katı tutum almıyor mülteciler konusunda.

        Diğer Yazılar