'Hâlâ Buradasın'
MONA Hatoum’un “Hâlâ Buradasın” adlı sergisi geçtiğimiz ayın 17’sinde ARTER’de açıldı. Emre Baykal’ın küratörlüğünde gerçekleştirilen bu kapsamlı sergide, sanatçının 1990’lardan bu yana ürettiği çalışmalarından 30’dan fazlasını bir arada görmek mümkün.
MONA HATOUM
Beyrut’ta doğan Filistin kökenli İngiliz sanatçı Mona Hatoum, çok kültürlü kimliğini sanatsal üretimlerine taşıyor. Güncel dünyada insanları kuşatan tedirginlik hissi üzerinden politik çalışmalara yönelen sanatçı, işlerinde şiirsel bir tavrı da yansıtıyor. Farklı disiplinlerde üretimler gerçekleştiren Hatoum, 1980’lerde beden odaklı video ve performanslarıyla üretmeye başlamış, 1990’ların başından itibaren de büyük ölçekli yerleştirmelere yönelmiş. Çalışmalarındaki görsel etki sadece izleyicinin belleğinde izler bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda düşünmeye de yönlendiriyor. Dünyanın pek çok yerinde yaşanan ve artık çoğu insan için sıradanlaşan konular ve olaylar onun üretimlerinde sıra dışı sunumlarıyla, izleyiciyi tüm yaşananlarla sürekli bağlantılar kurmaya zorluyor.
TEKİNSİZ HALLER
ARTER’e girer girmez izleyiciyi karşılayan ilk iş 2011 tarihli “Bunker” oluyor. Sanatçının doğup büyüdüğü Beyrut’taki binalara gönderme yaptığı bu çalışma, savaş sırasında hasar gören enkaz halindeki binaların temsili oluyor. Sismik halkalarla kaplı dünya haritasını gösteren halı, kafesi andıran dev bir küre, yüzeylerinde girinti ve çıkıntılar yarattığı Beyrut, Bağdat ve Kabil’in haritaları ile daha önce Marakeş’te izleme imkânı bulduğum “Misbah” adlı yerleştirme giriş katında yer alan diğer işler. Birinci kata çıkınca gerçek bir paravan büyüklüğündeki katlanabilir peynir rendesi ve yatak boyutlarında diğer bir rende ile karşılaşıyoruz. Sıradan gündelik nesnelerin insan boyutlarında büyütülüp, tehlikeli hale getirilmesi sanatçının sıkça başvurduğu yöntemlerden biri aslında. Bu alanda en dikkat çeken çalışmalardan biri olan “Undercurrent” ise kırmızı kumaşla kaplı elektrik kablolarından dokunmuş bir kilim ve bu kilimin uzun bırakılmış uçlarına bağlanmış yanıp sönen ampullerden meydana geliyor. Nefes alıp veren bir yaratığı anımsatan bu kıpkırmızı yerleştirme, tuhaf bir tedirginlik hissi yayıyor. Salonun diğer ucundaki “Worry Beads” adlı devasa bir tespih ile camla ürettiği yapıtları dikkat çekiyor. Ecza dolabına yerleştirilen ve yılbaşı ağacı süslemelerini andıran, kimisi el bombası formundaki rengârenk Murano cam objeleri ve hemen bu dolabın yanı başında yer alan “A Bigger Splash”ta, yere düşen camdan kocaman kan damlalarını irkilerek deneyimliyoruz. Çalışmalarında organik malzemeleri, özellikle de saçı sıklıkla kullanan Hatoum’un, saç tellerini örerek gerçekleştirdiği “Hair Grids With Knots” adlı zarif işini büyük boyutlu ve renkli yerleştirmeler arasında bile fark etmemek mümkün değil. İkinci katta yer alan “Kapan” ise bu sergiye özel tasarlanmış. Beş parçadan meydana gelen, insan boyundaki eğri metal yapı birimler, içerisinde adeta can çekişen kırmızı cam formlarla deprem felaketini hatırlatıyor. ARTER’den çıkarken sergiyle aynı adı taşıyan portre formatındaki duvar aynasından yansıyan görüntüme baktığımı hatırlıyorum. Aynada Arap harfleriyle “Hâlâ buradasın” yazıyor. Görüntüme yansıyan bu cümleyle hayatta olduğumun teyidini almış olsam da üzerime sinen tekinsizlik halini atmakta uzun bir süre zorlanıyorum.