Chelsea'de sanat şöleni
New York’ta galeri turuna çıkmak için seçtiğim istikamet tabii ki Chelsea oluyor. Mesafelerin yakınlığı onlarca galeriye hiç zahmetsiz ulaşabilmeyi mümkün kılarken, tatmin olmuş bir sanat izleyicisi olarak günümü sonlandırabiliyorum. Aklımdan hep geçense, İstanbul’da bir günümü sergi gezmeye ayırsam en fazla kaç galeri gezebileceğim oluyor. Beyoğlu, Nişantaşı, Tophane ve Akaretler gibi galerilerin yoğunca yer aldığı semtleri aynı günde ziyaret edebilmenin neredeyse imkânsız olduğunu, İstanbul’a da bir galeri bölgesi gerektiğini düşünüp duruyorum.
HIRST VE WEIWEI
Bir gün farkla açılışını göremediğim Damien Hirst‘ün son sergisine ev sahipliği yapan Gagosian‘ın önünden turuma başlıyorum. İçeride hâlâ sergi hazırlıkları sürüyor. Gagosian, dünya üzerinde yer alan 11 şubesinde ilk kez aynı anda tek bir sanatçıyı ağırlayacağını çoktan duyuruyor. Gagosian ve Hirst işbirliğiyle 300 üzerinde benekli resim, agresifçe pazara sürülüyor. Dev bir sergi olarak tasarlanan “The Complete Spot Paintings 1986-2011”de, sanatçının pazarlama harikası yöntemlerinden bir yenisine daha şahit oluyoruz. İşin ilgi çeken başka bir yanı da bu yüzlerce resimden çok azının kendisi tarafından boyandığının söylenmesi. Damien Hirst’ün cevabı ise hazır: “Bunun hâlâ konu olması çok yersiz. Sanatçıya da tıpkı bir mimara baktığınız gözle bakmalısınız. Müthiş mimarlar inşaat işlerini kendileri yapmazlar.” Beyaz tuvallerdeki beneklerin fabrikasyon görüntülerine rağmen aslında elle, teker teker boyanmış olmaları beni, bu serinin mükemmel bir görsellik, el becerisi ya da düşünsel bir boyut sunmakta olduklarına ikna etmeye yetmiyor. Kim bilir belki de ben çok önyargılıyım; Hirst’ün rengârenk benekli tuvallerini göremediğime hiç üzülmüyorum. En çok görmek istedigim sergi ise Mary Boone Gallery‘de yer alıyor. Ai Weiwei‘nin daha önce Tate Modern’de sergilenerek büyük ses getiren 150 tonluk porselen ayçekirdekli yerleştirmesi “Sunflower Seeds” Amerika’da ilk kez sergileniyor. Galeri tabanına serili beş ton çekirdek Tate’tekinin mini bir versiyonu gibi duruyor, ama yine de nefes kesiyor. Ucuz işgücü ve kalitesiz ürünlerin temsilcisi haline dönüşen “Made in China” fenomenine, aktivist sanatçı Weiwei’nin seri üretim yerine el emeğini öne çıkaran çekirdekleri üzerinden bambaşka bir bakış açısı öneriliyor. Çin’deki insan kalabalığını hatırlatan bu çekirdek yığınının fiyatı 2.750.000 dolar. Yığının başında bir güvenlik görevlisi nöbet tutuyor. Fotoğraf çekmek serbest, yeter ki dokunmayın!
ÖNE ÇIKANLAR
Gezdiğim sergiler arasında Hasted Kraeutler’de Pierre Gonnord’ın marjinal karakterleri fotoğrafladığı portreleri oldukça etkileyici. Jaz-minh Moore asi ruh halini, kız kardeşini yıkık bir kulübede resmettiği tuvallerinde başarıyla yansıtıyor. Paul Kasmin Gallery’de suluboya ve duvar çizimleriyle oluşturulan masalsı bir sergiye konuk oluyorum. Mark Twain’in maceralarının Santi Moix‘in maceralarına dönüştürülmesi oldukça ilginç. Klara Kristalova ise Lehmann Maupin’deki tekinsiz heykellerinde çocukluk düşlerimizi ve kâbuslarımızı seramikle görselleştiriyor.